Ötanazi Câiz mi?
Yaşamından Umut Kesilen, (Ölmek Üzere Can Çekişen) Canlının Azab Çekmemesi İçin Öldürmek Câiz mi?

SORU :
[​IMG]

Aleykum selam we rahmetullah, kardeşim ;

İslam dininin gelmesiyle birlikte tüm (hür-köle, kadır-erkek, zengin-fakir) İnsanlara haklarını verdiği gibi cin ve hayvanların hakkında dair önem vermiş, kollamıştır.

Cinlerin yiyeceklerine zarar verilmemesi hakkında Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Sakın bu iki şeyle (kemik ve kuru hayvan mayısı) abdest bozduktan sonra istinca etmeyin, çünkü onlar (cinnî olan) din kardeşlerinizin yiyecekleridir."

(Muslim, Salat 150 (450); Tirmizi, Tahârat, 14 , Tefsir, Ahkâf (3254)

Hayvanlara zulmedilmemesi ve maksadları haricinde kullanılmaması hakkında Ebu Hurayra (r.anhuma) anlatıyor:
Ben Rasûlullah (s.a.v.)'dan işittim, şöyle buyuruyordu:
"Bir çoban, sürüsünün içinde/yanında bulunduğu sırada sürüye kurt saldırdı ve ondan bir koyun aldı. Çoban (ondan koyunu geri almak için) arkasından koştu.
Derken kurt, çobana döndü ve ‘Yırtıcı hayvanların sürüye saldıracağı o fitne gününde, koyun sürüsünün benden başka çobanı bulunmayacak o günde, koyunu kim kurtarır?’ dedi.
Ve yine bir adam, bir öküzün üzerine yük yüklemiş ve onu yürütüyordu. Derken öküz o kimseye yüzünü çevirdi de onunla konuşmaya başladı ve: ‘Ben bunun için yaratılmadım, ben tarla sürmek için yaratıldım, dedi."
Hadisin Râvîsi dedi ki: İnsanlar bu hikâyeden hayret ederek: “Subhânallah!” dediler.
Bunun üzerine Peygamber: "Ben bu hayvanların böyle söz söylediklerine inanıyorum; Ebû Bekir de, Umer ibnu'l-Hattâb da (inanıyorlar)" buyurdu”

(Buharî, Fedailu’l-ashab, Bab 5, Hadis no: 15)

Peygamber'in son sözü, Ebû Bekr ile Umer'in îmânlarının kemâline yüksek itimâdını ifâde eder. Allah'ın kudretini tanıma ve îmânlarındaki selâbet i'tibâriyle bu iki dostunu Peygamber bu hadîste kendi nefsi menzilesine yükseltmiştir. Bu, her iki sahâbî için çok yüksek bir fazilettir.

Muslumanın bir anlamı da, Allah (c.c.)'nin takdirine teslim olan demektir. Allah her ummet için bir ömür tayin etmiş ve bu hayat sahiblerinin hayatları boyunca karşılaşacakları belli kâderden râdı olmuştur. Akıl sahibi mu'min, yaşam süresince karşı karşıya kaldığı olayların etkisiyle Allahın hukmune teslim olması gerekirken, duygusallığa kapılarak fevri mudahalelerde bulunması câiz değildir.
"Her ummetin bir eceli vardır. O ecel geldiğinde, ne bir ân erteleyebilirler, ne de öne alabilirler." (Âraf 34; Yunus 49; Nahl 61; Mu'minun 43)

Yine mu'min, karşılaştığı en elim hadiseler karşısında dâhi Rabbinden umudunu kesmez, ümitvar olur ve Allah'ına sığınır.
"Ey oğullarım, gidiniz Yusuf'u ve kardeşini arayınız, Allah'ın lutfundan ümit kesmeyiniz. Çünkü Allah'ın lutfundan, sadece kafirler ümit keser." (Yusuf 84)

Ötanazi; bir kişinin veya bir hayvanın yaşamını, yaşamlarının dayanılamayacak durumda olarak algılanması sebebiyle, acısız veya çok az acıtan bir ölümcül enjeksiyon yaparak, yüksek dozda ilaç vererek veya kişiyi yaşam destek ünitesinden ayırarak sonlandırılmasıdır.

İnsanoğlu, mahlûkat için tayin edilmiş ömrün (ecel) ne zaman son bulacağını (hastalıkların ilerlemesi, ölümcül kazalar vs neticesinde yaklaşık tahminde) zannedebilir ama kâti olarak bilemez. Bilmiş olsaydı bile ölümünü getirecek son hamlenin vesilesi olamazdı. Aksi taktirde kısas veya diyet gerekirdi. Aşağıdaki meşhur hadiste göreceğimiz gibi, ıssız çölde susuzluktan az daha ölmek üzere olan köpek, son anda kendisine su verilmesi sebebiyle hem o sıkıntısından kurtuldu, hem de bu durum kendisine imtihan olunan şahsa mağfirât olunmasına sebeb olmuştur. (Birazdan ölecek deyip terk etmediği gibi, acı da çekmesin deyip öldürmemiştir.)

(...) Bana Ebu't-Tâhir de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Vehb haber verdi, dedi ki: Bana Cerîr b. Hazim Eyyubu Snhti-yaniden, o da Muhammed b. Sirîn'den (rahimehullah), o da Ebu Hurayra (r.anh)'dan naklen haber verdi. Şöyle demiş: Rasulullah (Salallâhu Aleyhi ve Sellem):
«Bir defa bir köpek bir su efrafında dolaşıyordu Az daha susuzluk onu öldürüyordu. Anîden onu Benî îsrâili fâhişelerinden bir fahişe gördü. Hemen mestini çıkararak onunla köpeğe su çekti ve hayvanı suladı Bu sebeble de kendisine mağfiret olundu.» buyurdular.

(Sahih-i Muslim, Selam Bahsi, Bab 41, Hadis no : 155)

....... Bize Avf el-A'râbî, el-Hasen'den ve İbn Sîrîn'den; onlar da Ebû Hurayra (r.anhuma)'den tahdîs ettiler ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Fahişe bir kadın (Allah tarafından) mağfiret olunmuştur; şöyle ki: Günün birinde o fahişe kadın suya yakın ve duvarı örülmedik bir kuyu başında bir köpeğe rastgelmiş, köpek susuzluktan dilini sarkıtıyordu."
-Rasûlullah devam etti: "Susuzluk onu öldürmeye yaklaştırmış bulunuyordu. Kadın hemen ayağından ediğini çıkarmış ve onu başının yaşmağı ile sıkıca bağlayarak (kuyuya sarkıtmış) ve kuyudan o köpek için su çıkarmıştır. Bu yaptığı sulama sebebiyle o fahişe kadın mağfiret olunmuştur
"

(Sahih-i Buhari, Bed'ul Halk bahsi, Bab 15, Hadis no : 125)
[​IMG]

İnsan olsun , hayvan olsun, ölmek üzere olduğu anlaşılan, can çekişen bir canlıya, çektiği acının hafifletilmesi, bitirilmesi amacıyla öldürmek (fişini çekmek, silahla vurmak, vb) câiz değildir. Bu durumdan eti yenen hayvanlar istisnadır.

"Ölmüş hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan, (henüz canı çıkmamış iken) kestikleriniz hariç; boğulmuş, darbe sonucu ölmüş, yüksekten düşerek ölmüş, boynuzlanarak ölmüş ve yırtıcı hayvan tarafından parçalanmış hayvanlar ile dikili taşlar üzerinde boğazlanan hayvanlar, bir de fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. ... .." (Maide 3)

- Nâfi'nin anlattığına göre, Ka'b İbnu Mâlik (radıyallâhu anh)'in bir oğlundan, İbnu Ömer'e anlatırken şunları işitmiştir: "Bâbası kendisine haber vermiştir ki:
Davar güden câriyeleri, bir koyunun ölmek üzere olduğunu görmüş, derhal bir taş kırarak, onunla koyunu kesmiştir.

Babası ailesine: "Ondan yemeyin. Rasulullah (aleyhissalâtü vesselâm)'a sorayım" demiş ve sormuştur.
Rasulullah (aleyhissalâtu vesselam) yemelerini emretmiştir."
(Buhâri, Zebâih 18,19, Vekâlet 4; Muvatta, Zebâih 4, (2, 489); Kutub-i sitte, Kesimler, 1933)

- Càbir (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Kavmimden biri bir veya iki tavşan avladı. Bunları taşla kesti. Rasulullah (aleyhissalatu vesselâm)'dan soruncaya kadar astı.
Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm) yemesini emretti."

(Tirmizi, Zebâih 1, (1472); Kutub-i sitte, Kesimler, 1934)

- Ata İbnu Yesâr, Beni Hâriseli bir adamdan rivâyet eder ki:
"Bu zât bir sağmal deveyi gütmekte iken ölmek üzere olduğunu farkeder. Beraberinde, hayvanı kesebilecek bir şey de bulamaz. Eline geçirdiği bir kazığı devenin ümmüğüne saplar, kanını akıtır. Sonra durumu Rasulullah (aleyhissalâtü vesselâm)'a haber verir. Efendimiz yemesini söyler."

(Muvatta, Zebâih 3, (2, 489); Ebu Dâvud, Edâhi 15, (1823); Nesâi, Dahâya 19, (7, 226); Kutub-i sitte, Kesimler, 1935)

- Zeyd İbnu Sabit (radıyallâhu anh) anlatıyor:
"Bir kurt bir koyunu dişlemişti, derhal keskin bir taşla kestiler.
Rasulullah (aleyhissalâtu vesselâm) yenmesine ruhsat verdi."

(Nesâi, Dahâyâ 18, (7, 225); Kutub-i sitte, Kesimler, 1936)

Câbir b. Semura'dan rivayet olunmuştur; dedi ki:
Bir adara (Medine'de, siyah taşlarıyla meşhur olan) Hârra isimli yere ailesi ve çocuğu ile birlikte konakladı.

(Orada bulanan) başka bir adam (ona), "Benim (burada) devem kayboldu, eğer bulursan onu yakala" dedi.
Kısa bir süre sonra (o kimse bu) deveyi buldu. (Fakat devenin) sahibi bulunamadı. Derken (elinde kalan) deve hastalandı.
Karısı ona "Bunu kes" dediyse de adam kabul etmedi.
Deve öldü.
(Bu sefer kadın kocasına), "Bunu kes, yağını ve etini pastırma yapar yeriz. (Çünkü biz çok açız, zaruret halindeyiz)"- dedi.
Adam: "
Hayır, Rasûlullah (s.a.v.)'a danışıncaya kadar (bunu kabul edemem)" dedi.

Sonra Rasûlullah (s.a.v.)'a gelip bunu sordu.
Peygamber de: "Senin yanında seni buna muhtaç olmaktan kurtaracak (bir şey) var mı?" diye sordu.
Adam: "
Hayır" cevabını verdi,
Bunun üzerine; "
(Öyleyse) onu yeyiniz" buyurdu.

Tam o sırada devenin sahibi çıkageldi. Adam da başından geçen olayı anlattı.
(Devenin sahibi olayı öğrenince adama), "Onu kesseydin ya!" dedi.
Adam da "
Senden utandım (da kesemedim)" karşılığını verdi.

(Ebu Davud, E'time, Bab 36, Hadis no: 3816)

"Kim bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür." (Mâide 32)

"
Meşru bir hak karşılığı olmadıkça Allah'ın haram (dokunulmaz) kıldığı canı öldürmeyin." (En'âm 151)


Tedavisi tıbben mümkün görülmeyen bir hastanın acı ve ızdırabları ne kadar dayanılmaz olursa olsun, hayatına son vermek üzere hekime ötanazi izni vermesi, dinen caiz olmadığı gibi bu izin, hekimin ona ötanazi uygulamasını da mubah kılmaz. Ama bu durumda ötanazi yapan hekime kısas uygulanamayacağı gibi hekimin diyet ödemesi de gerekmez.

Şafiî mezhebindeki ikinci bir görüşe göre ise bu izin, ötanazi uygulanmasını mubah kılmamakla birlikte, hekimi diyet ödemekten kurtarmaz. Bu görüşte olan fakihlerin bir kısmı, ötanazi uygulayan hekime kısas uygulanması gerekeceğini ifade etmişlerdir. (Şemseddin Muhammed b. Ahmed b. Hamza El-Ensari Er-Remli, Nihâyetu'l-Muhtâc, C. 5, Sf: 248; Abdurrahman el Cezîrî, el-Fıkhu ale'l-Mezâhibi'l-Erbea, C. 5, Sf: 268)

Görüldüğü üzere katle izin verilmesi, bir insanın hayatına son verilmesini caiz kılmadığı, böyle bir fiilin suç ve günah olduğu hususunda görüş birliği vardır. Bilindiği üzere hayat, Allah'ın insana bir emanetidir. Dolayısıyla şartlar ne olursa olsun insanın, hayatına son vermesi için başkasına yetki vermeye hakkı yoktur. Yaşama ümidi kalmamış da olsa, gerçek mânada tıbben ölmemiş bir insanın sağlığına kavuşup tekrar hayata dönmesi, tıbbî bir mucizenin meydana gelmesi, az rastlanan bir olay olmakla birlikte imkânsız değildir.

Beynin bütün fonksiyonları tamamıyla durup işlemez hale gelir ve (mutedeyyin) hekimler artık bundan geri dönülemeyeceğine, beynin bundan sonra çalışmasının mümkün olmayacağına karar verirler, beyin de çözülmeye başlarsa, kalb gibi bazı organlar sunî cihazlara bağlı olarak (cihazın kapatılması durumunda kalb çalışmıyorsa) çalışmakta olsa bile, hastanın bağlı olduğu cihazları durdurmak caiz olur." (Vehbe Zuhaylî, el-Fıkhu'l-İslâmî, C. 7, Sf: 5101)