1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

Nisa 34.Ayet ( Kadını Dövmek Var Mı ? )

Konu, 'Meal ve Tefsir' kısmında Alphan tarafından paylaşıldı.

  1. Alphan

    Alphan Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Simdi Kuran a Bakalim nisa 34.ayete de Iffetsizliklerineden düsmanliklarindan Kusku Duyulan kadinlara ön görülen cezalar icinde DÖVME yoktur ! daha dogrusu Nisa 34 de öngörülen bir ceza yoktur alinmasi gereken bazi tedbirler vardir.


    DAYAK BIR MÜESSIR FIILI dir: DAYAKDAN TEDBIR OLMAZ CEZA OLUR !

    Nisa 34 de ki ** DARB ** kelimesi Kuran da ki kullaniminin disina cikarilarak Bir Oyun oynaniyor ve kadinin en kücük bir itirazi bile MAHKUM edilerek ERKEGIN DAYAGI ile cezalandiriliyor.Tam bir yargisiz Infaz..

    Peki dogrusu nedir ? Alimlerimizin Icinden " DÖVÜN " diyerek ciktiklari isin esasi nedir ?..




    iste: :hacıdede



    Önce Nisa 34 de gecen darb sözünün Kuran da ki kullanimlarini görelim


    1) örnek vermek,örneklerle anlatmak (ibrahim 24;Nahl 75-76;Rum,28 )


    2) gezip dolasmak seyahat etmek ( Nisa 94 Maide 106 )


    3) Yol acmak ( taha 77 )


    4) uzaklastirmak uzakta tutmak ( zuhruf,5 )


    5) Mühürlemek damgalamak tikamak ( Bakara 61 kehf 11 )


    Darb sözcügünün "" VURMAK "" anlaminda kullanimlari ise söyle:


    6) Yüze ve sirta vurmak : Bu kullanim Vücuh ( yüzler ) ve edbar ( sirtlar ) sözcükleri ile Daima birliktedir (Enfal 50, Muhammed,24 )


    7) elle vurmak: Bu Kullanim ** CAR ** edati ( Ba ) iledir (Saffat,93 )


    Boyun ve parmaklari vurup ucurmak: bu Kullanim a#nak ( Boyunlar ve benan ( Parmaklar )kelimeleri ile kullanilmistir (Enfal 12 )


    9) Bir alet ile sopa ile vurmak: Bu kullanim da ** CAR ** edati (ba ) iledir ( Bakara 60 araf 160;suara,63;Sad,44 )


    Nisa 34 deki kullanim vurmak anlamindaki Kullanimlarin Hic birine uymamaktadir


    ** DARB ** kelimesi burada tasidigi 20 yi askin anlamdan biri olan ** Barindigi yerden Uzaklastirmak **(Sülasi den kullanim ) ,Yolculuga cikarmak
    ( If al Kalibindan kullanim ) anlaminda kullanilmistir.
    Cünkü diger Kullanimlarin hic biri ayet in amaci ve icerigi ile bagdasmamaktadir..


    Özellikle uzaklastirmak anlamindaki kullanim hem icerik hem de filolojik acidan cok uygun düsmektedir Cünkü Bu kullanimda sülasi fiil ( derabe ) mef ulüne ( tümlecine ) Hic bir edata ihtiyac duymadan Dogrudan ulasmaktadir ki geleneksel okuyuslara da Tamamen UYGUNDUR !


    Buna göre nisa 34 deki FADRIBUHUNNE emrinin anlami ** Onlari bulunduklari yerden UZAKLASTIRIN ** OLUR !


    Kullanimin ** VURMAK ** Anlaminda olmasi filolojik acidan Mümkün görülebilir ama Bu anlamda alinmasini engelliyecek ** DINSEL KARINELER **,Hatta deliller vardir.


    1 ) Kesinlesmis ZINA sucuna dövme cezasi verilmesi


    2) IFK olayinda Hz.Aise nin dövülmeyip ikamet yerinden uzaklastirilmasi

    3 )Veda Hutbesindeki sözün,Kadinlari dövmeyi kesin ZINA sucu sartina baglamasidir


    IFK olayi Bildiginiz gibi Hz.Aise ye ZINA iftirasi atilmistir. ve Olay aciga cikana kadar Ne dayak atilmis ne attirilmis Babasi Hz.Ebubekir in evinde oturmaya mecbur edilmistir..


    Buradan yola cikarsak sevgili Kardeslerim:
    Nisa 34 de Kadinin dövülmesini emreden bir beyan yoktur..


    Kadinin sedakatsizlik veya iffetsizlik kuskusunu doguracak bir durum varsa:
    Olay aciklikliga kavusana kadar Bulundugu yerden uzaklastirma vardir.


    ayrica iki tedbir daha var ki Bunda Müsterekiz


    Ögüt vermek ve yatakta yanliz birakmak..


    Simdi ehlisünnet alimlerinin bu Meseleyi KURAN ic dinamiklerini calistirarak cözmemelerine SASTIM dogrusu..


    Acaba ARABCA mi Bilmiyorlar KURAN dan mi anlamiyorlar..


    Yoksa Niyetleri mi BASKA ??






    **********


    Bunu Buraya aktardiktan sonra sorayim..


    Bu ulema ben den de mi CAHIL ?..


    Gayet tabii hayir..


    O zaman Sorun ne ?..
    Kadinlara Olan bir düsmanlik Bir komplex ?....
  2. ikraislam

    ikraislam Üye Site Emektarı Kullanıcı

    Erkeğin Yöneticiliği ve Dövme Yetkisi


    İslâm hukukunda "aile reisliği" denebilecek "kavvâm olma" yetki ve sorumluluğu kocaya verilmiştir. Kur'ân-ı Kerim'de; "Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve erkekler mallarından harcama yaptıkları için erkekler kavvâmdır/kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır, Allah'ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (kimse görmese de nâmuslarını) koruyucudurlar. Baş kaldırmasından (nüşûz) endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür." (4/Nisâ, 34) denilmektedir. Burada "kavvâm" kelimesi, koruma ve yönetme hak ve yetkilerine müştereken sahip olmayı ifâde etmektedir. Aile reisliğinin kocaya verilmesi, toplumun bu en küçük biriminde ortaya çıkabilecek karmaşayı önleme ve huzuru sağlama hedefine yöneliktir. Dolayısıyla burada ontolojik bir üstünlükten ziyâde, fonksiyonel bir yetki farklılığının sözkonusu olduğunu söylemek gerekir. Bu genel kural, yetenek ve harcama yükümlülüğünün yer değiştirdiği münferit örneklerde farklı bir durumun ortaya çıkmasına engel teşkil etmez. Nitekim bazı çağdaş İslâm âlimleri, harcama yükümlülüğünün yer değiştirebildiği zamanımızda bu kuralın değişmez olmadığı hususu üzerinde durmaktadır (Meselâ, Bkz. Fazlur Rahman, Ana Konularıyla Kur'an, s. 93-94).


    Kur'ân-ı Kerim, bilindiği gibi meseleler hakkında genel prensipler vazeder, çoğunlukla ayrıntıya girmez. Ancak, âile ile ilgili düzenlemelere baktığımızda şaşırtıcı bir şekilde ayrıntıya girdiğini ve kesin hükümler koyduğunu görürüz. İnsanlık tarihi boyunca hiçbir toplumda varlığı inkâr olunamamış âile kurumunu İslâm'ın da bu derece önemsemesi ve en ince ayrıntısına kadar hükümler vazetmiş olması, sağlıklı bir toplum oluşturulmasında âilenin öneminin ne derece büyük olduğunu göstermektedir. Toplumun düzenli bir işleyişe sahip olması, onu oluşturan alt birimlerin de düzenli ve sağlıklı bir yapıda olmasına bağlıdır.


    Bu noktada toplumun en küçük birimi olan âileye düzenli bir işleyiş kazandırılmalı ve devamı sağlanmalıdır. Her topluluğun işleyişinde farklı sorumluluklar, görevler ve bu görevlerin îfâ edilmesi için verilmiş yetkiler olduğu gibi, âilede de bu durum sözkonusudur. Erkeğin yöneticiliği meselesi de bu bağlamda ele alınmalı, eşler arası ve âile içi hukukta doğru ve geçerli ilkeler yakalanmaya çalışılmalıdır.


    Konuyla ilgili tartışmalar, Nisâ Sûresi 34. âyette geçen "kavvâmûne" kelimesi üzerinde yoğunlaşmaktadır. "Yönetici" olarak meallendirilen kavvâmûne kelimesinden yola çıkarak pek çok müfessir, erkeğin dünya işlerinde mutlak bir üstünlük ve mutlak bir yöneticilik vasfına hâiz olduğunu ifâde etmişlerdir. Hatta bazı müfessirler, bu üstünlüğü âhirete de taşımışlardır. Kavvâmûne kelimesini doğru şekliyle anlayabilmek için Kur'an'da geçtiği diğer âyetleri de incelememiz yerinde olacaktır:


    "Ey iman edenler, adâleti ayakta tutanlar olun. (Kûnû kavvâmîne bi'l kıst)" (4/Nisâ, 135). "Ey iman edenler, âdil şâhidler olarak Allah için hakkı ayakta tutanlar olun. (Kûnû kavvâmîne lillâhi şühedâe bi'l kıst)" (5/Mâide, 8). Âyetlerde görüldüğü gibi kavvâmûne kelimesi, sadece yöneticilik anlamı ifâde etmemektedir. Öncelikle içerdiği anlam; koruyup gözetmek (Râgıp el-İsfahânî), işleri güzel idare etmek (Mu'cemu'l-Vecîz), bir şeyi hakkıyla yerine getirip ayakta tutmaktır. Dolayısıyla kelimenin sadece yöneticilik mânâsına hamledilmesi eksik ve yanlış olacaktır.


    Erkeklerin kadınlar üzerinde kavvâm olması, yaygın olarak anlaşıldğı gibi ontolojik, fazîlet vb. alanlarda mutlak üstünlüklerden kaynaklanan bir yöneticilik değildir. Âilenin korunup gözetilmesinde, temsil edilmesinde ve işleyişinde sahip oldukları sorumluluğun daha fazla olmasından kaynaklanan bir görev ve yetkidir. Âyette "erkeklerin kendi mallarından harcaması dolayısıyla..." şeklinde bir ifâde bulunması, verilen hükmün illetini anlamak açısından önemlidir. Âyetin evlilik hayatı ve âile düzeni ile ilgili olduğu açıktır. Allah Teâlâ, tüm düzenlemelerde fıtrî kabiliyetler ölçüsünde sorumluluk yüklediği ve yetkilendirdiği gibi, burada da erkeği daha fazla sorumlu tutmuştur. Bu sorumlulukta ve âileyi idâre etme ve yönetmede erkek bir önceliğe sahiptir. Yukarıda da ifâde edildiği gibi küçük dahi olsa bir topluluğun düzenli işlemesinde böyle bir hiyerarşiye ihtiyaç vardır ve bu çok doğaldır.


    Ancak, burada yönetme olayının algılanışı da çok önemlidir. Yönetme deyince akla baskı, emir ve cezâ değil; istişâre ile oluşan, insanın düzenli hayat sürmesini sağlayan bir olgu gelmelidir. Hz. Peygamber'in uygulamasında da bunu görebiliyoruz. Peygamber olması, onu çevresindekilerle istişâreden alıkoymamış, bizzat Kur'an'ın teşvîkiyle bunu her zaman gerçekleştirmiştir. Ancak bu dönemden günümüzedek süren sultacı yönetimler "yönetme" kavramının baskıcı, totaliter bir anlam kazanmasına sebep olmuştur. Bu etkinin erkek yöneticiliği konusunda zihinlere ve dolayısıyla âileye de yansıdığı söylenebilir. Halbuki devlet yönetimi konusunda Hz. Peygamber'in uyguladığı bu istişârî metod, her konuda olduğu gibi âilenin işleyişinde de erkeğin yönetici olması konusunda bize ışık tutacak önemli bir veridir. Kısacası, erkek, sahip olduğu özellikler doğrultusunda yüklendiği sorumlulukları, âilenin korunup gözetilmesini, idâresini, istişâre ile gerçekleştirecek, bu konuda kendisine verilen önceliği bir zulüm vesilesi olarak kullanmayacaktır. Çünkü zulümle İslâm'ın bağdaşması mümkün değildir. (18)


    Erkeklerin maddî ve mânevî durumları ile ve özellikle ekonomik rolleri, onların âile reisi -sorumlu yönetici- olmalarını tabiî kılmıştır. Aile küçük bir toplumdur; toplum düzenle yaşar. Düzen ise, bir reisi, bir idâreciyi zarûri kılar. İslâm'da devlet başkanından âile reisine kadar her idâreci, İlâhî tâlimata göre hareket etmek, İslâmî kurallara göre ve istişâreye uyarak yönetmek mecbûriyetindedir. Şu halde onlara itaat, bu tâlimata itaat demektir. İdâre eden veya edilen kimse bu tâlimatın dışına çıkar, meşrû kurallara itaatsizlik ederse yaptırım uygulanır. Burada bahis konusu olan, zevcenin itaatsizliğidir. Çare olarak önce öğüt vermek, sonra yatak boykotu ve daha sonra da dövme tavsiye edilmiştir. Kur'an'ı bize tebliğ eden Hz. Peygamber (s.a.s.) hiçbir zaman kadın dövmediği gibi "kadını eşek döver gibi dövüp de günün sonunda onu koynunuza alıp yatmanız olacak şey midir?" buyurarak ümmetini uyarmıştır. Ayrıca bu yaptırım kullanıldığı takdirde, kadının canını yakmayacak ve vücudunda iz bırakmayacak şekilde misvak, kurşun kalem gibi bir cisimle vurmak -ki, acı vermekten çok, psikolojik ceza unsuru olarak- uygulamak gerektiğini de ifade buyurmuştur. Şu halde bu dövme yaptırımı, ahlâksız bazı kadınlar için en son çare olarak başvurulacak zarûrî bir yol olup, kayıtlara ve şartlara bağlıdır. Ayrıca kadının da kocasından şikâyetçi olması halinde hakem ve hâkime başvurma, hakkını arama imkânı vardır.


    Ailede karı koca arasında bir anlaşmazlık çıkması durumunda bunun nasıl halledileceği meselesi önemli bir problem teşkil etmektedir. Burada kadının aile içindeki konumunu yakından ilgilendiren nokta, böyle durumlarda kocanın karısı üzerinde ne gibi bir yetkisinin bulunduğu hususudur. Koca, âile reisi olduğuna göre, bu yetkinin aşırı kullanımının bir taraftan âile birliğini, diğer taraftan kadının kişiliğini etkileyeceği açıktır. Kur'ân-ı Kerim de, kocasına karşı itaatsizlik ve ahlâksızlık/sadâkatsizlik (nâşize) durumuna düşen kadının önce nasihatle yola getirileceği, ardından yatakların ayrılacağı, bunun da etkili olmaması halinde dövülebileceğinin (darb) belirtilmesi (4/Nisâ, 34) üzerinde en fazla tartışılan konuların başında gelmektedir. Âyette geçen "darb" kelimesinin yaygın anlamı olan "dövme"den başka bir anlam taşıyıp taşımadığı günümüzde çok tartışılmaktadır. Burada, İlâhî mesaja doğru mânâ verilmesi açısından âyette sadece darb kelimesinin değil; "nâşize"nin de ne anlamda ve hangi kapsamda kullanıldığının belirlenmesi gerekmektedir.


    Genel olarak "itaatsizlik" mânâsına gelen "nüşûz" kelimesi, âilenin huzurunu bozan basit bir davranıştan iffetsiz yaşamaya kadar geniş bir alanı içine almaktadır. Huzuru bozan her davranışın ağırlığına denk bir yaptırımla karşılanması, hem âilenin birliğini koruma noktasından hem de fiil ve yaptırım arasında, gözetilmesi gereken denge açısından önemlidir. Kur'an'ı yorumlamada birinci kaynak olan Hz. Peygamber'in uygulamaları bu konuya da ışık tutacak niteliktedir. Hadis kitapları ve Rasûl-i Ekrem'in hayatından bahseden eserler, Onun eşlerini dövdüğüne dâir herhangi bir olaydan asla söz etmemektedir. Hz. Âişe, Rasûlullah'ın eşlerini ve hizmetçilerini asla ve hiçbir zaman dövmediğini söylemektedir (İbn Mâce, Nikâh 51). Ayrıca Hz. Peygamber, kendisine karşı olumsuz davranışından ötürü Hz. Âişe'nin babası tarafından cezâlandırılmasına da rızâ göstermemiştir. Şu halde basit uyuşmazlık durumunda şiddete başvurulması önerilen bir yöntem değildir. Rasûl-i Ekrem Vedâ hutbesinde kadınlara iyi davranılmasını öğütlemekte, bunun yanında "yataklarını herhangi bir kimseye çiğnetmemeleri"nin (zinâ etmemelerinin) kocaların eşleri üzerindeki hakkı olduğunu söylemekte, aksi takdirde hafifçe dövülebileceklerinden bahsetmektedir (Müslim, Hac 47; Ebû Dâvud, Menâsik 56; Tirmizî,Tefsîr 9). Âyette geçen "nüşûz"un hangi davranışları içermesi halinde dövme cezâsının uygulanabileceğini göstermesi bakımından Vedâ hutbesindeki bu ifâde dikkat çekicidir.


    Kadını dövme meselesi, bugüne kadar ve günümüzde de İslâm düşmanlarının, özellikle feministlerin kullandığı önemli noktalardan biri olduğu gibi, bazı müslümanların da şartları gözetmeden mutlak biçimde meşrûlaştırdığı bir konu olmuştur. Konuyla ilgili Nisâ sûresi 34. âyette, öncelikle sâliha kadınların "görünmeyeni koruyanlar" olarak tanımlanması ve devamında da dövme olayından bahsedilmesi, bir nâmussuzluk olayını çağrıştırmaktadır. Ancak metinde "nüşûz" kelimesinin geçmesi, olayın sadece nâmussuzluk ile sınırlandırılamayacağını göstermektedir. Kelime olarak isyan, başkaldırı, geçimsizlik hali anlamlarına gelen “nüşûz” ile âile içinde sürekli problem çıkarma, dikkafalılık, huysuzluk, geçimsizlik gösteren, yani olgun bir kişiliğe ulaşamamış kadınlar anlaşılmaktadır. Bu âyet, sürekli bu fiilleri yapma eğilimini taşıyan kadınların terbiye metodunu göstermektedir. Nüşûz hali gösteren kadınların âile huzurunun yeniden elde edilmesi konusunda âyet bir metod göstermektedir. Bu metodda erkek, kadının işlediği fiile göre tavır takınmalıdır. Anca yine de kadının davranışlarında bir düzelme değil de; aksine bir bozulma görülürse, bu bozulmaya karşılık erkeğin tedrîcen daha sert tedbirler olarak en son dövme olayına başvurması, âilenin kurtarılması açısından son bir çâre olabilir. Âile huzurunu tek taraflı bozan kadın, dövülme gibi onur kırıcı bir olayla karşılaştığında âile saâdetini kurtarma konusunda daha sıhhatli düşünebilir. Bayılıp kendinden geçmiş bir hastayı uyarmak için doktorun hastanın yüzüne tokat atması gibidir bu.


    Ancak, şu unutulmamalıdır ki, "dövme" sınırları belli özel bir durum için sözkonusudur. Başka bir deyişle âyet, âile içinde tüm kadın-erkek ilişkileri için genelleştirilemez. Çünkü âile ortamında esas olan eşler arasında sürekli istişâreyle saygı ve sevgi unsurunun temellendirilmesidir. Sözkonusu âyet, dövme olayını, bu saygı ve sevgi unsurunu tek yönlü olarak bozan ve istismar eden, şirret kadınlar için sınırlandırmıştır. O halde, özel şartlar için geçerli olan dövme olayını "erkek, eşini dövebilir" şeklinde genelleştirmek kişinin kendi zâlimliğini Kur'an'a âlet etmek olacaktır.


    Burada şu soru akla gelebilir: Âile huzurunu bozan kişinin kadın değil de; erkek olduğu zamanlarda problem nasıl çözülecektir? Kadın, erkeğin âile içindeki geçimsizliklerine, sorumsuzluklarına katlanmak zorunda mıdır? Elbete ki kadın da eşini düzeltme yönünde bazı girişimlerde bulunup öğüt verebilir. Ancak kadının erkeği dövmesi, kadının yapısı gereği üstlenemeyeceği bir davranış olduğu gibi, çoğunlukla vâkıaya da tekabül etmediğinden erkek yüzünden bozulan ve boşanma noktasına yaklaşılan bir durumda ise, kadının yapacağı âileler arası (kadın ve kocanın yakınlarından veya temsilcilerinden oluşan) hakem heyetine veya meşrû mahkemeye başvurarak problemin çözülmesi yönündeki talebi olacaktır.


    Kişiliğini oluşturamamış, şirret, laftan anlamayan, huzursuzluk çıkarıp âilenin işleyişini tek taraflı bozan kadınlar için boşanma öncesi önerilen bu metodu, âilenin saâdeti için çalışan, sorunlara yaklaşımda ölçülü, vakarlı kadınlar için de, onların belki haklı olarak karşı gelmelerine teşmil etmek Kur'an'a aykırıdır. Rasûlullah'tan gelen haberlerde birçok problemlerine rağmen hanımlarının hiçbirini dövmemiş olduğunu görüyoruz. Bu da bizim için önemli bir veridir.


    Dövme, hangi suçun veya suçların karşılığı olacaktır? Âyette bu suçla ilgili "nüşûz" kelimesi kullanılıyor. Bazıları bu kelimeye "huysuzluk, geçimsizlik, dikbaşlılık" anlamı vermiştir. Aslında nüşûz, bu anlamlardan daha büyük bir suçtur. Râgıb el-İsfahanî şöyle der: "Nüşûz; kadının kocasına kin tutması ve ona saygıdan uzaklaşıp başkasına göz koymasıdır." Âsım Efendi, el-Kamusu'l-Muhît tercümesinde şu açıklamayı verir: "Nüşûz; hâtun, zevcine buğz ve adâvet idüp isyan ile muâmele eylemek mânâsınadır." Yani "nüşûz; hanımın, kocasına düşmanlık ve kinle isyan etmesidir." Bu lügatçıların açıklamalarına göre nüşûz; düşmanlık, başkasına göz koyma, kin tutma, sadâkatsizlik sonucu kocaya karşı bir isyanın başlatılmasıdır. Kısacası, bir iffetsizlik ve sadâkatsizlik sözkonusudur.


    Ayrıca, Kur'an'da geçen "fa'dribûhunne" emrindeki "darb" kelimesinin âyetlerde sadece dövme anlamında değil, çok farklı anlamlarda kullanıldığından yola çıkılarak, Zuhruf sûresi 5. âyette olduğu gibi, bu âyette de uzaklaştırmak, uzakta tutmak anlamında olabileceğini iddia edenler de vardır. O takdirde bu âyetteki "fa'dribûhunne" emri "dövün" anlamında değil; "onları bulundukları yerden uzaklaştırın!" mânâsındadır. Yalnız, bu yorum, şâz bir yorumdur, müfessirler ve âlimlerin cumhûru bu yoruma katılmazlar.


    Aslında, klasik dönemin bazı âlimleri de dövme yetkisine çok ihtiyatla yaklaşmışlardır. Hz. Peygamber'in, müslümanların en hayırlılarının eşlerine en iyi davrananlar olduğunu ve kendisinin bu konuda örnek teşkil ettiğini söylemesini, eşlerini ancak kötü kimselerin döveceğini ifâde ederek onlara böyle davranılmamasını emretmesini gözönüne alan bazı âlimler, kadının dövülemeyeceğini veya fazîletli davranışın onlara böyle bir cezâyı uygulamamak olduğunu belirtmişlerdir (Bkz. Abdülkerim Zeydân, el-Mufassal fî Ahkâmi'l-Mer'e ve'l-Beyti'l-Müslim, Beyrut, 1993, c. 7, s. 316-317). Fakat tatbikatta her zaman Rasûlullah'ın bildirdiği bu esaslara göre davranıldığını söylemek mümkün değildir. Bunların büyük çoğunluğu, kadınlarını dövme yetkisini Kur'an'dan değil; nefis ve hevâlarından, câhilî örf ve âdetten almakta, Rasûlullah'ın ifâdesiyle leîm/kötü koca sıfatını hak etmektedir.





    "Sâliha bir kadın, dine ne güzel bir yardımcıdır." (Hadis-i şerif rivâyeti)
    Kaynak: Ahmed Kalkan kavram tefsiri.
  3. Alphan

    Alphan Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Allah razi Olsun Güzel aciklamaniz icin;

    Bu mu'dur ?..

    BUDUR !..
  4. Birtat

    Birtat İyi Bilinen Üye Site Emektarı Kullanıcı


    olay budur...
    bilgileriniz için teşekkürler.

    İslam ile evi yönetene, sert bi bakışta yeter..
  5. ruveyda

    ruveyda İyi Bilinen Üye Site Emektarı Kullanıcı

    ALLAH razı olsun
  6. hayalet

    hayalet Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Allah razi olsun sizlerden kardeslerim, acizane bizden tek bir soz herzaman icin Islami Yasayan ve Yasatan esler secin kendinize , Allah ve Rasulun koydugu emirler uzerine yasayan esler secin , sakin olaki siz , siz olun duyumlara aldanmayin ve herzaman icin namaz,ibadet gereken seyleri yerine getiriyormu esiniz diye sorun ve ondan sonra evlenin.
  7. Ebu SILA

    Ebu SILA Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    alphan bey peki bakara suresinde ki 73. de ki ( darabe) fiilini niye görmedin.?
    peki şuara 63. de ki darabe yi niye görmedin.? işte sizin usulünüz hadis inkarcısı modernistlerin usulüdür. onlar da işine gelen hadisi uydurma da olsa kabul eder işine gelmeyen ayeti de görmezden gelirler.!
  8. Nefer-i Guraba

    Nefer-i Guraba 74.3 - Rabbini yücelt. Kullanıcı

    Dini kabul ettiğimizde ilk şart olan LA İLAHE İLLALAHH dediğimizde LA İLAHE dediğimizde benim hayatıma hükmedecek hiçbir güç ve kudret yoktur diyor akabinde İLLALAH dediğimizdedd alemlerin RABbinden başka yoktur diyoruz.Kısaca hayatımızın her alanında bu sözün etrafında bina ettiğimizdede iki cihanımızıda imar etmiş oluyoruz.Bir toplumun en küçük çekirdeği ve en büyük imarı ailedir.Eğer aile imar edersek toplu imar etmiş oluruz.Bunu yapabilmemiz içinde bizi yaradanın hükümlerini en güzel ve doğru iman etmemiz gerektiğini iman etmemizle olur.Nisa 34 ayettin son kısmındaki sonuç kısmınındaki yaptırımını el alıp ondan önceki erkeğin aklıselim ve dirayetlik bakımından kadınlardan daha üstün olduğu için dünyadaki ihtiyaçlarını ve ahiret hayatına önderlik vererek sorumluluk altına sokmuş eğer erkek olarak bu görevi layıkıyla yaptığında halde karşı taraf bunlara rağmen edepsizlikte ısrar ederse yaptırım hakkını vermiştir.Bu da olmazsa güzellikle ayrılması emretmiştir.Yoksa canı istediğinde veyahut içip veyahut batılın karanlıklarında kaybolmuş olupta hıncını çıkarmak için değildir.Bu ap açık ALLAH'ın lanetlediği zalimliktir.Sen kimsenin malı değilsin güçlü ol ve çağdaşlık naraları altında ne yapılırak hayatımızı nasıl zehir ediliyor bakalım.
    Kadın ve erkek eşittir diyorlar fakat "eşittir" derken kısmı istedikleri yerde kullanılıyor ama işine geldiklerin duymamazlıktan geliyor.Sen kimsenin malı değilsin özğür ve güçlüsün istediğin gibi ol dediklerinde artık hiçkimsenin değil umuma sundukların sayesinde umumun malısın.İsteyen dayatılan aşk ve mutlu olma ritueellerinden birini veya biraz daha zorsa biraz daha fazlasını vererek arzusu geçene dek faydalanır(buna izin veren!) nasıl olsa altan daha tazesi geliyor.Bugün kadınlara yapılan bütün zulüm baş azmettiricisi yine kadınlar oluyor.Tessettür çarşaf giymek,toplu aykkabı giymemek değildir;bunlar sadece rükûnlarından biridir.Bunların asıl maksata yardımcılarıdır.Asıl maksat şahsiyetiyle bir bireydir.Unutmayın bu toplumun erkeğinide kadınınıda yetiştiren sizsiniz.Ve bu yüzdendirki; siz sakınılması ve korunulması (maddi ve manevi)gereken herşeyden çok daha değerlisiniz.Size bulaşacak ufak bir pislik toplumun ilerisinde daha büyük sonuçları olucaktır.Buradan kalem sahiplerine ufak bir notum olucak.İsmi anıldığında rasulullahın(s.a.v) gözlerini dolduran Hatice annemizi en az bir ebubekir(r.a) kadar anlatalımki.Bize dayatılan kadın profilimi yoksa ALLAH'ın bizim için şeçtiğimi daha hayırlı olduğunu örneklendirecek daha muazzam örnek olamaz.
  9. Ebu SILA

    Ebu SILA Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Nisa Suresi 34. ayetinin tefsiri:
    Allah Azze ve Celle buyuruyor ki; “Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır. Allah'ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür.”(Nisa 34)

    Alimler, devlet başkanının erkek olmasının şart olduğunda icma etmiştir.[1] Buna deliller, meali geçen, tefsiri gelecek olan Nisa suresi 34. ayeti ve kadının dışarı çıkmasını kısıtlayan Ahzab suresi 33. ayeti ile kaydedeceğimiz hadislerdir. Ehli Kıbleden hiçbiri kadının imamlığını ve emirliğini caiz görmemiştir. Buna sadece Haricilerden Şebibiye fırkası muhalefet etmiştir.[2]
    Ebu Bekre r.a.’den; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki;
    “İşlerinin idaresini kadınlara veren bir kavim asla kurtuluşa ermez.”[3]
    Hadisin ravisi Ebu Bekre r.a., Cemel savaşında yer almayı istememiş, bu hadisi delil göstermiştir.[4] Cemel vakasında Aişe r.a.’nın lider olması, kadının idareci olması hakkında delil olmaz. Zira hadisi şerifte buyrulur ki;

    “Sizden alnı tüylü devenin sahibi Hav’eb’in köpekleri kendisine havladığı yere kadar gider. Çok kimse öldürülür. Kendisi de zor kurtulur”[5]

    Aişe r.a., Cemel vakasında Irak’a giderken Beni Amir sularından bir suyun yanına vardı. Orada köpekler havlamaya başladı. “Buranın adı nedir?” diye sorunca “Hav’eb’dir” dediler. Bunun üzerine Aişe r.a. “Ben dönüyorum” dedi.[6]

    Cemel vakasına işaret eden diğer hadislerde; “Bir kavim çıkar helak olurlar, felah bulmazlar. Önderleri kadındır ve o cennete gidecektir.”[7]

    Huzeyfe r.a. dedi ki; “Ehlibeyt iki fırka olup birbirlerine kılıç salladıkları zaman Ali’nin emrinde olanlarla beraber olun. Zira o, doğru yolda olacaktır.”[8]

    Aişe r.a.’nın bu hareketinde hatalı olduğu, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem tarafından bildirilmiş, Aişe r.a. da ömrü boyunca bu hareketinin pişmanlığını çekmiştir.[9] Ayrıca Aişe r.a.’nın hilafet için değil, ara bulmak için çıktığı bilinmektedir.[10]
    Hadiste buyrulur ki; “Erkekler, kadınlara itaat ettiklerinde helak olmuştur.”[11]

    Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, kadınlara; “Sizin aklınız ve dininiz eksiktir” buyurunca, bu eksikliğin ne olduğu soruldu. Buyurdu ki; “İki kadının şahitliği bir erkeğin şahitliğine denktir. Bu aklın noksanlığıdır. Adet günlerinde namaz kılamayıp oruç tutamaması da dininin eksikliğidir”[12]

    Avrupa’da yapılan bir araştırmada erkek ve kadın deneklere, trende bir yaşlı adamla bir zenci adamın kavgasını karikatürize eden bir resim gösteriliyor. Daha sonra deneklere bu resimde bıçağın kimin elinde olduğu soruluyor. Kadınlar hissi davranıp yanılarak bıçağın zencide olduğunu söylerken, erkekler yaşlı adamda olduğunu söylüyorlar. Resimde bıçak, gerçekten yaşlı adamın elindedir. Bu örnekte, İslam’ın kadına şahitlik konusunda yarım pay verilişinin hikmeti görülüyor.[13]

    Ayet ve hadisler, kadının idareciliğine açık bir kapı bırakmamıştır. Kadınlar; hislerine yenik düşmeleri, erkeklerin sahip olduğu idrak, fikir ve düşünceye sahip olamayışları, şefkat ve vicdan konularında erkeklerden farklı oluşları sebebiyle aklen de lider olamazlar.

    Allame Ahmed Muhammed Şakir der ki; “Çağımızın kadınları dış etkilerin büyük tesiriyle kibir, gurur ve isyan ile doludur. Erkeklerle her alanda eşitlik peşindeymiş gibi görünüyorlarsa da temelde ev içinde ve dışında erkeklere tasallut ve görüşlerini dayatma peşindedirler. Kur’an ve sünnette açık naslar ile sabit olan İslam şeraitine karşı açık bir isyan ve eylem içerisindedirler. Kelimenin tam anlamıyla sorumluluk alanlarına girmeyen bölümlerde bile erkeklerin üzerinde sulta kurma peşindedirler.”[14]
    Kadın dövülür mü?
    Allah Azze ve Celle, Nisa suresi 34. ayetinde saliha ve itaatkar kadınları övmüş, olumsuz davrandıklarında nasıl hareket edileceğini belirtmiş, son çare olarak dövülmelerini tavsiye etmiştir. Ayetin nüzul sebebi şöyle rivayet edilmiştir;

    Ali r.a.’den; Ensardan birisi hanımını Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e getirdi. Kadın;

    Ey Allah’ın Rasulü! Kocam beni dövdü ve yüzümde iz bıraktı.” Diye şikayet etti. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem;
    “Buna hakkı yok” buyurdu. Bunun üzerine Nisa suresi 34. ayeti nazil oldu. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem kadına;

    “Sen bir iş istedin ama Allah ondan başkasını murad etti.” Buyurdu.[15]

    Kadının dövülmesi asla bir yol haline getirilemez. Hadiste buyrulur ki; “Adama ne oluyor da karısını köle döver gibi dövüyor?”[16]

    Amr İbnu'I-Ahvas (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    "Kadınlara karşı hayırhah olun. Çünkü onlar sizin yanınızda esirler gibidirler. Onlara iyi davranmaktan başka bir hakkınız yok, yeter ki onlar açık bir çirkinlik işlemesinler. Eğer işlerlerse yatakta yalnız bırakın ve şiddetli olmayacak şekilde dövün. Size itaat ederlerse haklarında aşırı gitmeye bahane aramayın. Bilesiniz, kadınlarınız üzerinde hakkınız var, kadınlarınızın da sizin üzerinizde hakkı var. Onlar üzerindeki hakkınız, yatağınızı istemediklerinize çiğnetmemeleridir. İstemediklerinizi evlerinize almamalarıdır. Bilesiniz onların sizin üzerinizdeki hakları, onlara giyecek ve yiyeceklerinde iyi davranmanızdır.''[17]

    Alimler kadının dövülebileceği hususları şöyle belirtmişlerdir; “kadının evden izinsiz çıkması, kocasına sövmesi, namahrem birine yüzünü açması, yabancı erkekle konuşması, kocasının evinden adetin üzerinde bir şey vermesi v.b.”[18]

    Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; “Kadınlar marufta size isyan ettikleri zaman incitmeksizin dövün”[19]

    “Caiz olarak kadınları dövün, ancak onları dövmeyi kötülerinizden başkası adet edinmez.”[20]

    Diğer bir hadiste de korkutmak amacıyla; “hane halkının görebileceği bir yere kırbaç asın. Bu da onlar için bir tür edeptir.” Buyrulmuştur.[21]

    Zübeyr Bin Avam r.a., evine girdi ve hanımı Esma ile diğer hanımına evi süpürmelerini emredip çıktı. Döndüğünde evi aynı halde buldu. Esma şöyle anlatıyor; “Saçlarımızı birbirine bağladı ve süpürgeyle acıtıcı şekilde vurmaya başladı. Diğer hanımı daha güzel olduğu için ona fazla vurmuyordu. Bende ise çirkin bir iz kalmıştı. Şikayet etmek için ablam Aişe’ye gittim. O da beni babam Ebubekr radıyallahu anh’e gönderdi ve dedi ki; “Kardeşime böyle ne yapmış?” bana babam Ebu bekr radıyallahu anh dedi ki; “Ey kızım! Şüphesiz o, Salih bir adamdır ve çocuklarının babasıdır. Umulur ki, Allah seni Cennet’te onunla evlendirecektir. Sabret ve evine dön.” [22]

    Yahya bin Ebi Kesir’den; Süleyman Bin Davud aleyhisselam dedi ki; “Düşmanını kızdırmak istiyorsan evinden asayı uzak etme.”[23]

    Ömer r.a.’den merfuan; “Erkeğe hanımını niçin dövdüğü sorulmaz.”[24]

    “Şeytan Arap yarımadasında namaz kılanları kendine taptırmaktan ümidini kesmiştir. Lakin aldatmak ve arabozmak için kışkırtmaktan ümitlidir.”[25]

    Cabir r.a. rivayet ediyor; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki;

    “Şüphesiz iblis, arşını su üstüne kurar, sonra ekiplerini halkı fitneye düşürmeleri için gönderir. Onlardan iblise en yakını fitne olarak en büyüğüdür. Onlardan biri gelir ve “şöyle şöyle yaptım” der. İblis ona; “hiçbir şey yapmamışsın” der. Daha sonra bir başkası gelip; “adamla karısının arasını bozana dek bırakmadım” der. Bunun üzerine iblis onu kucaklar ve; “ne güzel bir iş becerdin” der.[26]
    [1] Şankıti Advaul Beyan(1/55) Demici İmametul Uzma(s.225) İbni Hazm Meratibul İcma(s.125) Kurtubi(5/168) Ahmed Muhammed Şakir Umde(3/164) Gazali Fadaihul Batıniye(s.180) Vehbe Zuhayli Fıkhul İslami(6/693) İbni Hazm Faslul Makal(4/110) Begavi Şerhus Sunne(10/77) Ahmed Şibli el İslam(s.226) Bağdadi el Fark Beynel Firak(110)
    [2] İbni Hazm Faslul Makal(4/110) Kurtubi(1/271) Demici(s.227)
    [3] Buhari(fiten 18) Tirmizi(2262) Nesai(8/227) Fethul Bari(13/53) Tayalisi(2811) Ahmed(5/43) Hakim(3/118) Dulabi Kuna(1/18) Beyhaki(3/90) Kurtubi(1/355) Taberi(1/165) Neylul Evtar(8/263) İbni Kesir(1/405) Telhisul Habir(4/184) Sübülüs Selam(4/123) Cemül Fevaid(5959-60)
    [4] İbni Kesir el Bidaye(6/291) İbni Hacer Metalibu Aliye(4474) Nuaym Bin Hammad Fiten(s.97)
    [5] Ahmed(6/52) Suyuti Hasais(2/260) Suyuti Menahilus Safa(s.51) Kadı Iyaz Şifa(s.340) Kastalani Mevahibu Leduniye(2/268) Cemül Fevaid(9831) Mecmauz Zevaid(7/234) Taberi Tarihi(5/170) Heytemi Sevaiq(s.273) İbni Kesir el Bidaye(6/290) Berzenci el İşaa(s.29) Metalibul Aliye(4464)
    [6] İbni Kesir el Bidaye(7/373) Ahmed(6/97) Taberi(5/171) İbni Sad(8/56) Kadı Iyaz(340) Menahilus Safa(s.51) Hasais(2/260) Cemül Fevaid(9830) Mecmauz Zevaid(7/234) Nuaym Bin Hammad(s.45)
    [7] Beyhaki’den; İbni Kesir el Bidaye(6/291) Metalibu Aliye(4474)
    [8] Bezzar’dan; Mecmauz Zevaid(7/236) Cemül Fevaid(9832) Hakim(4/459) Berzenci el İşaa(s.30)
    [9] İbni Sad(8/56) Nuaym Bin Hammad(s.44) Asım Köksal Reddiye(s.49)
    [10] bkz.: Kurtubi(14/181)
    [11] sahihtir. Hakim(4/291) Ahmed(5/45) Esrarul Merfua(530) Ebu Nuaym Tarihu İsbehan(2/34) İbni Masi Ahiru Cüz(11/1) Fethul Vehhab(1/197) Suyuti Durerul Muntesira(99) Lealiul Masnua(2/147) Hakim bu hadise sahih demiş, Zehebi de onu doğrulamıştır.
    [12] Buhari(hayz 7) Müslim(iman 132) Ebu Davud(sünnet 6) Tirmizi(iman 10) İbni Mace(fiten 19) Fethul Bari(1/405) Avnul Mabud(12/438)
    [13] Bu araştırmayı Edip Yüksel İlginç Sorular adlı kitabında nakletmişti.
    [14] Ahmed Muhammed Şakir(Umdetut Tefasir(3/164)
    [15] İbni Ebu Hatem ve İbni Merduye’den naklen; İbni Kesir(1/406) İbnül Cevzi Mecmaul Beyan(3/48) Taberi(5/58) Sabuni Revaiul Beyan(1/398) Vahidi Esbabun Nuzul(s.188) el İsabe(2/27) Durrül Mensur(2/151) Suyuti Lubabun Nukul(s.73) Fahreddin Razi Mefatihul Gayb(8/18) Nisaburi Vedehul Burhan(1/300)
    [16] Buhari(6/83) Müslim(cennet 49) Tirmizi(tefsir 80) Ahmed(4/17) İbni Mace(1/638) Darimi(2226)
    [17] Tirmizi(3087)
    [18] Hulasatul Fetava ve Kınye’den naklen; Berika(5/317) İbni Teymiye Tefsir(3/238) Ebu Hayan Bahru Muhit(3/241) Şankıti Advaul Beyan(1/288) Taberi(4/68) Sabuni Safvetut Tefasir(1/274) Şevkani Neylul Evtar(6/288) Şafii Ahkamul Kur’an(s.160) Said Şimşek Tefsir Problemleri(s.229)
    [19] Taberi(5/41) Kenzul Ummal(44988) Sabuni Revaiul Beyan(1/401) Tahkimi Sadat(2/441) hadis hasendir.
    [20] İbni Habib Gaye ve Nihaye(s.248) Camiüs Sağir(1093) Huseyni el Beyan vet Tarif(257) İbni Hibban(316) Şarani, Bedrul Münir(635) Kenz(44947) Tahkimi Sadat(2/441) isnadı hasendir.
    [21] Taberani(10671) Abdurrazzak(20213) Edebul Müfred(1229) Hilye(7/332) Mecmauz Zevaid(8/106) hasendir.
    [22] İbni Sad(8/251) Mamer el Cami(11/302) İbni Kesir en Nihaye(s.481) Kurtubi Tezkira(s.522) İbni Hacer Metalibu Aliye(1619)
    [23] Ahmed Zühd(217) İbni Ebi Şeybe(6/130)
    [24] Ebu Davud(2147) İbni Mace(1986) Ahmed(127) Tayalisi(2135) Hakim(4/175) Deylemi(8003) Beyhaki(7/305) Mişkat(3268) Cemül Fevaid(4302) Rıyazus Salihin(68) Zadul Mead(2/481) Camiüs Sağir(9778) Durrül Mensur(2/106) Nevevi Ezkar(333) İrvaul Galil(7/98) Nevafihul Atira(2657)
    [25] Müslim(2812) Tirmizi(1937) Ebu Yala(2095) Ahmed(14350) Mişkat(72)
    [26] Müslim(2813) Ahmed(14361) Şerhus Sunne(4212) Camiüs Sağir(2613) Tergib(3/82) İbni Kesir(1/74) Beyhaki Şuab(8721)
    _________________
    Rabbî zidnî ilmen ve fehmen ve elhıknî bi's-salihin
    .............................alıntı.......................................................
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş