1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

Çözüldü Salat Kelimesini Bir Müslümanlar Cevaplasin Birde Kuran

Konu, 'Bâtıl Fırka, Mezheb ve Cemaatler' kısmında kalaka27 tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Daha fazla cevap için açık değil.
  1. kalaka27

    kalaka27 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

      
    EMEVİ KÜLTÜRÜNÜ DİN DİYE DAYATMAYIN
  2. kalaka27

    kalaka27 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    BUNLARDA HADİS
    Biz hadis yazarken Hz. Peygamber yanımıza geldi ve “Yazdığı nız şey nedir?” dedi. “Senden işittiğimiz hadisler” dedik. Hz. Pey gamber dedi ki:
    “Allah’ın kitabından başka kitap mı istiyorsunuz? Sizden evvelki milletler Allah’ın kitabı yanında başka kitaplar yazdıkları için yoldan çıktılar.” El Hatib, Takyid 33

    Şeddad, İbni Abbas’a “Hz. Peygamber bir şey bıraktı mı?” diye sordu. O da “Sadece Kuran’ın iki kapağı arasında olanları bıraktı.” cevabını verdi. Buhari, K. Fezailul Kuran; Müslim, K Fezailus Sahabe; Ebu Davud, K. Fiten; Tırmizi K. Fiten

    Allah’ın elçisinden sözlerini yazmak için izin istedik, bize izin vermedi. Tirmizi, K. İlm 11
    DOĞRUSUNA BAŞ TACI DİYORUZ AMA YANLIŞA KARŞIYIZ
  3. Halid Ahmed

    Halid Ahmed Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Sizin dogrunuz sizin hevaniz dan başkası değildir.
  4. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    Bu usulû gönlüne şeytanın (heva) fısıldadığını bilesin.
  5. kalaka27

    kalaka27 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    PEKİ BEN UYARDIM
    AYRICA ŞUNU DA SÖYLEYEYİM KURANDAKİ BAZI AYETLER BİR KAÇ YERDE ŞUAN TECELLİ EDİYOR BAKARA SURESİ 216 AYET İSRA SURESİ 30 AYET ŞUAN DÜNYA ÜSTÜNDE BİR CANLI TARAFINDAN SÜREKLİ TEKRARLANARAK GÖSTERİLİYOR
  6. kalaka27

    kalaka27 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    ŞEYTAN BANA ALLAH BİRDİR ONDAN BAŞKA İLAH YOKTUR DİYE VESVESE VERİYOR
  7. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

  8. kalaka27

    kalaka27 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    SİZ HALA BİZİ HADİS DÜŞMANI ZANNEDİYORSUNUZ DOĞRUSUNA KABUL DİYORUZ YANLIŞ OLANI NEDEN ARAMIZDA TUTUYORUZ
  9. kalaka27

    kalaka27 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    BEN UYARDIM YAKINDA KİTAPLARIN AYETLERİ BİZZAT GÖSTERİLECEK VE TASDİKLENECEK AYRICA ŞİMDİ SALDIRMA NEDENİNİZİ BİLİYORUM GİZLEMEYİN ARTIK

    KURAN VE SÜNNET ADI ALTINDA BANA GÜÇ GÖSTERMEYİN ARTIK GÜÇ VE KUDRETİN GERÇEK SAHİBİ ALLAH'A BİAT ETME ZAMANI GELDİ

    ŞUAN ÜSTÜNÜZDE GERÇEKLEŞECEK AYET VAR HADİ KURTARSIN SİZİ YANLIŞ KURAN ÇEVİRİLERİNİZ VE İNANDIĞINIZ HADİSLERİNİZ MÜHÜRLENECEKSİNİZ KURTARIN KENDİNİZİ ARTIK HERKES KENDİ YOLUNA
  10. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    Peygamber Döneminde Hadis Yazımının Yasaklanması


    İki sebebden dolayı hadisler Peygamberin döneminde tedvin edilmemiştir:

    Birincisi: Yazım âletlerinin fazla miktarda bulunmayışı ve sahabenin kıvrak zekalarına ve ezberleme gücüne olan güven.

    İkincisi: Peygamber'in yalnız Kur'an'ın yazılıp, hadislerine yazılmasını yasaklayan bir emrinin mevcudiyetidir.

    Muslim, Sahih'inde Ebu Said el-Hudri (r.anh) 'den Rasulullah'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: «Kur'an'ın dışında benden işittiğiniz hiç bir şeyi yazmayın, her kim böyle bir şey yazdıysa onu imha etsin.» Bunun için selef ulemasından bazıları hadislerin yazılmasını hoş karşılamamışlardır.

    Peygamber'in yazılmasını yasaklamasının bazılarının onları Kur'an'la karıştırmaları endişesinden kaynaklandığı açıktır. Ya da özellikle ümmî olan insanların Kur'an'ı bırakıp hadislerle meşgul olmalarını önlemek içindir. Veya bu yasak sadece hafızasına güvenenler içindir. Ancak okuma-yazma bilmediğinden dolayı Kur'an ve sünneti birbirine karıştırmasından emin olunan kimse veyahut duyduğunu unutmaktan ya da iyi muhafaza etmekten korkan kimsenin yazmasında bir mahzur yoktur. Peygamber'in bazı sahabilerden Hadis yazmasına musâde ettiğine delalet eden haberler bu şekilde yorumlanabilir.

    Ebu Davud, el Hakim ve başkaları Abdullah b. Amr b. As'dan şöyle rivayette bulunmuşlardır. «Rasulullah'a dedim ki: Ey Allah'ın Rasulu senden duyduğum herşeyi yazabilir miyim, Rasulullah «evet» dedi. Ben «sakin halinizde iken de kızgın halinizde iken de mi» diye sordum. Rasulullah «evet», benim her halimde de benden haktan başka bir şey sâdır olmaz.» buyurur.

    Buharı de, Ebu Hurayra (r.anh)'den şöyle bir rivayette bulunmuştur. «Rasulullahın ashabı içerisinde Abdullah b. Amr b. As hariç benden daha fazla hadis bilen hiç kimse yoktu. Çünkü O duyduğu hadisleri yazardı ben ise yazmazdım.» Abdullah gibi olanlar Kur'an ve hadisi karıştırmaktan emin olunan kimselerdir.

    Tirmizi de, Ebu Hurayra (r.anh)'nin şöyle dediğini rivayet eder: «Ensardan bir kişi Peygamber'in meclisinde oturup onun sözlerini dinlerdi. Bu sözler çok hoşuna gider ancak ezberleyemezdi. Bunun üzerine bu durumu Peygambere şikayet edince Rasulullah eliyle yazıya işaret ederek ona yazmasını salık verdi.

    Buharı ve Muslim Sahih'lerinde «Yemenli Ebu Şah'ın Peygamberden Mekkenin fethi sırasında irad ettiği hutbenin kendisine yazı verilmesin i istemiş o da «Ebu Şah'a (hutbeyi) yazıverin» dediğini rivayet etmişlerdir.

    Yine Buhari Sahih'inde şu rivayete yer verir: « Ali'ye Kur'andan başka kendilerine Peygamber'den kalan bir şeyin olub olmadığı soruldu. O; «Hayır, canlıyı yaratan, tohumu yaran Allah'a yemin olsun ki, (Bizim'yanımızda) Kur'an'dan başka sadece kendi kitabını anlayışı hususunda Allah'ın bir kuluna verdiği anlayış ve bir de şu sayfadakiler var» dedi. (Ravi) Ali'ye «o sayfada neler var» deyince O, «diyet, esirlerin salıverilmesi ve bir kafire karşılık Müslümanın öldürülmemesi (ile ilgili hükümler) vardır, diye karşılık vermiştir.

    Ayrıca Peygamber'in zekat, diyet ve miras ile bazı uygulamaları Amr b. Hazm ve diğer bazı (Valilerine) yazdığı tesbit edilmiştir.Bazı alimler hadislerin yazılmasına izin veren haberlerin yasak getiren hadisleri nesh ettiği görüşündedirler. Çünkü yasaklama İslâm'ın ilk dönemlerine tesadüf eder ki bu zamanda ashabın Kur'an'ı bırakıp hadislerle uğraşmaları veya Kur'an dışındaki bazı şeyleri ona karıştırmaları endişesi söz konusuydu. Daha sonraları bundan emin olununca yasaklama kaldırıldı. Nesh görüşünü destekleyen hususlardan birisi de izne dair bazı hadislerin sonraki tarihlere rastlama-sıdır. Nitekim yazmaya dair hadisin ravisi olan Ebu Hurayra hicretin 7. yılında müslüman olmuş, Ebu Şah olayı ise Mekke'nin fethedildiği tarih olan hicri 8. senesinde vuku bul muştur.

    Her hal-u karda Rasulullah'ın dönemi bittiğinde sahabe arasında hadis yazanların sayısı pek fazla değildi. (Prof. Dr. Muhammed Ebu Şehbe, Sünnet Müdafası, Rehber Yayınları: 1/ 61-64)


    Peygamberin Vefatından Sonra Hadis Yazımı

    Peygamber, Hakk'ın rahmetine kavuşur kavuşmaz sahabeden hadis yazanların sayısı artmaya başladı. Daha sonra Tâbiun'dan da yazanlar olmuş ve hadis yazımını sahabeden de ileriye götürmüşlerdir. Said b. Cubeyr'den rivayet edildiğine göre; O, ibn-i Abbas'tan duyduğu hadisleri bineğin üstünde yazmış, binekten inince de onları silmiştir.

    Abdurrahman b. Ebiz'zenâd babasından şu rivayette bulunmuştur: «Biz helal ve haram (bildiren hadisleri) yazardık İbn-i Şihab (ez-zuhr-i) ise her duyduğunu yazardı. Ona ihtiyaç duyulduğu zaman O'nun ne kadar âlim biri olduğunu anladım» Hişam b. Urve'den rivayet edildiğine göre Yezid b. Muaviye zamanında bütün kitapları yanmış ve bunun için o şöyle demiştir: «Keşke malım ve ehlim telef olsaydı da kitaplarım yanmasaydı.»

    Ömer (r.anh) hadisleri biraraya toplayarak yazıya dökmek istemiş ve bunun için sahabe ile istişare etmiştir. Sahabe yazması yönünde görüş beyan edince bir müddet bu konuda istihareye yatmış ancak Allah ona bir şey göstermemiştir.

    Beyhaki Medhal'inde Urve b. Zubeyr'den şu rivayette bulunur. Hattab oğlu Ömer (r.anh) sünnetleri yazmak istedi ve bunun için sahabe ile istişare etti. Ancak sahabe görüş belirttikten sonra bir ay bu konuda istihareye yattı. Bir sabah Allah ona bir yol gösterdi ve şöyle dedi; «Ben sünnetleri yazmak istedim ancak sizden önce bazı kavimleri hatırladım, onlar birtakım kitaplar yazdılar ve onlara yönelerek Allah'ın kitabını terkettiler. Allah'a andolsunki ben kesinlikle Allah'ın kitabına bir şey karıştırmayacağım.» (Prof. Dr. Muhammed Ebu Şehbe, Sünnet Müdafası, Rehber Yayınları: 1/64-65)



    Genel Olarak Hadis Tedvini

    Râşid Halife Ömer b. Abdula/.i/ dönemine kadar durum böylece sürüp giltİ. Yani kimisi hadisleri yazıyor, kimisi yazmıyordu. Ömer b. Abdulaziz, Hak ile batılın birbirine karışmasından veya sünnetlerin kaybolmasından korkarak hadislerin toplanıp tedvin edilmesini istedi. Zaman birinci yüzyılın başıydı. Diğer şehirlerde ilimleriyle tebarüz etmiş kişilere mektup göndererek hadislerin toplanmasını emretti. Ayrıca valilerine de bu emri bildiren birer mektub yazdı.

    İmam Mâlik, Muhammed b. Hasan eş-Şeybani tarikiyle gelen şu rivayete Muvatla'da yer verir. : «Ömer b. Abdulaziz ebû Bekr b. Muhammed Amr ile Hazm'a yazdığı mektubla şöyle dedi :

    «11/.. Peygamber'in hadisleri, sünnetleri veya Ömer'in sözleri vb. gibi şeyleri bul ve yaz. Zira ilmin ve alimlerin kaybolmasından korkuyorum.» (Ayrıca ona) Ensar'dan Amr bin Abdurrahman ve Kasım b. Muhammed b. Ebu Bekr'in yanında ne varsa yazmasını tavsiye elli.

    Buhari, bir Ta'lik(Talik; isnadın başından bir ya da daha çok ravinin düşürülmesidir. Buhari'nın Sahihinde bunlar çoktur. Ancak bu gibi rivayetler kitabın aslında olmayıb, bab başlıklarında ve şahid olarak getirdiği haberlerde olur.)'inde şöyle der;
    Ömer b. Abdulaziz Ebu -Bekr b. Mazın'a (Babasının dedesine nisbet edilen bu zatın dedesi Amr sahabidir. Babası ise Rasulullah'ı (küçükken) görmüştür. Tabii bir fakihtir. Ömer b. Abdulaziz Medine'ye vali yaparak yargı işlerini onu devretmiştir. Ebu Bekr'den başka bilinen ismi yoktur. Künyesinin Abdulmelik olduğu söylenir, H. 12. yılında vefat etmiştir.) yazdığı bir mektubla şöyle dedi : «Kendi beldende Peygamberin hadislerinden ne bulursan yaz. Zira ilmin ve âlimlerin yok olmasından korkuyorum» Tarih-i Isbahan adlı eserinde Ebu Nuaym Ömer b. Abdilaziz'den onun bütün bölgelere mektub göndererek « Peygamber'in hadislerini toplayınız» dediğini nakleder.

    Adil halife Ömer b. Abdulaziz'in mektub gönderdiği kişilerden birisi de Hicri 124'de velal eden Hicaz ve Şam ehli âlimlerinden Medine'li büyük İmam Muhammed b. Muslim b. Şihab ez-Zuhrî'dir. (Prof. Dr. Muhammed Ebu Şehbe, Sünnet Müdafası, Rehber Yayınları: 1/ 65-66)


    Tedvin Hareketinin Hızlanması


    Her şehir merkezinde âlimler, kendilerine verilen bu görevi en güzel şekilde gerçekleştirdiler. Hadis ve sünnetleri seçerek toplamaya yöneldiler. Sahibini zayıfından, makbulünü merdudundan ayırdılar. Seleften hiç kimse hadisleri yazmakta bir sakınca görmedi. Daha önce aralarında bulunan hadis yazımı ile ilgili ihtilaf da bu şekilde ortadan kalkmış oldu ve bu konu istikrara kavuştu. Hadis yazımının cevazı konusunda hatta bunun muslahab bir davranış olduğu hususunda, icma hasıl oldu. İlmi tebliğ etmekle mükellef olan ve fakat onu unutmaktan korkan birisi için vacip olduğu uzak bir görüş olmasa gerektir. (Fethu'l Bari, c. 1, sf: 165)

    Hadis ilminde ilmi tedvin hareketi gelişti. Sıdk ve emanet sahibi araştırmacı, bir topluluk bu kıymetli işin sonunda sıcak yataklarından uzaklaşarak hokka ve defterlerine sarıldılar. Bu uğurda zor işlere katlandılar. Defter ve okkalarını yanlarından ayırmayarak şeyhlerle bir araya gelmeye ve hadisleri direk ağızlarından almaya gayret gösterdiler. Bu yolda uzun geceleri uykusuzlukla geçirdiler, ıssız çöl ve çorak arazîleri katettiler. Muhtelif şehir ve bölgeleri dolaştılar. O günkü vasıtalarla yolculuk zor olduğu, imkânlar elvermediği halde ilim ve hadis rivayeti için üstün bir örnek oldular ki bu sayede (isimleri) ebedi kalan âlimler zümresine katılmış oldular.

    Hadis ve sünnet için altınçağ kabul edilen yaklaşık olarak üçüncü asırda hadislerin toplanması sona erinceye kadar âlimler hadisleri toplamaya, tenkid ederek ayırmaya. Sahih, Sünen ve Musned'leri telif etmeye devam ettiler. Bu asrın son bulmasıyla cerh ve tâdil ile tenkid işi de neredeyse sona ermişti. Daha sonra hadis kitaplarını tertib etmek, düzene koymak ve onlara istidraklerde
    (yani eksik ve hatalı yönlen bulmak) bulunmak gibi işler başladı. Bu da dördüncü ve onu takibeden asırlarda devam elti.

    Netice olarak (konuyu) şöylece özetleyebiliriz :

    Sünnet, aradan uzun bir süre geçmeden tedvin edilmiştir. Özel bir anlamda tedvin Peygamber'in döneminde başladı. Sahabe asrında ve Tâbiun asrının ilk yıllarında gelişti, Tâbiun asrının sonlarında ise genel bir hüviyete kavuştu. Üçüncü asrın sonlarına kadar bu gelişme .sürdü ve tamamen olgunluğa kavuştu ki, bu üç asır kurtuluş, hidayet ve doğru yolda ilim, amel ve İman gibi yüce hasletlere şahid olan asırlardır. (Prof. Dr. Muhammed Ebu Şehbe, Sünnet Müdafası, Rehber Yayınları: 1/67- 68)


    İlim Uğruna Yapılan Seferler

    İslâm âlimlerinin özellikle hadis imamlarının ve onu derleyenlerin en belirgin özellikleri şubhesiz çok göç etmeleri ve uzun yolculuklara çıkmalarıdır. Onlar sahabenin ve sahabeye en güzel şekilde uyan tâbiunun sünneti üzere yürüdüler. Onlardan birisine sika raviler kanalıyla bir hadis ulaşınca bununla İktifa etmiyorlardı. Bilakis hadisi vasıtasız olarak ilk ravîsinden almak için gece gündüz demeden yolculuğa çıkıyorlardı. Sahih-i Buhari'de kesinlik ifade eden bir siga ile yapılan talike göre Cahid b. Abdillah el-Ensari Abdullah b. Uneys'ten bir hadis almak için, bir aylık yolculuğa çıkmıştır.

    Buhari'nin «el-Edebu'l Mufred»inde İmam Ahmed ve Ebu Yâla'nın «el-Musned»lerinde naklettiklerine göre kıssanın tamamı şöyledir :

    Abdullah b. Muhammed b. Ukayl Câbir b. Abdillah'ın şöyle dediğini işittiğini söyler; «Bir adamın Peygamber'den bir hadîs işittiğini Öğrendim. Bir deve satın alarak, bineğimi hazırladım ve bir aylık yolculuk sonunda Şam'a vardım. Bir de baktım ki Abdullah b. Uneys(miş). Kapıcıya «Câbir'in kapıda olduğu söyle dedim. O, «Abdullah oğlu Cabir mi?» diye sordu. Ben «evet» deyince çıkıp boynuma sarıldı. Ona «Senin Rasulullah»tan bir hadis duyduğunu işittim. Senden işitmeden önce ölmekten korktum» dedim. O da şöyle dedi: « Peygamberin şöyle dediğini işittim; «İnsanlar kıyamet günü çıplak olarak haşrolacaklar.»

    Yine Câbir'in şöyle dediği rivayet edilir: « Peygamber'in kısas konusunda bir hadisi olduğunu duydum, hadisin asıl ravisinin Mısır'da olduğunu öğrendim bir deve satın alarak Mısır'a kadar gittim adamın kapısına vardım...» bundan sonrası ilk kıssa da geçtiği gibidir.

    Taberani, Mesleme b. Mahled'den Câbir'in kendisine gelerek şöyle dediğini nakleder : «Senin, müslümanın aybını örtmek ile ilgili bir hadis rivayet ettiğin bana ulaştı. Onu bana da söyler misin...» anlaşıldığına göre Cabir, bu gaye için farklı seferler düzenlemiştir.

    îmam Ahmed'in munkatı bir senedle rivayet ettiğine göre büyük sahabi Ebu Eyub el-Ensari müslümanın aybını örtmek hususunda rivayet ettiği bir hadis için Ukbe b. Amir el Cuheni'ye gitmiştir.

    Ebu Davud, Sünen'inde Abdullah b. Burayde tarikiyle sahabeden birisinin Fadale b. Ubeyd'den bir hadis almak için Mısır'a gittiğini nakleder.

    Tâbiun ve onlardan sonra gelen âlimler de bu yol üzere yürüdüler.

    Hatip [el Bağdadi] Ubeydullah b. Adiy'in şöyle dediğini rivayet eder: «Ali'nin yanında bir hadis olduğunu duydum. O'nun ölmesinden ve bu hadisin kaybolmasından korktum yola çıktım ve Irak'a gidip kendisini buldum.»

    imam Malik'in Yahya b. Said'den rivayet ettiğine göre Said b. Museyyib; «Ben bir tek hadis için gece, gündüz demeden yolculuk yapardım.» demiştir.

    Hatib (el-Bağdadi) Ebu'l Aliye'nin şöyle dediğini nakleder : «Biz sahabeden nakledilen hadisler duyardık ancak gönlümüz buna razı olmaz, onlara gider ve bizzat onlardan dinlerdik. (İbn-i Hacer, Fethu'l Bari, c. X, sf: 141-142)

    Şa'bi bir meseleden dolayı verdiği fetva için (birisine) şöyle der : «Sana bu fetvayı karşılıksız verdim ancak bundan daha küçük bir mes'ele için Medine'ye gidiliyordu.»

    'Dârimi sahili bir senedle Busr b. Ubeydullah'ın : «Ben bir tek hadis için şehirden şehire dolaşırdım» dediğini nakleder. Ebu Kılâbe; «Sadece bir hadis işitebilir miyim diye Medine'de üç gün kaldım» demiştir.

    İmam Ahmed'e : «İlim taleb eden birisi âlim birisinin yanında oturup tahsil mi görsün yoksa ilim yolunda seferemi çıksın?» diye soruldu. O da «sefere çıkarak farklı belde âlimlerinden aldıklarını yazsın» diye cevab verir.

    İlim ve hadis uğruna uzun yolculuklara katılanlar arasında, Ebu Hanife, Malik, Şafii, Ahmet ve diğerleri de vardır. Muhaddislerden ise sayılamayacak kadar çoktur.

    Bunların ilk öncüleri ise: Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî, Neseî, îbn-i Mâce ve Hâkim gibi imamlardır. Bunlardan hayatı boyunca rahat ve istikrarın tadını tatmayanlar vardır. (Prof. Dr. Muhammed Ebu Şehbe, Sünnet Müdafası, Rehber Yayınları: 1/68-71)


    Hadis Tedvininin Geçtiği Safhalar

    Daha önce de belirttiğimiz gibi genel olarak tedvin hareketi hicri birinci asrın sonunda başladı. Farklı beldelerdeki âlimler Râşid Halife Ömer b. Abdilaziz'in da've-tine icabet ettiler. Muhtelif bölgelerde İslâmî ilimler sahasında otorite olan kişiler hadisleri toplama işine soyundu. Bu geniş sahada âlimler birbirleriyle (adeta) yarıştılar. Medine'de İmam Mâlik (Ö : 179) Mekke'de Ebu Muhammed Abdulaziz b. Cureyc (Ö : 150) Şam'da el-Fuzaî (Ö : 156) Yemen'de Ma'mer b. Râşid (Ö : 153) Basra'da Hammad b. Seleme (Ö : 176) ile Said b. Ebi Arube (Ö : 156) Kûfe'de Sufyan es-Sevri (Ö : 161) Horasan'da Abdullah b. Mübarek (Ö : 181) Vasıt'ta Huşeym b. Beşir (Ö : 188) Rey şehrinde ise Cerir b. Abdulhamid (Ö : 188) ve daha niceleri birer eser te'lif ettiler. Bunlann tamamı hicri ikinci asırda yaşamışlardır.

    Bu asırda müelliflerin metodu hadisleri sahabe sözleri ve tâbiun fetvalarıyla birlikte toplamak olmuştur. Bu husus îmanı Malik'in Muvatta'ında açıkça görülmektedir.

    Sonra hadis tedvini için yeni bir dönem geldi. Ki bu dönemde sadece Peygamber'in hadisleri toplandı. Bu adım ikinci yüzyılın başında atıldı. Bu adımı atanların bir kısmı müsned tarzında eserler verdiler. Bu da konularına bağlı kalmaksızın bir sahabinin hadislerini, biraraya getirmekten ibarettir. Mesela namaz ile ilgili bir zekat ve cihad ile ilgili bir hadis ile yanyana gelebilir, imam Ahmed Osman b. Ebi Şeybe, İshak b. Râhûye vb. gibilerinin müsnedleri bu çeşitdendir. Musned sahibleri sadece sahih hadislere bağlı kalmayıp hasen ve zayii hadisleri de kitaplarına toplamışlardır.

    Meşhur Kûtubü Sitte sahibi gibi bazı hadisciler de kitaplarını fıkıh bablarına göre te'lif ettiler. Bunların bir kısmı sadece sahih hadisleri biraraya getirdiler. Buharı ve Muslim gibi. Bazıları da Sahihin yanında zayıf ve hasen hadislere de yer verdiler. Ancak bazen buna işaret ederken bazen de buna işaret etmediler. Bu okuyucunun bilgisine ve makbul haberleri, merdud olanlardan; zayıflan, sahihten ayıracak tenkit gücüne, güvenden kaynaklanıyor. Bunun en güzel örnekleri «Sünenul Erbaa» dedğimiz Ebû Davud, Tirmlzi, Nesaî, ve İbn-i Mâce'dir.

    Hicri üçüncü asır (200-300) Sünnetin toplanması, tedvini, tenkid ve temyizi bakımından altınçağdır. Hadis imamları ve uzmanları, tenkid konusunda mahir ve sarraf olanlar bu asırda yetiştiler. Nerdeyse sabit olan bütün hadisleri az bir kısmı müstesna içine alan Kütub-i Sitte ve benzerlerinin güneşleri bu asırda parladı. Bütün fakihler, muctehidler, müellifler, öğretmenler, bu eserlere itimad ettiler. Tebliğciler, ıslatıcılar ve ahlakçılar, psikolog ve sosyologlar arzu ettiklerini bu eserlerde buldular. (Prof. Dr. Muhammed Ebu Şehbe, Sünnet Müdafası, Rehber Yayınları: 1/71-72)


    Hadiscilerin Tenkid Ve Dirayete Verdikleri Önem

    Hadis imamları hadisleri sağlam kitaplarda toplamakla ilgilendikleri gibi kabulü ve reddini gerektiren se-ned ve metin yönlerinden de araştırmaya özen göstermişlerdir. Hakikaten hadisin bu yönleriyle ilgilenmek çok

    faydalı ve övgüye değerdir. Çünkü iyiyi kötüden, sahihi illetliden, ayırmak buna bağlıdır. Sünnet bu yolla her türlü uydurmadan korunmuş olur. .islâm Şeriatı bu şekilde muhafaza edilmiş olur. Bu yönden araştırılan konular şunlardır :
    Sahih, hasen ve zayıf hadisler ve bunlardan herbirinin durumu, munkati, mu'dal, şazz, maklûb, munker, muztarıb ve mevzu gibi zayıf hadis çeşitleri, bunlarla ilgili olarak cerh ve tâdil yönünden râvilerin durumları ve bununla ilgili lafızlar, rivayet ve şartan hadis tahammülü ve keyfiyeti, eda ve lafızları, (hadisi başkalarına naklederken kullanılan tabirler), hadisin illetleri, garibi ve muhlelcfi (çelişkili hadisler), nasihi ve mensubu, ravilerin tabakaları, vatanları, ölüm tarihleri ve bunlara benzer bir çok konu ki, hepsine hadis ilimleri ve rical kitablarında geniş bir şekilde yer verilmiştir.

    Biraz önce hadislerin genel olarak birinci asrın sonunda tedvin edildiğini belirttik. Sakın rivayet ve şartları, raviler ve sıfatları, cerh ve tâdil gibi konuların o zaman olmadığını sanma çünkü bütün bu hususlar kalplere ve zihinlere nakşedilmişti. Bu gibi ilimlerin durumu hadis metinlerinin durumu gibiydi. Hadisleri toplayan imamlar bunlardan habersizdi denilemez bilakis bunları en güzel şekilde biliyorlardı. Görünürde olmasa bile 'zihinlerinde vardı. Nitekim hadisleri tedvin ederken rivayetleri kabul konusunda aşın ihtiyata yer vermeleri hadislere yalanın, halta ve gafletin karışmasını önlemeleri hususunda bize gelenler bunları bildiklerini doğrulamaktadır.

    Bu hususu ilk asırlarda yazılan eserlerde açıkça görebilirsin. Bu eserlerde metinler ile; tenkid ve rivayet ilminin usulü beraber verilmiştir. İmam Safî (Ö : 204)'nin er-Risale'sinde işlediği konular, İmam Ahmed (Ö : 241)'in talebelerinin, kendisine sordukları sorular ve aralarında geçen konuşma, İmam Müslim (Ö : 161)'in Sahih'inin mukaddimesinde yazdıkları, İmam Ebu Davud (Ö : 275)'un meşhur Sunen'inde takib ettiği metod ile ilgili Mekke ehline yazdığı risale, İmam Ebu İsa et-Tirmizî (Ö : 279)'nin Câmi'inin sonunda aldığı, sahih, hasen ve zayif hadislerle ilgili «el-İIel» adlı kitabı, İmam Buharı (Ö : 256)'nin kaleme aldığı «Üç tarih» (Buhari; Kitabu'd Daavât, 31, İbnu'l Hacer, Fethu'l Bari, c. 1, sf: 189) ve benzeri gibi eserler hep bu cümledendir.

    Bütün bunlardan dolayı rahatlıkla diyebiliriz ki : Hadis tenkidi, sahih hadisleri sahih olmayandan ayırma işi; musned, cami ve diğer hadis kitapları te'lif edilirken beraber olmuştur. Bâzı hadis kolleksiyonlarında derecesine işaret edilmeksizin ki bu oldukça azdır zayıf munker ve mevzu haberlere yer verilmesi hadis imamlarının cerh ve ta'dil sahih ye zayıf hadisin şartlarında ihtilaf etmelerinden kaynaklanıyor. Cerh konusunda kimisi aşın sert, kimisi yumuşak, kimisi orta yollu davranmıştır. Bazılarının keşfedemediği illetleri bazıları bulabilmiş. Bu ise, İslâm'da araştırma hürriyetine en güzel örnektir. Ancak bu hürriyetin aslı; hakkı ortaya çıkarmak ve batılı yok etmek içindir, yoksa heva ve arzuları tatmin için değildir. (Prof. Dr. Muhammed Ebu Şehbe, Sünnet Müdafası, Rehber Yayınları: 1/72-74)


    İslâm'da Makbul Rivayetin Şartları

    Hadisciler makbul rivayet için öyle şartlar koymuşlardır ki, bu şartlar; ravinin doğruluğu, nakillerinde yalan, hata ve gafletten beri olduğunu fazlasıyla göstermektedir. Bu şartlan şöylece sıralayabiliriz:

    1- Müslüman Olması:

    Bu içten ve dıştan İslâm'a teslim olmaktır. Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve ahire t gününe imanı, Allah'ın şeriatı ve hükümlerini kabulü gerektirir. Gerek ilminde gerekse amellerinde bunlara bağlı kalması gerekir. Diğer dinlerde de yalan yasak olduğu halde, müslümaıılık şartının konulması şunun içindir : Konu dini bir konudur, kafir, gücü yettiği kadar başkasının dinini yıkmaya çalışır. Ayrıca İnandığı şeylerden dolayı ithama maruz kalmıştır. İtham unsuru baki kaldıkça dinî hususta rivayetlerinin kabulü doğru olmaz. Haberi mu'min değilken almış ve İslam'dan sonra naklet-misse kabul edilir.

    2- Mükellef Olnası:

    Bu akıl baliğ olmakla tahakkuk eder, çocuk ve delinin rivayeti alınmaz Birincisi şer'an sorumlu olmadığı için onu yalandan alıkoyan bir şey yoktur. İkincisine gelince, anlama, ayırma kabiliyetinin olmayışındandır. Tabii ki mümeyyiz olan çocuk buluğa ermeden haberi alır buluğa kavuştuktan sonra naklederse elbette rivayeti alınır. Sahabenin Allah onlardan razı olsun İbn-i Abbas, Îbnu'z-Zııbeyr ve Mahmud b. Rebİy gibi gençlerin rivayetlerini kabul hususunda icma etmeleri de buna delalet eder. Sahabeden sonra gelenler de bunu kabul etmiş ve temyiz yaşım beş olarak tesbit etmişlerdir. Bu konuda da Mahmud b. Rebi'nin şu hadisine dayanmışlardır : «Ben beş yaşında iken Peygamberin ağzına su alıp, yüzüme püskürttüğünü hatırlıyorum.»

    3- Adalet:

    Kişinin takva ve murûet sahibi olduğuna delil olan bir melekedir.

    Takva; Allah'ın emirlerini yerine getirmek, yasaklarından da kaçınmaktır. Bu da büyük günah işlememek, küçük günahlarda ısrar etmemek ve bidatlerden uzak olmakla meydana gelir.

    Murûet ise; riayet edildiğinde insanı güzel ahlak ve adalet sahibi kılan edep kurallarıdır.

    İki şey murûeti yok eder;

    a) İnsanı aşağılayan küçük günahlar, küçük önemsiz bir şeyi çalmak gibi.

    b) İnsanın onurunu düşüren ve onun şerefine halel getiren bazı mubah hareketler; yolda bevletmek, edebi aşacak tarzda mizah yapmak. Bu gibi şeyler daha çok örf ve âdellere dayanır.

    Hadiscilerin adaletten maksadları ravinin adil olmasıdır. Bu ister erkek ister kadın oîsun, hür olsun, köle olsun gözleri görür olsun, olmasın farketmez. Hadisçiler erkeklik, hürriyet ve görmeyi şart koşmamakta haklıdırlar. Zira birçok hadisi mu'minlerin anneleri ve başka kadınlar, Zeyd b. Harise gibi azatlı köleler ve İbn-i Ummu Mektum gibi amalar da rivayet etmişlerdir.

    4- Zapt:

    (Bilgiyi muhafaza etmek) : Bu da iki kısımdır:

    a) Ezberlemek suretiyle muhafaza etmek (zaptu'sadr)

    b) Yazmak suretiyle muhafaza etmek (zaptu'l-Kitab)

    Birincisi; Şeyhinden işitiğini ezberlemesi ve işittiği andan söyleyeceği ana kadar istediği zaman onu tekrarlayabilmesidir. '

    İkincisi; hadisleri yazdığı kitabı muhafaza etmesi ve onu işittiği andan rivayet edeceği ana kadar her türlü değişiklikten korumasıdır. Ravi bu kitabını ancak güvendiği ve değişiklik yapmayacağından emin olduğu kimseye ödünç verebilir.

    Ezberlemek suretiyle muhafaza üzerinde icma meydana gelmiştir. Ancak yazmak suretiyle muhafazaya tmam Ebû Hanife ve tmam Mâlik gibi büyük imamlar karşı çıkmışlardır. (İbnu's-Salah, Mukaddime , sf: 185) Cumhur'a göre ezberlemek şartıyla kitabından rivayet edenin rivayeti kabul edilir. .

    îşte bir ravide bütün bu şartlar tahakkuk edince rivayeti kabule şayan olur. Bu şartların tamamını taşıyan kimsenin doğru söyleyip söylemediğinden şüphe edilemez, hatta hadiscilerin tenkîd metodlarına, cerh ve ta'dil yollarına, ravinin gerçek durumuna öğrenmek için yaptıkları araştırmalara zan ve töhmet akındaki ravilerin rivayetlerine gösterdikleri dikkate vâkıf olanlar, nerdeyse bu şartlan taşıyan ravilerin yalan söylemelerinin imkansız olduğuna inanır. Bu hakikat rical kitaplarını okumayan ve hadisçilerin tenkit metodlarını bilmeyen bazılarına bir demagoji olarak görülebilir. Ama bu söylediklerim bir gerçektir. Bu kitaplar üzerinde derin araştırma yapanlar bilirler. Bilenler de (bu hakikati) itiraf ederler.

    Zapt için de biraz önce belirttiğimiz manada ortaya koydukları şartlar rivayetlerinde hata ihtimalini uzaklaştırıyor galatı, hatası çoğalan, ezberleme gücü zayıflayanların rivayetlerini reddetmişlerdir. Aynı şekilde hatası ve sevabı eşit olan ravilerin de rivayetlerini reddetmişler ve onları munker olarak kabul etmişlerdir. Onun için hadisçilerin rivayetler hususunda haddinden fazla ihtiyatlı davrandıklarını açıkça görüyoruz. Hadisleri uyanık, zeki ve âdil kimselerden almış ve evham sahibi, rivayetlerde hata işleyenlerin naklettiklerini terketmislerdir. Bu konuda sade insanın kendisinden kurtulamadığı nadir olan hatalaar müsamaha göstermişlerdir.(Câmiu'l Usul, c. 1, sf: 72; Şerhu Nuhbetu'l Fiker, İstikamet Matbaası, sf: 32)

    Nice dindar ve güvenilir kimse var ki hadisçilerin nezdinde hadis rivayet etmeye ehil değildir. İşte bu konuda bunlar hakkında bize gelen bazı rivayetler:

    İbn-i Sirin'in şöyle dediği tesbit edilmiştir : «Bu ilim dinin kendisidir, dininizi kimden aldığınıza iyi bakınız»

    Hicret Yurdu(Medine)nun îmarnı, Malik b. Enes bakın ne diyor: «Biz bu mescidde 'falan Rasulullah'ın şöyle dediğini nakletti' diye (hadis rivayet eden) nice insanlarla karşılaştık. Bunların her biri beytu'1-mâlı teslim edecek kadar emin insandı, ama ben onlardan hiç bir. hadis almadım. Çünkü bu işin ehli değillerdi.»

    Yahya b. Said el-Kattan da şöyle diyor: «Birçok salih kimse var ki hadis rivayet etmeseydi onun için daha hayırlı olurdu» tabii ki el-Kattan bununla hafıza gücü zayıf olanları kastediyor.

    İmam Ahmed «İnsanları kendisinin arzularına uymaya çağıran heva sahibi, yalancı ve hadiste hata edib bu hataları kendisine bildirilince kabul etmeyen dışında herkesten hadis yazılabilir.» demiştir.

    Süleyman b. Musa da şöyle der; «Hadis imamları şöyle derlerdi; timi, hadisleri rivayet yolu ile değil de (orada burada buldukları) sayfalardan elde eden kimselerden almayın. Zira bunlar hadisleri birbirinden temyiz edemezler, kelimelerin yazılışında yanlışlığa düşer ve çok hata ederler.» (İbnu'l Muflih, el-Âdabu'ş-Ser'iyye, c. 2, sf: 155)

    Meşhur kitaplarında hadisleri toplayan imamlar sadece rivayete ve âdil ve zabıt ravilerden şifahi olarak almaya itimad etmişler, yazmayı güven ve muhafazayı artırmak için kullanmışlardır. Ta ki bu dereceye ulaşmayan ve kendilerinden sonra gelecek hadis talihleri onlara müracaat etsinler. (Prof. Dr. Muhammed Ebu Şehbe, Sünnet Müdafası, Rehber Yayınları: 1/74-79)


    Hadisçilerin Metin ve Sened Tenkidine Verdikleri Önem

    Hadisçiler isnad tenkidine o kadar özen göstermişler ki, bu konuda eklenecek hiç bir şey kalmamıştır. Rical tenkidi hususunda bize büyük bir serveti miras olarak bıraktılar. Bu eserlerin bir kısmı sika raviler, bir kısmı zayıf raviler, bir kısmı genel olarak bütün raviler hakkındadır. Ravileri tenkid ederken sadece zahirî olarak cerhetmekle yetinmediler. Bilakis dahili yönden de tenkid ettiler, bunun en güzel delili- de halkı işlediği bidate çağıranla veya çağırmayan bidat ehli ravilerin rivayetlerinin ayrı kategoride değerlendirilmesi teşkil eder. Nitekim hadisçiler birincisinin rivayetini red, ikincisininkini de kabul etmişlerdir. Çünkü birincisinin yalan söyleme ihtimali çoktur. Fakat ikincisi öyle değildir. Aynı şekilde işlediği bidate çağırmasa da bu bidatini destekleyecek bir rivayette bulunursa yine kabul etmemişlerdir. Bidate çağıran birisi de bu bidate ters bir rivayette bulunursa böyle rivayetleri de kabul etmişlerdir. Çünkü bu takdirde psikolojik olarak yalan ihtimali oldukça azalıyor.

    Sahibini yanlışlığa sevkedecek unsurları da güz önünde bulundurarak, devlet adamlarının kapısına gitmeyi onlardan ödül almayı ve benzeri şeyleri bir «cerh» sebebi saymışlardır.

    Hadisciler isnad tenkidine (harici tenkid) önem verdikleri gibi metin tenkidi (dahili tenkid) ne de Önem verdiler. Bunun da en güzel delili bir hadisin te'vil imkan t olmaksızın akla hisse ve müşahadeye ters düşmesini mevzu hadisin emaresi olarak görmeleridir. Hadisciler çoğu kez Kur'an'a, meşhur sünnete ve tarihi hakikatlere ters düşen ve fakat te'lif imkanı olmayan birçok hadisi reddettiler, munker ve şazz hadisi, metni illetli' ve metni muztarib gibi kısımları hadislerin içinde değerlendirdi ter.

    Evet hadisciler mutlaka gözönünde bulundurulması gereken bu sebebleri önemli bazı nedenlerden dolayı isnad tenkidine verdikleri önemi metin tenkidine vermediler. Bu sebebleri sahih hadis konusunda ayrıntılı olarak anlatacağız. (Prof. Dr. Muhammed Ebu Şehbe, Sünnet Müdafası, Rehber Yayınları: 1/79-80)


    Hadiscilerin Hadislerin Anlaşılması ve Manâlarına Verdikleri Önem

    Hadisciler aynı şekilde yadisîerin anlaşılmasına da büyük önem verdiler. Hadiscilere iftira atanların iddia ettikleri gibi onlar manalarını anlamadan sadece hadisle-leri taşımakla kalmamışlardır. Nitekim hadisleri her türlü şaibeden ayırarak eleyen ve onları saf bir şekilde toplayan ilk hadis imamları aynı zamanda fıkıh ve dirayet ehli kimselerdi. İmam Malik, Ahmed, Sufyan, b. Uyeyne, Sufyan es-Sevrî, Buharî, Müslim ve diğer Kütub-i Sitte yazarları bunun açık örnekleridir.

    Ahmed b. Hasan et-Tirmİzi; Ahmed Hanbel'den : «Benim yanımda hem hadisci, hem de fakih olan kimse, hadis ezberleyip de fakih olmayan kimseden daha hayırlıdır.» dediğini işittiğini söyler.

    Hâkim, Tarih'inde, Abdulaziz b. Yahya'nın şöyle dediğini rivayet eder; «Sufyan b. Uyeyne bize şöyle dedi; «Ey hadis ehli hadislerin manasını iyi öğrenin, ben otuz sene hadislerin manalarını anlamakla uğraştım. (el-Adabu'ş-Şeriyye, c. 2, sf: 129)
    Buharî'nin bazı hadîslerin tercemelerine bir hadisi fıkhı konular munasebetiyle farklı yerlerde bölük bölük vermesi (takti) gibi hususlara başlıklarına bakıldığı zaman ne gibi neticeleri doğurduğu görülebilir. Hadislerin anlaşılması ve fıkhı neticeleri ihtilaflı meselelerde müstakil görüşlerini de açıklar bîr meselede tercih yapmadığı zaman onu kesip atmaz, bunlardan dolayı «Buharî'nin fıkhı bölüm başlıklarındadır.» denilir. Müslim'in kitabındaki tertibide böyledir, Sünen sahibleri, özellikle Tirmizi bir işi bilen anlayan bir fakih edasıyla iıkhî görüşleri kitabında ortaya koymuştur

    Evet sonraki asırlarda az da olsa metinleri anlamadan bütün gayretlerini hadis toplamaya sarfeden kimseler çıkmıştır. Bunlar daha çok hadisler güvenilir kitaplarda toplandıktan sonra ortaya çıkmıştır. Ebu'l Ferec, «îbnu'l Cevzî'nin; «Saydu'l Hatır» adlı eserinde bilmedikleri şeyleri taşıyan hamallar olarak vasıflandırdığı kimseler bunlar olsa gerek» (el-Adabu'ş-Şeriyye, c. 2, sf: 129) demiştir. Burada bir çok örnekleri verilmiştir. (Prof. Dr. Muhammed Ebu Şehbe, Sünnet Müdafası, Rehber Yayınları: 1/80-81)


    Lafız ve Manâ ile Rivayet

    Alimler; hadislerin harfi harfine orijinal lafızlarını korumanın îslâm teşriatında son derece önemli bir yeri olub; îslâm, ahkamının yüce bir hükmü olduğunda ittifak etmiştir. Mümkün olduğu kadar orijinal lafızları muhafaza etmek gerekir. Hadis nakli ve rivayeti ile iştigal edenlere bu düşer. Hatta bazı âlimler mâna ile rivayeti caiz görmeyip bunu vâcib addetmişlerdir.

    Hadisleri mana ile rivayet etmeyi caiz görenler de bazı şartların ve son derece önemli ihtiyatların tahakkukunu şart koşarak şöyle demişlerdir : Hadisleri aslî lafızlarını terkederek mâna ile rivayet etmek; hitab tarzlarını ve lafızların inceliklerini bilmeyenlere haramdır.

    Ancak lafızları taşıdıkları manalarıyla bilen onların ifade ettiği manalar hususunda uzman olan farklı manalara gelen lafızlarla zahir ve anım ifadeleri diğerlerinden ayıranın bu yola baş vurmasını caiz görmülşerdir. Fakih ve muhaddislerin cumhuru bu görüştedir.

    Selef-i Salih lafzen rivayet etmeye azami gayret sarf-utmiş ve mâna ile rivayetin belli ölçüler dâhilinde verilmiş bir ruhsat olduğu görüşündedir. Bâzıları mâna ile rivayeti uygun bulmamış lafızlarla rivayet etmekle yetinmişler. Veki' (İbnu'l Cerrah) şöyle demiştir; «Kasım b. Muhammed, Ibn-i Şirin ve Reca b. Hayve Allah onlara rahmet etsin hadisleri aslî lafızları ile tekrarlıyorlardı». Beyhaki'nin el-Medhal'in de belirttiğine göre imam Malik de lafzen rivayet hususunda ısrar etmiş, merfu hadisleri mana ile rivayet etmeyi yasaklamış, ancak sair hadislerin lafzı rivayetine cevaz vermiştir.

    Seleften mâna ile rivayete cevaz verenler de vardır. Nitekim İbn-i Şirin; ibrahim en-Nehai, Hasan-ı Basri ve Şabi'nin hadisleri mana ile rivayet ettiklerini nakleder. (Câmiu'l-Usul, c. 1, sf: 54; (İbn-i Kesir), el-Sâlsu'l Hasis, sf: 166)

    Burada bilinmesi gereken bir husus da şudur; mana ile rivayet etmek sadece hadis mudevvenatının içermediği hadisler için caizdir. Aksi takdirde hiç kimsenin herhangi bîr musannifin kitabında yer alan bir hadisin lafızlarını değiştirerek onun yerine aynı mânayı ifade eden başka bir lafza yer vermesi doğru değildir. Çünkü bu ruhsat sadece lafızları ezberleyen ve onları aynen aktaramayan kimseler içindir. Yazılı sayfa ve kitaplarda böyle bir durum söz konusu değildir. İbnu's-Salah'ın da dediği gibi bir insan lafızları değiştirmeye salahiyeti olsa da başkasının eserini değiştirmeye yetkisi yoktur. (İbnu's Salah, el-Mukaddime, sf: 189)

    Bilinmesi gereken diğer bir husus Peygamber'in çok ma'naya şamil veciz ifadelerinde olduğu gibi lafızları ile ibadet edilen dua, zikir, ve teşehhüd hadisleri bu ruhsatın dışındadır.

    Özel olarak tedvinin birinci asırda başladığını, genel anlamda ikinci asrın başında başladığım, mana ile rivayetin yazılı belge ve kitaplardan yapılmasının caiz olmadığını, hadisleri nakleden ravilerin aynı lafızlara bağlı kaldıklarını ancak bazılarının mana ile rivayeti uygun gördüklerini ve bu uygun görenlerin çoğunlukla fesahat ve belagat erbabı hâlis Arab olduklarını, onların bizzat Peygamber veya Peygamber'in bütün hallerine şahid olan ve ondan işitenlerden dinlediklerini, onların hitab tarzlarını ve sözün yorumlarını bildiklerini, rivayet ettikleri şeylerin din olduğunun farkında olduklarını, Peygamber'e yalan isnad etmenin haram olduğunun farkında olduklarını ve bunun Allah'ın şeriatı ve hükümlerine yapılacak bir iftira olduğunun farkında olduklarım bilirsek, bütün bunları göz önünde bulundurursak daha önce işaret ettik mana ile rivayetin dinde bir zarar teşkil etmediğini, bazı müsteşrik ve onların izinden yürüyenlerin iddia ettikleri gibi naslarda herhangi bir tahrif ve tebdilin olmadığını anlarız. Ayrıca kitabını koruyacağını tekeffül eden Cenab-ı Mevla, Rasulunün sünnetinide tahrif ve tebdilden koruyacağını üstlenmiştir. Allah, her asırda sünneti tahriften, bozguncuların hilelerinden, ve cahillerin te'vilinden koruyacak âlimler varetmiştir. Bu sebeble içine karışan bâtıl giderilmiş ve geriye kalan hak, içenlere saf bir kaynak olarak bırakılmıştır. «De ki hak geldi, artık batıl ne bir şey ortaya çıkarabilir. Ne de geri dönebilir (o tamamen yok olub gitmiştir)» (Sebe 3)

    Şimdi Allah'tan yardım ve tevfik dileyerek reddiye ve mudafaya başlayabiliriz. (Prof. Dr. Muhammed Ebu Şehbe, Sünnet Müdafası, Rehber Yayınları: 1/82-84)
  11. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    Kalaka27 isimli zındık;
    Linkleri ve yazıları oku; hâla aynı düşüncedeysen tek tek konuları işlemek üzere bana özel mesajla yazabilirsin.
    Bunun haricinde (konu halledilene kadar) hiç bir yere mesaj atmayasın, atılırsın
  12. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    Sünnetsizlerin İnkar Ettiği Bazı Hadislerin Sıhhati ?
    https://www.islam-tr.net/konu/sunnetsizlerin-inkar-ettigi-bazi-hadislerin-sihhati.26023/
  13. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    Zındık, özel mesajlaşma sonucu soru ve isteklerim yerine kafasına göre takıldığı, uyarıma rağmen devam ettiği için siteden belli süreliğine uzaklaştırılmıştır!
Yüklüyor...
Konu Durumu:
Daha fazla cevap için açık değil.

Sayfayı Paylaş