Olumsuzluklardan Etkilenen Müslümanlara Nasihat

Değerli müslümanlar islam ümmetinin geneline sirayet eden bir mesele hakkında konuşmak istiyorum. Bu meseleye hiçbir zaman gereken önem verilmemiştir. Bu mesele müslümanlar tarafından hep geçiştirilmiş, üzeri kapatılmış bir mesele olmuştur. Her nekadar müslümanlar bu meseleye gereken önemi vermesede o her zaman müslüman nefisleri sarsmak için fırsat bekleyen gizli bir düşman, onları içten içe yiyen bir kurt gibi olmuştur.

Kardeşler Gerek yaşadığımız ülkede gereksede islam coğrafyasında müslümanların geneli hüzünlü ve kederli bir hale gelmiştir. Hayatlarına genel bir depresyon ve ümitsizlik hali hakim olmuştur. Müslüman kullar Allah’ı birleyip, risaleti tasdik etmelerine rağmen, namaz kılıp oruç tutmalarına rağmen, genel bir karamsarlık haline bürünmüşlerdir. Hem müslüman fertlerin hayattan bekledikleri kendi şahsi gereksinimlerini gerçekleştirememiş olmaları hemde müslümanların bir ümmet olarak hak ettikleri statüye ulaşamamış olmaları, müslümanların içe kapanık, asık suratlı, geleceğe yönelik ümitsiz ve umutsuz, hayattan ciddi bir beklentisi olmayan bir hale gelmelerine sebep olmuştur.

Oysaki bu meselenin aslı şeytana dayanmaktadır. Hüzün ve keder şeytandandır. Onunla müslümanın duruşundaki dikliği, bakışlarındaki keskinliği, azmini ve kararlılığını kırmak ister.

Şeytan insanın hevesini kırmak ister onu salih amellere karşı isteksizleştirerek, hayırlı amellerden uzak tutmak ister. Bunun içinde hüzün ve kederi bir silah gibi kullanır. Yakın geçmişimizde gerçekleşen gerek bireysel gereksede ümmetin bazı sıkıntılı hallerini ona hatırlatır. Böylelikle onu yeni deneyimlerden yeni tecrübelerden uzak tutar. Böylelikle kişi aktif bir halden pasif bir hale gelerek imanın müslümanı çoşturan o lezzetinden gün be gün uzaklaşır. İmanın lezzetini kaybeden bu kişi artık korkmaya başlar, benliğine bir karabasan gibi sirayet eden hüzün ve keder duygusu başta islami çalışmalar olmak üzere her türlü salih amele karşı kişiyi cesaretsizleştirir. Bu kişi başta kendisine olan güveni kaybeder, sonra başkalarına güvenmemeye başlar, sonra hep eleştirir ve hiç amel etmez. Ve en nihayetinde ümmette sırt çevirir ve onları yardımsız bırakır.

Oysaki Allah kendisine iman eden bir müslümanın tevhid şuru ile kuran ve sünnet nuru ile ayağa kalkmasını ve bir daha da asla oturmamasını ister. Dini uğruna azmetmesini, gayret göstermesini, çaba sarf etmesini ister. Allah kendisine iman eden bir müslümanın bu uğurda Cafer ibni Ebi Talib ve Musab bin Umeyr gibi aldığı bütün yaralara rağmen kaldırdığı tevhid sancağını yere bırakmamasını, sağ eli kesilse bile onu sol eline almasını, sol eli kesilse bile onu pazularının arasında dalgalandırmaya devam etmesini ister.

Şeytan ise zaten yerde olan tevhid bayrağını nasıl olsa yine yere düşüreceksin deyip seni bu uğurda verilecek şerefli mücadeleden alıkoymak ister.

Bunun içindir ki şeytanın hedeflerinden bir tanesi de müminlerin kalplerine hüzün salmaktır.

Allah şöyle buyurmaktadır:

“Gizli konuşmalar şeytandandır. Bu, İman edenleri üzmek içindir. Oysa şeytan, Allah’ın izni olmadıkça müminlere hiçbir zarar veremez. Müminler Allah’a dayanıp güvensinler.”

Şeytanın hedeflerinden bir tanesi seni üzüntü ve darlığa sokmaktır

Allah şöyle buyuruyor:

“(onlar) sizin hep sıkıntıya düşmenizi isterler.”

Yani sizin için zorluğu ve darlığı umarlar.O halde kardeşler sirkelenelim ve üstümüzdeki olumsuz havayı bir an önce atalım. Üzüntülü olmanın hiç kimseye hiç bir faydası yoktur.

Bu sebepten ibni Teymiyye diyor ki : Hüzün bir fayda vermediği gibi zararı da engelleyemez.

Üzüntü ve keder ancak azmimizi kırar, Allaha olan tevekkülümüzü azaltır.

İbni Teymiyye devamla derki : Müslümanların uğradığı musibetlerden dolayı bile olsa müslümanın üzüntüye kapılması onu sabırlı olmaktan,Allah yolunda mücadeleden ve faydalı amelleri işleyip zararı engellemekten alıkoyuyorsa nehy edilmiştir yasaklanmıştır.

Bu sebepten dolayı sevgili kardeşler hüzün ve kedere bürünüp ne kendi piskolojimizi ne de etrafımızdaki insanların piskolojilerini olumsuz şekilde etkileyerek istemedende olsa şeytana hizmet etmeyelim.

“Kolaylaştırın zorlaştırmayın, müjdeleyin nefret ettirmeyin.”

Biri Allah’ın dini uğruna hayırlı bir amelmi yapmak istiyor. Vallahi o kişiyi müjdeleyelim ayağa kalkıp boynuna sarılalım ve ona diyelim ki yap kardeşim Allah yolunu açık etsin bu uğurda beni en büyük destekçin olarak göreceksin. Bu ameli ona kolaylaştırmak için vesileler arayalım.

(Alıntı)