1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.
  2. Duyuruyu Kapat

Çözüldü Osmanlı Devleti Şeyhu'l Islam Ebu's Suud'un Kızılbaşların Katline Fetvasının Meşruiyeti?

Konu, 'İslam Tarihi ve Vakıalar' kısmında hamdi tarafından paylaşıldı.

  1. hamdi

    hamdi Islam-TR Üyesi Kullanıcı

      
    Selamu akeykum
    Şeyhulislam Ebu Suud Efendi(Allah kendisine rahmet etsin, hatalarını af etsin) kızılbaşların katline yönelik verdiği fetvanın delilleri nedir?
  2. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    Âleykum selam we rahmetullah;

    Şeyhu'l İslam Mehmet Ebussuud fetvalarından en çok tartışılan fetvalarından Kızılbaş fetvasını inceleyelim:


    Soru:
    Kızılbaşlar, Şii olduklarını dava edip , ”LÂ İLÂHE İLLÂLLAH” derken, kendilerine uygulanan bu sıkılığı gerektiren halleri nelerdir? Ayrıntılı ve geniş bilgi verile.
    Cevap:
    “Onlar Şii değildir. Hz.Resulullah (s.a.v) : ” Yetmiş üç fırka (topluluk) ki, içlerinden Ehl-i sünnet fırkası dışındakiler ateştedir.” buyurmuştur. Bu Kızılbaş topluluğu, tam olarak o yetmiş üç fırkanın birinden bile değildir. Her birinden bir miktar kötülük ve fesad alıp, onları, kendi isteklerine göre dine sonradan dahil ettikleri küfür ve sapıklıklara katarak ,bir dalalet ve küfür mezhebi oluşturmuşlardır. Bu durumlarını gün gün artırmaktadırlar.”
    Kızılbaşlar’ın kim olduklarını anlayabilmemiz için Safevi devletine biraz değinmek zorundayız. Safevi devletinin kurulması Şah İsmail’le olsa da kökeni daha eskilere dayanmaktadır. Şeyh Safiyeddin’in 14.yy da kurduğu Safevi tarikatı başlangıçta Sünni bir tarikat olarak ortaya çıkmıştır. Zamanın hükümdar ve âlimlerinin saygı duyduğu bir kişi olan Şeyh Safi zamanında hatırı sayılır bir mürid toplamıştır. Sonraları tarikatın başına geçen Hace Ali döneminde ise Safevi tarikatı en iyi dönemlerine ulaşmıştır. Timur’dan Ankara savaşı sonunda kurtardığı esirler daha çok taraftar toplamasına neden olmuştur. Hace Ali’de saygın bir Sünni tarikat lideri olarak bilinmektedir. Şeyh Alinin ölümü ile alevi olduğu söylencesi etrafa yayıldı. Hatta tarikatın kurucusu Şeyh Safinin Peygamber’in soyundan geldiği iddia edilmiş ancak iki ayrı tarihçinin yaptığı araştırmalarda safinin İranlılaşmış Kürtlerden geldiğini ortaya çıkarmıştır. Şeyh Cuneyd’in tarikatın başına geçmesi bir dönüm noktası olmuş, saf bir inanç sistemine sahip sufi tarikatı hırs ve güç uğruna askeri yapıya sahip bir gruba dönüştürmüştür. Aynı zamanda Sünni anlayıştan Şii inanç sistemine kaymaya başlamış özellikle Şii ağırlıklı Türkmenleri etrafında toplamıştır. Şeyh Cuneyd’le birlikte güçlenen tarikat daha sonra başa geçen Şeyh Haydar ile birlikte siyasi ve dini bir yapıya dönüşmüştür. Şeyh Haydar’ın etrafında toplanan aşırı Şii Türkmen gruplarının da etkisi ile tarikat artık askeri bir vasıf da kazanmıştır. Bu aşırılık Şeyh Haydar’ı ‘secde edilecek tanrı’ olarak görmeye kadar ilerlemiştir. Şeyh Haydar zamanında Kızılbaşların bayrağı sayılan on iki dilimli Kızılbaşlık kabul edilmiştir. İşte Kızılbaş kavramı ilk kez bu dönemde ortaya çıkmıştır. Orta Asya’da horasan ve Maveraun nehir bölgesinde Şamanist, manihenist ve Budist Türkmenlerin İslamiyet’i kabulü ve Kuzey Irak ile Doğu Anadolu’ya yerleşmeleri ve aşırı Şii Şah İsmail’e tabi olmaları Kızılbaşların temeli olan topluluğu oluşturmuştur. İran’ın yüzde altmışı Sünni olmasına rağmen halka Şii anlayışı benimsetmek istemiş ve katı bir güç kullanmıştır.

    “Bunların sürdürmekte oldukları bilinen çirkin işlerinin, şerefli şeriata göre icab ettiği izahlı hükmü budur ki; o zalimler, büyük Kur’an’ı, şerefli şeriatı, din-i İslam’ı hafife almakla, şeriatça makbul dini kitaplara hakaret edip onları yakmakla, din alimlerine, ilimleri yüzünden ihanet edip onları kırmakla, haktan sapan lanete layık önderlerini, tanrı yerine koyup ona secde etmekle, ayrıca haram olduğu ayetlerle saptanmış çeşitli yasakları helal etmekle, ayrıca Ebubekir ile Ömer’e (r.anhuma) lanet ederek kafir olmakla birlikte, Aişe-i sıddıka’nın güzel huy ve vasıflarda, başkalarından üstünlüğü noktasında, bunca ayet inmişken, dil uzatarak onu ayıplamakla ve kötü göstermekle, Kur’an-kerimi yalanlayıp kafir olduklarından başka, bu davranışlarıyla Peygamber efendimiz(s.a.v)’in büyük izzet ve şereflerini de kusurlu ve noksan göstermekle, ona hakaret etmiş sayılırlar. Asırlar boyunca gelen ve büyük şehir ve beldelerdeki alimler topluluğunun ortak kararı, fikir birliği ile, öldürülmeleri mubahdır, (öldürülmelerinde günah ya da sevap yoktur), onların küfürlerinde şubhe edenlerde kafir olurlar.”
    İslam’ı şaman ve Budist geleneklerinde eriterek benimseyen göçebe Türkmen boyları hem Şii anlayışı kabullenmiş hem de kendi öğretilerini bu anlayışa ekleyerek bozuk bir anlayış meydana getirmişlerdir. Şah İsmail Safevi tarikatını bir devlete dönüştürmesiyle birlikte topraklarında bulunan Sunni toplulukları zorla Şiileştirmek istemiş bir çok alimi katletmiştir. Kızılbaşlar Şeyh Cuneyd’den itibaren şeyhlerini tanrılaştırmış, helal dediklerini helal, haram dediklerini haram saymışlardır. Saraya giden birçok seyyah bu duruma bizzat şahit olmuştur.

    “İmam-azam Ebu Hanife, imam Sufyan- ı sevri ve İmam Ezvagi’ye göre tam manasıyla tövbe edip İslam’a girerlerse bu küfürleri dahi diğer kafirlerin küfrü gibi affolunur, ve öldürülmekten kurtulurlar. Ama imam-ı Şafi, İmam Ahmed ibn-i Hanbel, İmam Leys bin sad ve diğer bazı din alimlerine göre tövbeleri makbul değildir. İmam-ı azam Ebu Hanife, onların, adı geçen din imamlarından hangisinin yolunu benimserlerse, o yolun hükümlerinin onlara meşru olduğunu belirtmiştir. Kızılbaş askerlerinden olup, savaş ve öldürme işine girenlerin hallerinde bir duraksama yoktur. Ama şehirlerde, köylerde kendi halinde masum olup, bunların sıfatlarına ve fiillerine tenezzuh etmeyip, dışarıdan görünüşleri, halleri dahi sıdklarına işaret eden kimselerin yalanları ortaya çıkmadığı sürece, diğerlerine uygulanan hükümler uygulanmaz.”
    “Bu taifenin öldürülmesi diğer kafirlerin öldürülmesinden ehemmiyetlidir. Mesela, Medine-i munevvere etrafında kafir çok iken ve Şam feth olunmamışken, Ebubekir (r.anh) hilafetinde ortaya çıkan ve yalancı Müseylemeye tabi olan, dinden dönenler taifesiyle savaşmaya, Ashab-kiram’ın ortak fikriyle, karar verilmiştir. Ali (r.anh) hilafetinde haricilerin öldürülmeleri de böyle olmuştur. Bu Kızılbaş taifesinin yaptığı fesadlar çok büyüktür. Bunların fesadlarını yeryüzünden kaldırmak için, gayret göstermek önemlidir.”
    (Şeyhu'l İslam Ebu's Suud Efendi , sene hicri :955 miladi :1548)
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş