1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.
  2. Duyuruyu Kapat
  3. Duyuruyu Kapat

İlmi Konu Nurcu Mehmed Kırkıncı'nın Islam Devleti Çarpıtmasına Reddiye

Konu, 'iLMi Munazaralar' kısmında Abdulmuizz Fida tarafından paylaşıldı.

  1. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

      
    Nurcu Mehmed Kırkıncı'nın İslam Devleti Çarpıtmasına Reddiye

    [​IMG]

    Mehmed Kırkıncı'nın anlattığı sohbettin yazıya dökülmüş halinden (hatalı) anlaşılan mesele ve doğru(su) anlaşılması gereken şunlardır:

    S1- Kâfir Devlet - Daru’l Harb, olmanın şartı nedir?

    S 2- Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenin hükmü nedir?

    Cevaba geçecek olursak;

    C 1- Bir ülkenin Daru’l harb / kâfir devlet olma şartı Cumhur (Hanefi mezhebi hariç 3 mezhebe göre) mezheplere göre tek şart vardır, o da Allah’ın indirdiği ahkam ile hükmedilmemesidir. Hanefi mezhebine göre ise üç şart vardır. Birincisi, Cumhurun ittifak ettiği tek şart olan Allahın indirdiğiyle hükmedilmemesi, ahkâmı şirkin tatbikidir. İkinci olarak şart ise Daru'l harbe bitişik olması, üçüncü şart da olarak da o ülkede eman, Müslümanlara değil kâfirlere olmasıdır. (El-Mebsut / İmam Serahsi)
    Hanefi mezhebinde İmameyn’e (İmam Muhammed ve İmam Yusuf) göre ise , bu durumda , bir şart yeter ; başkası gerekmez. O da , küfür ahkamını izhar etmektir. (Açıktan yapmaktır) Bu kıyastır. (Fetava-yi Hindiyye, C. 4, Sf: 137- 138 – 249 )

    Bir ülkenin kafir devlet – Daru’l harb olması için Allah’ın indirdiği ahkam ile hükmedilmeme şart, o ahkamı kabul ederse, Allahın indirdiğiyle hükmedebilir, o zaman Dar’ul harb olmaz manasına gelmemektedir. Böyle bir mana da aranmamıştır. Zaten güç ve emniyet Müslümanlardan yana ise (İslam diyarında) Allahın ahkamıyla hükmetmemesinin mazereti olamaz!

    DAR’UL-HARB ve DAR’UL- İSLAM

    https://www.islam-tr.net/konu/dar’ul-harb-ve-dar’ul-islam-kitab.7235/

    C 2- "….. Kim de Allah 'in indirdikleriyle hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir." (Maide 44)


    Allah'ın İndirdiğiyle Hükmetmeyen Hakim, Ne Zaman Küçük Küfür İşlemiş Olur?

    Allah (c.c)’ın indirdiğiyle hükmetmeyen hakim, duruma göre İslam’dan çıkartan büyük küfür, duruma göre de İslam’dan çıkartmayan küçük küfür işlemiş olur. Sahabe ve alimlerin sözlerinde, Allah (c.c)’ın indirdiği ile hükmetmeyen hakimin bazı durumlarda büyük küfür değil, küçük küfür işlediği görülür. Acaba sahabe ve alimlerin bundan kastettikleri kimlerdir?

    İbni Abbas (r.anhuma), Tavus ve diğer İslam alimlerinin, Allah (c.c)’ın indirdiğiyle hükmetmedikleri halde tekfir etmedikleri hakimler, yahudilerin yaptığı gibi helali haram, haramı helal yapan veya zamanımızdaki gibi İslam şeriatini bir kenara atarak onun yerine beşeri kanunları koyan hakimler değildir elbette... Zira böyle kimselerin büyük küfür işledikleri konusunda hiçbir müslüman şubhe etmez.

    Allah (c.c)’ın indirdiğiyle hükmetmeyen hakimin ne zaman küçük küfür işlemiş sayılacağı konusunda Şeyh Muhammed b. İbrahim şöyle dedi: “....Allah (c.c)’ın indirdiğiyle hükmetmeyen ikinci kısım hakimlere, yani; İslam milletinden çıkmayan hakimlere gelince... İbni Abbas (r.anhuma)’ın “Maide: 44” hakkındaki sözü daha önce geçmişti. O, bu sözünde bu kısım hakimlere işaret etmiştir. İbni Abbas (r.anhuma) şöyle dedi: “Bu sizin düşündüğünüz gibi insanı İslam milletinden çıkaran küfür değildir.” İbni Abbas (r.anhuma) bir başka yerde ise şöyle dedi: “Bu, bir başka küfürdür.”

    Bir mesele hakkında heva ve hevesine veya şehvetine uyarak Allah (c.c)’ın indirdiğiyle hükmetmeyen hakimin bu yaptığı amelin küçük küfür olabilmesi için; Allah (c.c)’ın o mesele hakkında indirdiği hükümle hükmetmek gerektiğine, Allah (c.c) ve rasulunün o meseleye verdiği hükmünün hak olduğuna inanması ve bu konuda hata ettiğini itiraf etmesi gerekir. Bu hakim her ne kadar yaptığı bu amel sebebiyle İslam milletinden çıkmamışsa da işlediği bu amel büyük haramdır. Öyle ki, zina etmek, içki içmek, hırsızlık yapmak, yalan yere yemin etmek ve bunlar gibi büyük günah olan amellerden daha büyük haramdır. Zira Allah (c.c) bu ameli küfür olarak isimlendirmiştir. Allah (c.c)’ın, kitabında küfür olarak isimlendirdiği bir haram, küfür olarak isimlendirmediği haramdan elbette daha büyük olmalıdır.”(Şeyh Muhammed b. İbrahim, Tahkimil Kavanin, sf: 7)

    Allah (c.c)’ın indirdiğiyle hükmetmeyen hakimin yapmış olduğu bu amele büyük küfür değil, küçük küfür hükmünün verilebilmesi için aşağıdaki şartların gerçekleşmesi gerekir:

    1 - Heva ve hevesine uyarak belli bir meseleye, Allah (c.c)’ın o meseleyle ilgili hükmünü uygulamayıp meseleyi değiştirmiş ve değiştirdiği meseleye Allah (c.c)’ın o meseledeki hükmünü vermiş olmalıdır. Örneğin; hırsızlık yapmış bir kimse kendisine getirildiğinde, heva ve hevesine uyduğu veya bir takım menfaatler elde etmek istediği için bu kimsenin hırsızlık yaptığını bilmesine rağmen hırsızlık yapmadığını, bu konudaki delillerin yetersiz olduğunu söyleyerek o kimseye el kesme cezasını uygulamaması veya bir kimseyi öldürmediği halde, hakkında katil ithamı yapılan bir kimsenin katil olduğunu söyleyerek ona öldürme cezasını zulmen vermesi gibi...

    Allah (c.c)’ın bir meseledeki hükmünü iptal ederek onun yerine yeni bir hüküm koyan, örneğin; Allah (c.c) hırsız hakkında el kesme hükmünü verdiği halde, bu hükmü iptal ederek onun yerine hapis cezasını koyan hakim ise asla bu grup hakimlere girmez. Zira bu hakim, meseleyi değiştirerek Allah (c.c)’ın o meseledeki hükmünü vermemiş, bilakis Allah (c.c)’ın bir meselede bildirdiği hükmü değiştirmiş ve o mesele hakkında yeni bir hüküm vermiştir. Tıpkı yahudilerin yaptığı gibi... İşte bu hakim İslam milletinden çıkartan bir küfür işlemiş olur.

    2 - Hakimin o meselede asıl verilmesi gereken hükmün Allah (c.c)’ın hükmü olduğuna dair imanı tam olmalıdır.
    3 - Yaptığı amelin çok büyük bir haram olduğuna inanmalıdır.
    4 - Allah (c.c)’ın hükmünü uygulayıb uygulama konusunda muhayyer olduğuna inanmamalıdır.
    5 - Allah (c.c)’ın o meselede vermiş olduğu hükmü küçümsememelidir.

    (Allah, kendi indirdiğiyle hükmetmeyenlerin 1- Kâfir, 2- Zalim, 3- Fasık olduklarını belirtmektedir. Aynı şekilde, Allah'ın indirdiğini bırakıb, kendisinin veya başkalarının ortaya koyduğuyla hükmeden kişi bu üç suçu da işlemiş olur. Önce, Allah'ın indirdiğini reddetmekle küfr suçu işlemiştir. İkinci olarak, bütünüyle adil olan Allah'ın indirdiğini çiğnemekle zulüm suçunu işlemiştir. Üçüncüsü olarak ise, Allah'ın kulu olduğu halde, üzerine Hakim olanın indirdiğini bırakıp, kendisinin veya bir başkasınınkini benimsemekle fasık olmuştur. Böylece uygulamada Rabbine bağlı ve tâbi olmaktan çıkmış ve otoritesini inkâr etmiş olmaktadır ki, bu da fısktır. Bu küfür, zulüm ve fısk, İlâhi hükmü çiğnemenin parçalarıdır. Bu yüzden böylesi bir çiğnemenin olduğu yerde bu üç suçtan kaçınmak mümkün değlidir. Değişen niteliğine ve reddedişin boyutuna göre suçun cinsidir. Eğer bir kişi İlâhi hükmün yanlış, kendisinin veya başkasının hükmünü doğru kabul ederek, ilahi hükme aykırı hükümde bulunursa, kelimelerin tam anlamıyla bu kişi hem kâfir, hem zalim ve hem de fasıktır. Bununla birlikte, eğer bir kişi İlâhi hükmün doğruluğunu kabul eder ve buna aykırı bir hüküm verirse, böyle biri İslâm toplumunun dışına çıkmış olmazsa da imanını küfr, zulüm ve fıskla karıştırmış olur. Aynı şekilde, eğer bir kişi hayatın her alanında Allah'ın hükmünü reddederse her bakımdan kâfir, zalim ve fasık sayılacaktır. İlâhi hükmü bazı noktalarda kabul eder, bazılarında reddederse, bunu kabul ve reddi oranında iman ve İslâm'ı küfr, zulüm ve fıskla karıştırmış olur. Mevdudi, Tevhimu'l Kur'an)

    İbn Abbas’ın Sözünün Manası ve Kufrun Dune Kufr sözünün sıhhati:
    İbn Ebi Hatim Tefsirinde (4/484, no: 6468); el-Hasen b. er-Rabî’, Abdurrazzak , Ma’mer, İbn Tavus – babası isnadıyla rivayet ediyor:
    “İbn Abbas’a “Kim Allah’ın indirdikleriyle hükmetmezse onlar kafirlerdir” (Maide 44) ayeti soruldu.
    Dedi ki: “O kebiredir (büyük günah kastedilmiştir)
    Ravileri güvenilirdir. isnadı sahihtir.
    İbn Ebi Hatim Tefsirinde (4/485 no: 6467): Muhammed b. Abdillah b. Yezid el-Mukri , Sufyan , Hişam b. Huceyr, Tavus, İbn Abbas isnadıyla;
    İbn Abbas (radıyallahu anhuma) “Kim Allah’ın indirdikleriyle hükmetmezse onlar kafirlerdir” (Maide 44) ayeti hakkında dedi ki:
    İddia ettikleri küfür kastedilmemiştir.”
    İsnadında Hişam b. Huceyr el-Mekki hakkında olumlu ve olumsuz sözler vardır. Cerh ve tadil konusunda ihtilaf bulunan raviler hakkında son söz için İbn Hacer'in Takrib'i, ve Hafız Zehebi'nin Kaşif'ine bakılır.
    Hafız İbn Hacer Takrib'de: "Saduktur, yanılmaları vardır" demiştir.
    Zehebi Kaşif'te: sika (güvenilir) demiştir. Ayrıca zehebi onun ismini, güvenilir oldukları halde eleştirilen râvilere dair Men Tukellime Fih adlı kitabında zikretmiştir. Hişam, Buhari ve Muslim ricalinden olub, hakkında yapılan cerh mucmel olduğundan bu konuda muhaddisler, tevsik edilen bir ravinin mucmel cerhine itibar etmezler. Bu isnad hasendir, diğer rivayet yollarıyla sahih li gayrihidir.
    İbn Nasr Tazimu kadri's-Salat (2/571-572) Taberi Tefsirinde (6/256) Tahavi Muşkilu'l-Asar (2/318) Sufyan es-Sevri Tefsir (1/101):
    Sufyan es-Sevri, Ma'mer , İbn Tavus, babası (Tavus el-Yemani) tarikiyle rivayet ediyor:
    Bir adam, İbn Abbas (radıyallahu anhuma)'ya "Kim Allahın indirdiği ile hükmetmezse..... ayetlerini söyledi ve: "Kim böyle yaparsa kafir mi olur?" diye sordu. İbn Abbas dedi ki: "Bunu yaparsa küfretmiş olur lakin Allahı, ahirat gününü, şunu ve şunu inkar eden kafir gibi değil!"
    Bu isnad sahihtir. Sufyan es-Sevri'den gelen bu rivayette son cümlenin tamamı İbn Abbas'a isnad edilmektedir. Başka tarikinde Tavus'un da bu açıklamayı yapmış olmasında bir işkal yoktur. O İbn abbas (radıyallahu anhuma)'dan -işittiğini- söylemiştir. görüldüğü gibi rivayetin İbn Abbas'a nisbeti sahihtir. Allah en iyi bilendir.
    Taberi, “Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse onlar kâfirlerin ta kendisidir.” (Maide, 44) mealindeki ayetin tefsirinde Ata ve benzeri âlimlerden bu ayetteki küfrün insanı İslam dinin dışına atan bir küfür değil, derece bakımından onun altında/dışında olan bir küfür olduğunu aktarmıştır.
    Bunu ifade ederken bazıları “küfrün dune küfr”, diğer bazı alimler de bu manaya gelen başka ifadeler kullanmışlardır. (Taberi, Razi, ilgili ayetin tefsiri)
    İbn Abbas’tan gelen rivayet, Hakim’de yer almaktadır. Hakim bu rivayetin sahih olduğunu bildirmiş; Zehebi de ona muvafakat etmiştir. (Hâkim / Zehebi, el-Mustedrak, 2/342)
    İbn Abbas, “küfrün dune küfr” sözüne açıklık getirmiş ve şöyle demiştir:
    “Bu (ayetteki) küfür, insanların bildiği küfür değildir. Bu küfür, kişiyi dinden çıkaran küfür değildir. Bu küfür, asıl küfürden başka bir şeydir.” (Hâkim / Zehebi, el-Mustedrak, 2/342)
    İmam Cerir et-Taberi, ayette geçen "küfr"ün İslam'dan çıkma manasında değil, Allah'ın nimetini inkâr, yani nankörlük manasında" olduğunu ve bid'at ehli olan İbadiye grubunun bu ayeti, yönetimi elinde bulunduranların küfrüne delil gösterdiklerini izah eder ve ibni Abbas'dan (r.anhuma) şöyle bir rivayette bulunur: "Kasden inkâr ederek Allah'ın hükümleriyle hükmetmeyen kimseler kâfirlerdir. (Allah'ın hükümlerini) Kabul ettiği hâlde onunla hükmetmezse zalim veya fasık olur."
    Nitekim, hemen bundan sonraki ayetlerde Allah'ın hükmüyle hükmetmeyenlerin zalim ve fasıklar olduğuna dikkat çekilmektedir. Aynı rivayeti İbni Abbas'tan (r.anhuma), İmam Nesefi de nakletmektedir. (et Taberi, Camiu'l-Beyan)
    İmam Fahruddin Razi de 32 ciltlik "Tefsir-i Kebir" isimli eserinde bu ayetin tefsirini yapmakta, Haricilerin bu husustaki görüşlerinin yanlış olduğuna işaret ederek şöyle demektedir:
    "Bir kimse Allah'ın hükümleriyle hükmetmezse dahi, kalbiyle o hükümlerin doğruluğuna inanırsa kâfir olmaz. Zira küfür, hak olan hükümleri kalbiyle inkâr ve lisanıyla reddetmektir. Fasık, kalbiyle tasdik ettiği için mu'mindir. İmanla beraber Allah'ın hükümlerinin aksi ile hüküm vermek diğer günahlar kabilindendir. En doğru olan görüş budur." (Fahruddin Razi, et-Tefsiru'l-Kebir, 12:6) Kadı Beydavi ise Allah'ın hükümlerini inkâr edib onlara hakaret edenlerin kâfir olacaklarını açıklamaktadır. (Tefsir-i Beydavi, 2:295)
    İbni Kesir, bu ayetin Yahudiler hakkında nazil olduğunu ifade ederken (Tefsir-i Beydavi, 2:295), Osmanlı devletinin şeyhu'l islam'larından olan Ebu's-Suud Efendi, ayette geçen hükmetmemeyi inkâr manasında almakta ve "Allah'ın hükümlerini hakir ve basit görerek inkâr eden kimse, kim olursa olsun dinden çıkar." demektedir. (Tefsir-i Ebu's-Suûd, 3:42)
    Diğer çağdaş mufessirler de ayette geçen "hükmetmeyenler" ifadesinin, "inkâr edenler," yani "tasdik etmeyenler"manasına geldiğini söylemektedirler.
    Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, ayetteki "hükmetmeme"nin, "Onun hakimiyetini tanımamak" durumunda küfre gireceğine işaret eder. (Hak Dini Kur'an Dili, 3:1690)


    Ez Cumle; Mehmed Kırkıncı ve benzerlerinin yaptığı yorum gibi Allahın indirdiğiyle hükmetmeyenin, hükme inandıktan sonra küfür ahkamıyla hükmetmezse kâfir olmaz, dolayısıyla kafir devlet olmaz anlayışı batıldır, çarpıtmadır. Çünkü bu durum Allahın ahkamıyla hükmeden kadı’nın (hakimin), nefsinin zafiyetinden dolayı bir meselede Allahın indirdiğiyle hükmetmemesi durumunda kafir olmaz, küçük küfür işlemiş sayılır demektir. Allahın nizamını tamamen sırtının gerisine atıb, hatta bir ahkamın dahi teklif edilmesinin suç olduğu, hüküm koymanın Allaha verilmesinin “kayıtsız şartsız” denilerek imkansızlaştırılarak millete verilerek demokrasi rejiminin dinine girildiğinin ilke edinildiğinin ilan edildiği durumda, bu küfür rejiminin tatbik edildiği Dar’a (ülkeye) asr-ı saadet yurdu gibi İslam yurdu demek zulûmdur, iftiradır, cehalettir!

    Vatandaşların, halkın içerisinde Müslümanların olması, o Dar’ı, İslam diyarı yapmaz. Daru’l İslam olmanın şartı, halkın içerisindeki Müslümanların yoğunluğu değil, Allahın indirdiğiyle hükmedilmesidir.


    İlgili haber:

    http://www.risalehaber.com/mehmet-kirkinci-hoca-ile-yapilan-kafir-devlet-tartismasi-321444h.htm
  2. Abdullah el Hanbeli

    Abdullah el Hanbeli Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    İslam devletinde bir hakim nefsine uyup kendi ülkesinin kanunlarına (şer'i ahkama) aykırı davranarak hırsıza hapis cezası verse büyük küfür işlemiştir mi diyorsun hocam? Yani küçük küfür olması için illa meseleyi değiştirip de mi hüküm vermesi lazım?

    Bu fetvayı nasıl anlıyorsun hocam?:

    Allâme İmâm Abdullatîf b. Abdirrahmân b. Hasen en-Necdî (vefâtı: 1293) şöyle der:

    «Hâricîler Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in ashâbını suçlayıp düşmanlık ettikleri konuda hatalı ve zâlimdiler. Çünkü sahâbe, Kur'ân'dan başkasıyla (kendi görüş ve hevâlarıyla) hükmetmiyorlardı. Kur'ân (kendi kendine hükmedecek değildir. Kur'ân) ile ancak adamlar hükmeder. Hâricîlere bu durum karışık geldi ve şer'î ahkâmın tümünün Kitâb ve Sünnet'ten sâdır olduğunda gerçekte hükmedenin Kitâb ve Sünnet olduğunu anlamadılar. Hüküm adamlara ancak kayıtlı olarak nisbet edilir. Sünnet'te de, itaatin ma'rûfda olduğu bildirilmiştir. Ma'rûf ise Allah'ın kendisini emrettiği ve râzı olduğu vâcib ve mustehab türünde şeylerdir. Harâm olan tahkîm/hüküm verme sadece bâtıl bir şerîata dayandığı ve Kitâb ve Sünnet'e muhâlif olduğu zamandır. Yunanlıların, Frenklerin ve Tatarların kaynağı şahsî görüşleri ve hevâları olan hükümleri ve kanunları böyledir. Yine aşiretlerin töre ve gelenekleri de böyledir. Her kim kan mes'eleleri ve bundan başka konularda bunlarla hükmetmeyi istihlâl ederse/helâl görürse kâfir olur. Yüce Allah şöyle buyurur: 'Allah'ın indirdikleri ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir.' [Mâide, 44]

    Müfessirlerden bir kısmı bu âyet hakkında: Burada küfür ile murâd olunan büyük küfrün dışında bir küfürdür, demişlerdir. Çünkü Hâricîler bu âyeti, Allah'ın indirdiklerinden başkasıyla hükmeden herkese; yani istihlâl etmeyene de tatbîk ediyorlardı. Ancak onlar (küçük küfürdür diyenler) istihlâl eden hakkında âyetin umûm oluşunu ve onun küfrünün dînden çıkarıcı olduğunu (Hâricîlerle) münâkaşa etmiyorlardı.

    Bunu anladıysan eğer, Hâricîlerin Hüküm sadece Allah'a aittir şeklindeki sözleri hakkında Emîru'l-Mü'minîn'in (Ali'nin) söylediği: Kendisiyle bâtıl murâd edilen hak söz, şeklindeki sözü kavrarsın.»

    Minhâcu't-Te'sîs (53-54)


    Burada kastolunan şahıslar islam devletinde bulunup yunanlıların, frenklerin ve tatarların kanunlarını anayasa kabul etmeyip sadece bir meselede onları taklit ederek onların hükümleriyle hükmeden hakimler diye farz edelim. Şeyh burada ''haram olan tahkim batıl bir şeriata dayandığı, Kuran ve sünnete muhalif olduğu zamandır'' diyor daha sonra büyük küfür olması için istihlal şartını getiriyor, küçük küfür olması için meseleyi değiştirerek hüküm vermesi gerekir de demiyor. Zaten ayetin nuzul sebebindeki yahudiler büyük küfür işleyerek hükmetti ve yanliş anlaşılmaya mahal vermemek için müfessirler bu ameli yapan müslümanların küçük küfür işlediklerini söylüyorlar, büyük küfür olması için yahudilerin yaptığı gibi itikad (istihlal, inkar, Allahın hükmü ile eşit görme, üstün görme, bilerek dine nispet etme vs.) gibi şartları getiriyorlar. Üstelik nuzul sebebindeki yahudiler Allahın hükmünden farklı bir hükmü uygulamış ve sadece uygulamakla kalmamış buna böyle karar vermişler ve bir nevi (yazılı olmasa da) kanun olmuştu. Bunlara ilmi reddiye var mıdır. Önce de dediğim gibi bu meseleye ilmi bir reddiye verilirse hatam varsa hatalı görüşümden dönmeye hazırım. Kimseyi körü körüne taklit etmiyorum.
  3. Abdullah el Hanbeli

    Abdullah el Hanbeli Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    .
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş