1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.
  2. Duyuruyu Kapat

Haber Scheuer: El Kaide Terörist Bir Organizasyon Değil

Konu, 'Kafkasya Haberleri' kısmında ebufaris kurdi tarafından paylaşıldı.

  1. ebufaris kurdi

    ebufaris kurdi Misafir

      
    Eski CIA ajanı: El Kaide bir halk hareketine dönüşüyor
    Usame Bin Ladin'i yakalama timinin başkanı eski CIA ajanı Michael Scheuer, El Kaide'nin her geçen gün daha fazla kitlelere mal olduğunu ve bir halk hareketine dönüştüğünü düşünüyor.

    Eski CIA ajanı, Usame Bin Ladin'i yakalama timinin başkanı Michael Scheuer, El Kaide'nin her geçen gün daha fazla kitlelere mal olduğunu ve bir halk hareketine dönüştüğünü düşünüyor.

    Scheuer, 22 yıl CIA'de görev yaptı, 2004 yılında istifa etti. Son görevi Bin Ladin'i yakalama timi başkanlığıydı. Scheuer El Kaide'nin bir halk hareketine dönüştüğünü düşünüyor ve ABD'nin savaşı kazanmak için daha fazla El Kaideli öldürmesi gerektiği tezini savunuyor. Press Medya’da yer alan Michael Scheuer’in makalesini ilginize sunuyoruz.

    BATI KENDİSİNİ KANDIRMAYA DEVAM EDİYOR

    ''Usame bin Ladin’in ölümünün ardından yapmamız gereken en öncelikli şey El Kaide’nin terörist bir örgüt değil, direnişçi bir örgüt olduğu gerçeği ile yüzleşmektir. Bu ise sadece basit anlamsal bir farktan ibaret değil.

    El Kaide, Ladin’in öldürülmesinden sonra bile zorlu bir düşman olarak karşımızda duruyor. Bunun sebebi, örgütün büyük, tecrübeli, iyi organize olmuş sağlam bir direniş grubu olmasının yanında askeri, mali, lojistik ve eğitim yönünde gelenekselleşmiş bir liderlik takibi sistemine sahip olması.

    El Kaide’nin bir çok üst düzey liderlerinin öldürülmesine rağmen hala ayakta kalmayı başarması, etkili bir şekilde faaliyetlerini sürdürmesi, sayı ve coğrafi açıdan büyümeye devam etmesi, El Kaide’nin bir direniş organizasyonu olduğunun en büyük delilidir. Batı ise El Kaide’yi “terörist grup” olarak isimlendirerek kendisini kandırmaya devam etmektedir.

    Hiç bir İslami örgüt yok ki ABD ordusunun ve istihbaratının 90’li yılların sonundan beri El Kaide’ye saldırdığı gibi saldırması durumunda ayakta kalmayı basarsın. Bin Ladin ve El Kaide, Sovyetlere ve komünist Afganlı müttefiklerine karşı yapılan Afgan cihadının bir ürünüdür. Bu tecrübe onlara iman, sabır ve bitişik bir güvenli bölgenin olması halinde bir süper gücün yenilebileceğini öğretti. Bunun yanında bir süper güce karşı savaşan ve mağlup etmek için mücadele veren herhangi bir örgütün acı çekmeye ve en düşük askerinden en üst düzey liderlerine kadar üyelerini kaybetmeye hazırlıklı olması gerektiğini öğrendiler.

    Bin Ladin El Kaide’yi Ahmed Şah Mesud, Gülbüddin Hikmetyar, Abdulrasul Sayyaf ve Yunus Halis gibi Kızıl orduya karşı savaşan önemli Afgan direniş örgütlerinin kalıbına göre kurdu. Bu örgütlerin tamamı Kızıl ordunun düzenlediği suikast operasyonları karşısında ciddi oranda lider kaybı yaşadılar. Sovyetler, liderlerini öldürerek Afgan direniş örgütlerini yenmenin imkansız olduğunu kavramışlardı. Washington ise bunu “yılanın başını ezmek” olarak niteleyerek çözümün El Kaide liderlerini öldürmede olduğunu savunmaya devam ediyor.

    Afganistan’daki İslami gruplar, liderlerinin hem Sovyetlerin düzenlediği suikastler sonucu hem de aralarında çıkan yıkıcı savaşlar sonucu ölmesinden dolayı oturmuş bir liderlik takibi sistemi kurmak için çok büyük çabalar sarfettiler. Bu özellikle Şah Mesud’un ve Hikmetyar’ın gurupları için geçerliydi.

    Bin Ladin ve Molla Ömer bunlardan ders alarak 90’li yılların başında bütün kademelerde liderlik takibi sistemi hazırlamak için çok zaman harcadı. El Kaide’nin lider kadrosu ön yılı aşkın sürekli zayiat verdi. Örgüt, teslim olmalar, suikastler, savaş alanında öldürülmeler ve yakalanmalar sonucu bir çok liderini kaybetmesine rağmen ABD-NATO koalisyonun elinde bu taktiğin ise yaradığını gösteren tek şey öldürdüğü liderlerin sayısı oldu. El Kaide liderlerini öldürülmesi veya yakalanması, ABD-NATO koalisyonunun savaşta başarısını ölçmede kullanılan inandırıcı bir ölçü değil.



    El Kaide’nin lider kayıplarına en iyi hazırlıklı olduğu kademe olarak örgütün askeri komutanları öne çıkıyor Örneğin El Kaide’nin ilk askeri komutanı Ebu Ubeyde el Panshiri 1996 yılında Afrika’da suda boğularak hayatını kaybetmişti. Ebu Ubeyde’nin yerine Ebu Hafs el Masri olarak da bilinen Muhammed Atıf geçirildi. Muhammed Atıf, Kasım 2001’de Kandahar’da öldürüldüğü güne kadar El Kaide’nin askeri operasyonlarını yürüttü.

    Muhammed Atıf’in yerine eski Mısır özel operasyon şefi Seyf el Adil geçirildi. Seyf el Adil İran’da tutuklanıp bir kaç sene ev boyunca hapsinde tutulduğu zamana kadar El Kaide’nin askeri komutanı olarak görevini sürdürdü. Seyf el Adil’in yerine Mayıs 2005’te Pakistan’da yakalanan Ebu Faraj el Libi geçti.

    Ebu Faraj’in ölümünden sonra yerine geçen El Kaide’nin askeri komutanını tespit etmek zor olsa da dikkatler ABD vatandaşı olan Adnan Şükrayuma üzerine odaklanıyor. Son bilgilere göre Seyf el Adil İran tarafından serbest bırakıldıktan sonra ve El Kaide’ye geri döndü. El Adil önceki görevi olan El Kaide’nin askeri komutanlık görevine dönmüş olabilir. Adnan Şükrayma ise ABD’ye yönelik operasyonların sorumlusu olabilir.
    Yukardaki kaba kronoloji El Kaide’nin üst düzey lider kadrosunun önemli oranda yıpratıldığını gösteriyor fakat bütün bunlara rağmen ABD ve İngiliz istihbaratı El Kaide’nin ciddi bir tehdit olarak varlığını sürdürmeye devam ettiğini bildiriyorlar.

    Şunu da belirtmekte yarar var: El Kaide’nin kaybettiği liderlerinin yerini doldurma kabiliyeti aynı zamanda örgütün güney Asya dışındaki kollarında da kendini gösteriyor. Örneğin El Kaide’nin Yemen’deki askeri lideri Ebu Ali el Harisi, savaşın başlarında bir insansız hava aracının saldırısı sonucu öldürülmüştü. El Kaide, ilk başlarda el Harisi’nin yerini doldurmada zorlandıysa da, Yemen hapishanesinden kaçan el Vüheysi’nin liderliği devralması ile birlikte bu sorunu çözdü. Bin Ladın’ın eski özel sekreteri olan el Vüheysi şimdi Arap Yarımadası El Kaide’sini (AQAP) yönetiyor. AQAP ayırca Samir Han ve Enver el Evlaki gibi ABD vatandaşı olan Müslümanların örgüte katıldıkları nokta olarak göze çarpıyor.

    El Kaide Suudi Arabistan’da ilk lideri olan Abdül Aziz el Mükrin’in 2003 yılında Suud polisi tarafından öldürülmesinin ardından bir çok liderini kaybetmeye devam etti. Verilen bu ağır zayiatlar örgütün Suud ve Yemen kollarının birleşmesine ve askeri operasyonların komutasının Yemen’e kaydırılmasına sebep oldu.

    Irak El Kaidesi (AQİ) ilk komutanı Ebu Müsab el Zekavi’nin 2006 yılında öldürülmesinin arından yerine geçen Ebu Ömer el Bağdadi’yi ve askeri komutan Ebu Eyüp el Muhacir’i 2010 yılında aynı günde kaybetti. Şu an örgütün liderliğini Ebu Bekir Hüseyni el Bağdadi yürütüyor.

    İslami Mağrıb El Kaidesi (AQİM), Somali’deki El Kaide müttefiki El Sebab Hareketi ve El Kaide’nin Lübnan ile Filistin kolları da aynı şekilde öldürülen üst düzey liderlerinin yerine başka liderler getirirken organizasyonel gelişimini, medya faaliyetlerini ve askeri operasyonlarını sürdürmeye devam ettiler.

    Bunların yanında El Kaide, üst düzey liderlerinden Halid Şeyh Muhammed, Tevfik bin Ataş, Ebu Zübeyde, Abdurrahim el Nasırı, Abdülhadi el Irakı, Ebu Leys el Libi, Ebu Mustafa Ebu el Yezid ve 9/11 saldırılarından önce yakalanmış olan bir çok liderinin yerine yenilerini getirdi. El Kaide, liderlik takip sistemine her zaman öncelik vermiş olsa da, örgütün bir çok liderini kaybetmesi ve Bin Ladın’ın kendi ölümünden sonra örgütün ayakta kalması hususunda duyduğu endişe sebebiyle bu işlem daha çok 9/11’den sonra ivme kazandı.

    1996 yılından itibaren açıktan konuşmaya başlayan Uşame bin Ladın, ABD’ye karşı ilan ettiği savaşın sonunu görecek kadar yaşayacağını beklemediğini söylemişti. Bin Ladın, bir şehid olarak ölmeyi arzuladığını ve kanının gençlere cihada katılmaları için bir ilham kaynağı olmasını istediğini söylemişti. Bu bin Ladın’ın savaşın birkaç nesil süreceği beklentisi içinde olduğunu apaçık bir şekilde gösteriyor.

    Uşame bin Ladın ve yardımcıları 9/11’den sonra kendisinin öldürüldüğü operasyon benzeri operasyonların örgütün dağılmasına sebep olmaması için örgütü geniş bölgelere yaymaya başlamıştı. Bu çabalarında kesinlike başarılı oldular.

    Örneğin 9/11 günü, El Kaide’nin askeri gücü, eğitim tesisleri ve operasyon planlamaları genelde Afganistan’da yoğunlaşmıştı ve 2002 ortalarında bu alt yapının büyük bir kısmı ABD-NATO koalisyonu tarafından imha edilmişti.

    Ama bu yıkımlar Usame bin Ladin’i, örgütünü geniş bölgelere yayma işlemini yönetmekten alıkoyamadı. Bugün El Kaide Afganistan’ın yanında, Pakistan’da, Yemen’de, Irak’ta, Somali’de, Şam bölgesinde, Filistin’de ve Kuzey Afrika’da varlığını sürdürüyor. Bugün El Kaide 9/11’deki örgütten daha büyük bir örgüt konumunda ve daha geniş coğrafyada faaliyet gösteriyor.

    Bunun yanında Usame bin Ladın, ömrünün son beş yılını İngilizce konuşan ülkelerde örgütün nüfuzunu ve operasyonel kapasitesini artırmak için sarfetti. El Kaide, Azzam el Amrıkı (Adam Gadahn), Adnan Şükrayuma, Samir Han, Ömer Hammamı ve Enver el Evlaki gibi ABD vatandaşı olan üyelerinin güçlü hitabetlerini ve medya kabiliyetlerini kullanarak ABD vatandaşlarını ABD içinde saldırılar düzenlemeye teşvik etti. Nidal Hasan, Necibullah Zazı ve Faysal Sahzad gibi isimleri buna örnek olarak verebiliriz.
    Bin Ladın’ın El Kaide’yi ve İslam dünyasını kendisinden sonraya hazırlamasını son beş sene içinde nisbeten daha sessiz durmasından da anlayabiliriz. Bu süre zarfında Ebu Yahya el Libi, Enver el Evlaki, el Vüheysi ve Azzam el Amrıkı gibi El Kaide’nin bir çok yeni nesil yöneticileri medyada on plana çıktı. Bu sürecin hedefi El Kaide’nin gelecekteki liderlerini tanıtmaktı.

    El Kaide’nin geniş bölgelere yayılma çabasındaki başarısı, örgütü tamamen yok edilmesini imkansız kılmasının yanında örgüte 2001 yılında sahip olmadığı yeni operasyon üsleri kazandırdı.

    Bu yeni operasyon üsleri, El Kaide’ye daha fazla insanı eğitme ve geleceğin liderleri olarak yetiştirme olanağı verdi. Bu lider adayları savaşta veya yakalanma sonucu kaybedilecek olan mevcut liderlerin yerini doldurmak için bu güvenli üslerde beklemektedirler. Sonuç olarak El Kaide’nin, liderlerinin beklenmedik ölümlerine karşı uzun zamandır çok iyi düzeyde hazırlıklı olduğunu söylemek çok yerinde bir tespit olur.
    Son üç ABD cumhurbaşkanının toplam 16 yıldır uğraşından sonra Batı, tümüyle bakıldığı zaman öldürdüğü El Kaide liderlerinin sayısını saymaktan başka örgüt karşısında bir şey elde edemedi.

    Batı, El Kaide liderlerini öldürmeye ve yakalamaya devam etmek zorunda olsa da bu El Kaide’nin büyümesini ve ölen liderlerinin yerine yenilerini atamasını durdurmayacaktır. Aynı şekilde bin Ladın’ın ve diğer üstü düzey liderlerin öldürülmesi muhtemelen bir çok genci cihada katılmaya telkin edecektir.

    Batılı siyasi liderler, genç yaştaki Müslümanların El Kaide’ye katılma sebebinin sadece El Kaide’nin kullandığı etkileyici sözler ve yaptığı işler değil bunun yanında Batılı hükümetlerin İslam dünyasında yaptığı saldırılar olduğunu kavradıkları zamana kadar ABD’nin El Kaide liderlerini öldürme ve yakalama yoluyla örgütün gelecek nesillerde büyümesini engellemesi mümkün olmayacaktır.''
    Son düzenleme yönetici tarafından yapıldı: 7 Nisan 2017
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş