1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

Şehid Metin Yüksel r.a >>> Allah cc Şehadetini Kabul Etsin <<<

Konu, 'Türkiye'li Şehidler' kısmında deli tarafından paylaşıldı.

  1. deli

    deli Aktif Üye Site Emektarı Kullanıcı

    [​IMG]


    17 Temmuz 1958’de Bitlis’e bağlı Kolongo’da dünyaya geldi.Sadrettin Yüksel Hoca’nın oğludur.Mücadeleci bir kişiliği vardır.

    Şehid edildiğinde 20 yaşında idi.Genç yaşına rağmen , İslami hareketin içerisinde şuuru , uyanıklığı ve aktivitesiyle kısa zamanda sivrildi . 1977 yılında Fatih Daruşşafaka Caddesinde Komünist militanlarla giriştiği çatışmada üç kurşunla yaralanmıştı.

    Her mitingde onu en ön safta görürdü Müslümanlar . Şehit olduğu günün bir gün öncesi İzmir’den gelmişti . İzmir’deki İran konsolosluğunda Müslümanlarla komünistlerin mücadelesinde yardımcı olmak için gittiği İzmir’den muzaffer olarak İstanbul’a döndü.

    23 Şubat 1979 Cuma günü Cuma namazına müteakip caminin merdivenlerinden 50 m uzakta şehit edildi.Görgü şahitlerinin anlattığına göre merhum kardeşimiz namazdan çıkınca , Fatih Camii’nin arka avlusunda gizlenen caniler , ona adıyla hitap ettiler . “Metin!” seslenişini duyan kardeşlerimiz , geri döndüğünde eli silahlı şahıslarla karşılaştı . Irkçılar , Metin’in ayağına doğru bir kez ateş ettiler ve kurşun ayak parmağını sıyırdı . Birkaç saniye içinde geçen olayda ikinci kurşun Metin’in karnına saplanmıştı . Merhum yere kapanmış kıvranıyor ve Kelime-i Şehadet getirmeye çalışıyordu , katiller başına üşüştü ve beynine iki el ateş ettiler . Metin’in oluk gibi akan kanları , Fatih Camii’nin avlu taşlarını kıpkırmızı yapmıştı .

    Görgü şahitleri , hadiseden sonra Cuma’dan cemaati yanıltmak için , katillerin “ Allahu Ekber ” diyerek kaçtıklarını belirtiyor .

    Ne var ki al kanlara bulanan gencin Metin olduğunu cami cemaati anlayıncaya kadar katiller çoktan kaçmıştı.

    Dursun Özcan anlatıyor :” Bir Cuma günü geceden yağan kar kaplamış her tarafı . Cuma namazından çıkıyoruz . Cami’nin doğu kapısından … Bizden önce çıkanlar olmuş , bu arada ben çınar ağaçlarının arkasında bir kişinin siper aldığını ve sol elle ateş açtığını gördüm . Çarşamba Pazarı’na açılan açılan kapının önünde birikmiş olan arkadaşlara ateş açıyordu . Bir başkası da zannederim havaya ateş etmekteydi … Olay esnasında etrafta kimse yoktu . Nasıl olsuydu tecrit olmuşlar sanki . İşte o an biz Metin’in yere düştüğünü gördük ve bunlar kaçmaya başladı .Tekbir getirerek kaçıyorlardı . Biz hemen Metin’i aldık ve hastaneye götürdük Metinin vurulduğunu görmüştük fakat şehit olduğunun farkına varamadan hastaneye ulaştırdık . Tabi doktorlar ‘Başınız sağ olsun’ dediler …”

    Şehit kardeşimizin vücudundan çıkarılan kurşunlar dört değişik silaha aitti . Biri 6.35 … Diğer 7.65 ve 9’luk tabanca mermilerinin yanısıra bir de Sten mermisi… Evet !… Irkçılara bir kurban daha verilmişti …

    Katiller hakkında SİP üyesi Hüseyin Duman’ı öldürmekten yargılanan MHP’li İhsan Bal’ın daha önce de iki cinayete karıştığı ortaya çıktı. Bal, bu iki cinayet davasından delil yetersizliğinden beraat ederken cinayetlerden birinin Hüseyin Duman’ın öldürüldüğü Küçükbakkalköy’de meydana gelmesi dikkat çekici. Bal, şu anda Kadıköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde Hüseyin Duman’ı öldürmek suçundan tutuklu olarak yargılanıyor. Hüseyin Duman’ı öldürdüğü tanık ifadeleri ile ortaya çıkan MHP’li İhsan Bal’ın adının 24 yıl önce Kurtuluş hareketi taraftarı Ali Güngör’ün öldürülmesi olayına karıştığı ortaya çıktı. Mahkeme tutunaklarındaki anlatımlara göre olay şöyle meydana geldi: “23 Nisan 1977 günü Küçükbakkalköy’de Ülkü Ocakları Derneği’ne üye olan İhsan Bal, Mustafa Bilir, Mehmet Bilir, Zeki Yılmaz, Osman Dedeoğlu ve Ali Bilir ile sol görüşlü Ali Güngör, İrfan Karagöz ve Enver Şekerci arasında kavga çıktı. Kavga sırasında silahla yaralanan Ali Güngör kaldırıldığı hastanede hayatını yitirdi. Yaralı olan Bal ise arkadaşları tarafından bir minibüse bindirilerek olay yerinden uzaklaştırıldı.” Bal’ın isminin karıştığı ikinci cinayet olayı ise 23 Şubat 1979 yılında gerçekleşti. Fatih Camii avlusunda meydana gelen silahlı saldırıda Akıncılar Derneği Başkanı Metin Yüksel öldü. Cumhuriyet gazetesi olayı, “22 Şubat 1979 günü Ülkücüler ile Akıncılar arasında başlayan kavga kan davasına dönüştü” şeklinde okurlarına duyurdu. Zaten olaydan bir gün önce Metin Yüksel, MHP Bakırköy İlçe Örgütü ikinci başkanı Assubay Faruk Kartal’ı silahla yaralamak suçundan polis tarafından aranıyordu. Cinayet sonrası firar Bu iki cinayet nedeniyle Bal hakkında ilk dava Ali Güngör’ü öldürmek suçundan Kadıköy 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açıldı. Akıncılar Derneği Başkanı Metin Yüksel’in öldürülmesi olayı ile ilgili olarak ise Sıkıyönetim Komutanlığı 1 No’lu Askeri Mahkemesi’nde dava açıldı. Ancak Bal iki yargılama sırasında da firardaydı. Çünkü Güngör’ün öldürülmesi olayının hemen ardından askere gitti, ardından da yurtdışına çıktı. Yurda asıl dönüşünü ise 12 Eylül askeri darbesinin ardından yaptı. Bu süre zarfında yurda nasıl girip çıktığı ise muğlak. Çünkü Bal, Akıncılar Derneği Başkanı Metin Yüksel’i öldürdükten sonda Libya’ya gitti. 12 Eylül askeri darbesinin ardından da gelip polise teslim oldu ve delil yetersizliğinden serbest bırakıldı. Duman davası sanığı Ve Bal’ın adı 18 Nisan 1999 yılındaki seçimlerde bir kere daha cinayete karıştı. Bal şu anda SİP üyesi tekstil işçisi Hüseyin Duman’ı öldürmek suçundan Kadıköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyor. Bal’ın karıştığı bu son cinayet şöyle meydana geldi: SİP, 18 Nisan 1999 seçimlerinden bir gün önce Sarıgazi’de bir miting düzenledi. Küçükbakkalköy’de MHP üyesi bir grup parti konvoyuna taşlar ve sopalarla saldırdı. İşte bu arbede sırasında tanık ifadelerine göre İçerenköy Ülkü Ocağı Başkanı İhsan Bal belindeki tabancayı çıkararak Duman’ı vurdu. 11 Aralık 2000 tarihinde Türk Ceza Kanunu’nun 448. maddesinde düzenlenen “Kasten adam öldürmek” suçundan Bal hakkında dava açıldı. 22 Aralık 2000 tarihinde de gıyabi tutuklama kararı çıkarıldı ancak Bal 4 Ocak 2001 tarihinde kadar yakalanamadı. 4 Ocak’ta ise avukatı ile birlikte giderek polise teslim oldu. Ve Bal, 10 milyar lira kefalet ile aynı gün tahliye edildi. 30 Kasım 2001 tarihine kadar tutuksuz yargılanırken, tanıkların Hüseyin Duman’ı, Bal’ın öldürdüğünü teşhis etmeleri üzerine tutuklandı. Şu anda tutuklu olarak yargılanıyor.

    Metin Yüksel

    Molla Sadretti’nin mahdumuydu Doğunun ezilen çoçuğuydu Ey mucahit Metin Yüksel Bizlerin önderi siz şehitler Metin yüksel ölmedin sen Ölmedin sen

    Molla Sadrettin’in en yiğit oğlu Metinin ölmedi cennete doğdu Her şehit bir adımdır zafere Her zafer bir umut kutlu yere Metin Yüksel ölmedinsen Ölmedin sen

    Molla Sadrettin’in alnı secdede Metinin annesine şehadet mujde Ağla Müslümanım haline ağla İslam ülkesinde garip bu dava Metin Yüksel ölmedin sen Ölmedin sen






    rahmetli metin yüksel hakkında ufak bir belgesel
    http://ivideo.wordpress.com/2006/07/07/metin-yuksel/
  2. deli

    deli Aktif Üye Site Emektarı Kullanıcı

    Şehid Metin Yüksel’in Dava Arkadaşı ile Mülakat

    Cecen.org:
    Metin Yukselin yanında bulundunuz ,o zamanki atmosferi birlikte yaşadınız ,rahmetli Yuksel den bahsetmeden önce o zamanki genel hali muslumanların durumunu Türkiye muslumanlarının icinde oldugu hali bizlere anlatırmısınız ..

    Basir M . Toprak :

    Est.bendeniz sizlere teşekkür ederim ki; şüheda ile ilgili bu tür çalışmalar (araştırmalar) yapıyorsunuz da medarı iftiharımız olan şühedanın mazhar olduğu mükafatın cüz’i bir kısmını müşahade etmemize vesile oluyorsunuz. Ve ölmemek için ölmenin dünyevi yansımalarını yaşatıyorsunuz.

    O yıllar Anadolunun birçok yerinden büyük şehirlere akın akın göç edildiği yıllardı.Bu göçü alan metropollerin başında da istanbul geliyordu.Türkiyenin bir çok yerinden “taşı toprağı altın” duyumu ile bu şehre gelen bu muhafazakar insanların sukuti hayale uğramaları çok sürmedi. Ve kendilerini tam bir keşme keşin içinde bulmuşlardı. Kıtkanaat geçimlerini sağlamaya çalışırlarken artırdıkları üç-beş kuruş ile neredeyse bedava olan “yeşilçam ideolojisi” ile tanışmışlardı bir hafta sonu bir “yazlık sinemada”

    Bu ideolojinin evladüiyallerini nasıl sistemli olarak değiştirmeye çalıştığının çok farkında olmadan sabahları erkenden gece kondularına koyacakları bir tuğlanın parasını kazanmak için hep yollara düşüyorlar,hep yorgun ama çok yorgun dönüyorlardı barakadan bozma evlerine bu yeni istanbullular. “Yeşilçam ideolojisi”nin zamanla oluşan bu varoşlararın içerisine tam içerisine yatak odalarına kadar sinsice girdiğinin farkında değillerdi tv alıp evlerinin baş köşesine yerleştirirlerken zira tüm mahallenin ilgi odağı oluvermişlerdi bir anda ve bu yeni misafirleri ideolojinin empoze ettiği yaşam biçimini konuşur olmuşlardı cümbür cemaat çekirdek çıtlatarak.Artık bir fabrikada işçi bir inşaatta amele olan bu saf Anadolu insanının heyulasını yeşilçam ideolojisinin empoze ettiği yaşam biçimi süslüyor ve bu esarete bir gün seyis olabileceğini umarak dayanıyordu.

    Ebeveyn bu haletiruhiyyede yaşamını idame ettirirken bu idaolojinin çocuklarını sokaklarda ”dekmancılık” oynatarak nerelere kanalize ettiğini anlayamadılar yada anlamak istemediler.Sokaklarda “yeşilçam ideolojisinin”destek güçleri olarak texsas,tommix benzeri çizgi roman karakterleride aile himayesinden yoksun olan körpe beyinleri potansiyel suçlu olarak şekillendiriyordu.Artık bu şehrin (yada ülkenin) sokakları bu yabancı ideolojinin kol gezdiği volta yerleri olmuştu.Hangi mahalleye, hangi ilçeye giderseniz gidin bu kausu oluşturmak isteyenlerin gönüllü millitonlarıyla karşılaşırdınız.

    Bendeniz istanbulun küçük türkiye olduğu kanaatindeyim ve bu anlattıklarım genelde tüm ülkenin ahvali idi.Bu arada nezih ailelerde yetişen nezih insanlar gidişattan rahatsızdılar.Bide bu Anadoludan gelen ailelerin içinde tüm bunları çok anlamayan ama gidişatın iyiye gitmediğininde idrakinde olan insanlar da vardır ki bunlar.Dedelerinden,Babalarından “kulfu”yu öğrenmişler ve namazlarını da kılıyorlardı.Bir başka tiplerde vardı ki bunlar “kıl beşini bil işini”düşüncesindeydiler demokrasinin ileride kendilerine sunacağı nimetlerden istifade edeceklerini bilerek.

    Türkiye müslümanlarının içinde bulunduğu halin bizcesini anlatmaya çalışacağım şimdi. Bu söyleyeceklerimize o dönemde yaşayan çoğu arkadaşlar katılmayabilirler.Siyasi görüşleri gereği.Ancak bu gün genel olarak müslümanlar düşünülünce izan sahibi insanlar bize hak vereceklerdir.

    Müslümanlar maalesef çok ama çok cahil idiler diye düşünüyorum oluşturdukları yapılarda islam yanlış anlatılıyor yada lafta kalıyordu.Bugünkü tabiriyle sivil toplum örgütleri oluşturuluyor buaralarda islami söylemler oluyordu tabi ancak başında yada sonunda “islam “müslüman” cümlelerinin dışında pek KUR’ANİ bir şey yoktu.Bunun neticesi olarakta haşa islami “izm”lere zemin hazırlıyorlardı.İstisnalar hariç ulema malesef alimliğin gereğini yerine getirmiyorlardı.Ogün islami harekete destek vermeyen bu din adamlarının (kendi tabirleriyle)-bu günkü duruşlarıda ortada-

    Şimdi dışarıdan bakılınca müslümanlar sanki tek çatı altındaymış gibi görünmesinin aksine öyle pek organize degiller ve birbirlerinden çok haberdar da degillerdi.fakat tüm bunlar hiç gündeme getirilmiyor hiç tartışilmiyordu.haşa islamı anlayışın içerisine biraz ırkçılık,biraz laisizm,biraz hümanizm,biraz da feminizm karıştırmışlardı.tabi yunan mitolojısının kalıntıları ve yine grek feksefesinin mantıgıda karışmıştı maalesef.işte tam burada gür ve yüksek bir ses bastırıyordu tüm bu söylemleri bu merhum molla sadreddin ve benzeri alimlerin sesleriydi.azdılar ama sesleri çok gür ve etkileticiydi zira hakkı,hakikati ve imanı haykırıyorlardı inançlarından aldıkları cesaretle.

    Bu sese ve seslere kulak verenler yavaş yavaş örgütleniyorlar ve yavaş yavaş bilgileniyorlardı.ve bu tevhidi alt yapının temelleri atılıyordu bir daha asla silinmemek üzere bir daha asla silinmemek üzere diyorum zira bu tevhidi anlayışın altı kanla imzalandı bilahare.

    Aslında merhum şehid metin agabey ile ilk karşılaşmamla ilk tanışmam arasında bir kaç sene var.

    Cecen.org:
    Metin Yuksel ile ilk nasıl tanıştınız kendisi hakkındaki ilk izlenimleriniz nedir?

    Basir M. Toprak:
    Bendeniz 13-14 yaşlarındaydım ve ihl de okuyordum fatih çarşambada ve bir abi vardı bize mütala derslerine gelen o abi bize bir süre tebliğ etmiş ve bir süre sonra seni biriyle tanıştıracagım diyerek merhuma götürmüştü ,orada başka bendenizin yaşında gençlerde vardı.tek tek herkes kendini tanıttıktan sonra bende iz yapan ve hiç unutamadığım birazdan arz edecegim bir konuşma yaptı bizlere.ancak bunu arz etmeden önce şunları söylemek zorundayım ki bu konuşmanın bendenizde niçin iz bıraktığı daha iyi anlaşılabilsin. Bendeniz merhumu bir kaç sene önce yaşadıgım bir olay vesilesi ile görmüştüm.ve bu olayında etkisiyle pür dikkat yönümü merhuma çevirmiştim.

    bendeniz ilk okula giderken annemin zorla göndermesi ile bir yaz kuran kursuna gidiyordum,istemiye istemiye ve bizim oturduğumuz mahallenin imamı olan abi muvahhid bir müslümandı.bize kuran tilavetinin dışında tevhidi bildiğince anlatıyor ve bizi islami bir yaşam tarzına kanalize etmeye çalışıyordu.bu çalışmanın neticesi biz İHL ye gidecek ve islami bir ortamla tanışacaktık .Bu yıllar içerisinde adını bile hatırlayamadığım bir çok abi ile tanıştım ve bir çok abiye talebelik ettim.ancak o güne kadar(merhum şehid metin abiyi dinlediğim gün) hiçbir konuşma hiç bir hitap şu an aklımda olmadığı gibi o abileri bu gün görsem de tanıyamam.

    Merhum şehid şöyle diyordu bizlere,arkadaşlar,çok gençsiniz gücünüzün çok farkında olmayabilirsiniz ancak kesinlikle iyi biliniz ki,kafirlerin yığınlarına güç yetirebilecek bir kuvvete ve yüreğe sahipsiniz.Bunun farkına varınız. Siz beyaz bir sarık gibisiniz üzerinizde lekeler hemen belli olur buna göre yaşayınız.Ve şehadete aşık olunuz ki o da sizi ALLAH’a götürsün.Bu cümleler beynime kazınmıştı sanki Bendeniz bir çok abi tanımıştım iyi dövüşen,iyi konuşan,güleryüzlü.Ama bu sözleri telaffuz eden kişiyi çok tanımıyordum diğer abilere kıyasla çok güleryüzlü de değildi, (hatta ilk karşılaşmamızı da düşünürsek ürkütücü bile sayılabilirdi bendeniz açısından) diger abilere göre neden bu kadar etkilendiğimi yıllar sonra anlayacaktım bendeniz bu sözlerin esiri olarak oradan ayrılmıştım kafamdaki müslüman delikanlı profili tamamen degişmiş olarak.

    Cecen.org:
    Metin Yuksel in yapmak istedikleri projeleri yada musluman dunya için ürettiği ve sizlerle paylaştığı projeleri düşünceleri varmıydı?

    Basir M. Toprak:
    Bendeniz bizzat kendi ağzından dünya müslümanları ile alakalı projeler ürettiğini yada dünya müslümanlarına ışık tutabilecek sözler duymadım merhumdan. bizzat duymadığım için burada serdetmeyeceğim.Fakat şunu söylemek zorundayım oyıllar islam dünyasının genel olarak çok hareketli olmadığı yıllardı,ve Türkiye çok ama çok sıkıntılı günler yaşıyordu dolayIsıyla tüm düşünceler ve çalışmalar buralarla ilgili idi.
  3. deli

    deli Aktif Üye Site Emektarı Kullanıcı

    [​IMG]


    Çağları Aydınlatan Bir Şehid: Metin Yüksel



    Şehadet bir çağrıdır tüm nesillere ve çağlara.....

    Böyle diyordu şehid Metin Yüksel... Çağları aydınlatacak yegane yolun Allah yolunda ölmek olduğunu haykırdı Fatih Camiinin avlusuna akan temiz kanlarıyla.O aşk ehliydi.Şehadete susamışlığı ve kendisinden sonra gelenlere emanet ettiği mücadele bilinci uğruna hayatını verdiği sevdasıydı...

    Metin Yüksel,her zaman kardeşlerinin yardımına koşabilmek ve kardeşlerinin dertlerine derman olabilmek için çaba sarfediyordu.Hayatını İslam Ümmetininin dirilişine adamıştı. Mahalle mahalle, şehir şehir koşuyordu İslam'ı tebliğ edebilmek için.

    Metin bir gün gençlerle ders yaparken diğer bir gün fakirlere yardım için koşuyordu. Bir gün mitingde en önde yürürken diğer bir gün Müslümanların izzetini korumak için İslama savaş açanlara karşı mücadele veriyordu.

    İslam coğrafyasındaki olayları çok iyi takip edip, zulüm gören kardeşlerine destek için en önde haykırıyordu hakkı.Şehidlerin ardından imrenerek bakardı hep. ''Şehadet inkılabın habercisidir'' diyordu.Cihadı kuşanıp, Şehadeti koymuştu dualarının başına.

    Daruşşafaka Lisesinin önünde kurşunlandığında Şehadet şerbetinin tadını hissetmişti...Koministlerin silahından çıkan üç kurşun vucuduna isabet etmişti.Davası için yaptığı faaliyetlerde hiç bir zaman korkmadı,geri durmadı,tereddüt etmedi Metin.Kafirlerin karşısında Uhud Dağı gibi Dimdik ayakta durdu.Mücadelesini hayatının sonuna kadar yılmadan,yorulmadan devam ettirdi.Geceleri kendi eliyle hazırladığı afişlere Fatih'i süslerken,gündüzlerini de İslam Davasının daha çok insana ulaşması için çalışıyor, gençleri organize ediyor.Fatih Akıncılarının "İyiliği Emreden ve Kötülüğü yasaklayan, eşsiz bir Kur'an nesli olması için elindn geleni yapıyordu .Hayatının hiç bir döneminde boş durmadı.O her zaman zulmün bu kadar yaygınlaştığı bir asırda Müslümanım diyen bir kimsenin boş durmasının mümkün olmadığını söylerdi. Arkadaşları bile onun bu azmi karşısında hayretlerini gizleyemiyorlardı.

    Metin şehadeti arzuluyordu ve bu emeline kavuşmak için çok çalışması gerektiğinin farkındaydı. Resulullah'ın yasakladığı Kavmiyetçilik/Milliyetçilik davası güdenler ile yapılan bir çok kavgaya katılmıştı.Şehadetinden bir kaç gün önce gerçekleşen kavgada milliyetçilerin elindeki bütün silahları toplamıştı.Daha sonra bu silahları onlara geri vermişti.

    Ve 23 Şubat 1979 Cuma...

    Soğuk bir Şubat günü...Fatih camii avlusunda insanlar cuma namazı için hazırlık yaparken, Metin'de arkadaşlarıyla birlikte Camiin yakınındaki Vakıflar Yurdunda abdestini almış,arkadaşları ile birlikte Fatih Camiine doğru yola çıkıyordu. Silahını yanına almakla almamak arasında gitti geldi.Allahın evine ibadet amaçlı gittiğini düşündü ve silahını bıraktı.

    Ağır adımlarla Fatih Camiine doğru yürüdü.İçinde tarif edemediği bir his,adını koyamadığı bir duygu vardı.Namazını kıldıktan sonra uzunca dua etti...Camiiden çıkmak için yavaş adımlarla kapıya yürüdü, Ayakkabılarını aldı ve Unkapanı tarafındaki büyük kapıdan dışarı çıktı.Merdivenleri yavaş yavaş indi ve Malta tarafındaki kapıya yöneldi,bir kaç adım atmıştı ki Cami avlusu ''Metin'' sesiyle titredi.Arkasını döndü ve sesin geldiği yöne doğru baktı.Bir el silah sesi duyuldu Cami avlusunda. Yere düşmeden evvel Tekbir getirdi Metin...Ve Allah'ın arzı bir kez daha hayatına imanına şahid tutan bir yiğidin haykırışıyla sarsıldı...Olduğu yere yığıldı Metin...Kalleşçe arkadan vurmayı şiar edinenler yere düşen Metin'in başına iki kurşun daha sıktılar...Bir karışıklık oldu avluda...Karışıklıktan istifade eden karanlık yüzlü katiller münafıkça bir tavırla tekbirler getirerek kaçtılar...

    Dünyada kalanların telaşesine ve içinde bulundukları kaosa inat,Metin Allah'ın yalnızca şehidlere nasib ettiği bir iç huzur ile,özlemini çektiği şehadete kavuşuyor ve Rabbinin cennetlerine kanatlanıyordu...Tarih bir kez daha,Tevhid Mücadelesinin sancaktarlığını yapan yiğit bir gencin verdiği söze sadık kalışını kaydediyor ve O'nun mücadelesini kendinden sonra gelenlere emanet ediyordu...

    Metin Cennete'e kanatlandı...İyi insanların onurlu ölümlerle Rablerine kavuşmalarının gerekliliğini hatırlatarak gitti...Açıkta kalan gözleri ile tamamlanmış,zafere ulaşmamış bir kavgayı bize emanet ederek gitti...Şehadetin ucuz olmadığını,Şehid olabilmek için ancak bir şehid gibi yaşamanın şart olduğunu öğreterek gitti...Gidişiyle de bir ders verdi bize...Ve kanı, filizlenmek için kanını bekleyen bir neslin toprağını bereketlendirdi...

    O bizim öğretmenizdi...Karlı ve soğuk bir Şubat Günü,Fatih Camiinin avlusuna dökülen kanlarıyla bize son dersini verdi...Ve gitti...

    27 sene geçti Metin Yüksel'in bir cemre gibi toprağa düşmesinin üzerinden...Ve bugün,yüzlerce Metin,tevhid sancağını dalgalandırmak için canlarını vermeye hazır olduklarını haykırmaktadırlar...Karanlığın dünyanın dört bir yanına yayıldığı 21.Asırda insanları Tevhid Medeniyetinin aydınlığında davet etmek için,Metin'in açtığı yolda kararlı adımlarla yürüyen binler vardır şimdi meydanlarda...Ve Ahzab 23'ün taptaze tefsiri ile bir kez daha sarsılır dünya...

    "Mü'minlerden öyle erler vardır ki,Allah'a verdikleri söze sadık kaldılar ve şehid oldular...Kimileri de şehitlik beklemektedir...Onlar hiç bir surette sözlerini değiştirmemiştirler."(Ahzab 23)

    Yusuf Ensar ÇALIŞKAN
    [email protected]
  4. deli

    deli Aktif Üye Site Emektarı Kullanıcı

    [​IMG]






    Hep, ‘Âlimin ölümü, âlemin

    ölümü gibidir!’ deriz de…


    ‘Sadreddîn Yüksel’ hocamızın dünyamızdan ayrıldığına, can emanetini ‘Sahib’ine biraz önce iade ettiğine dair haberi, çilekeş ve sabırlı ‘derin eylem ve kalem adamı’ Bahauddin Yıldız kardeşim, bir SMS mesajıyla 25 Aralık günü bildirdiğinde, Almanya’da saat 13.00 idi.. Bir taraftan, ‘İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn..’ (Biz Allah’tan geldik ve yine O’na dönücüyüz..) mealindeki âyeti okurken; diğer taraftan da dalıp gittim, geçmişe..

    Sadreddin Hoca’yı 1970’lerde, Fatih Camii’ndeki derslerinde dinlerdim, ama, şahsen tanışıklığımız sözkonusu değildi.. Biraz Risale-i Nûr uslûbunu andıran kürdçe- farsça- arabça -türkçe karması bir dille konuşurdu; ama, yine de anlaşılır ve dahası, söyledikleriyle, farklılığını hemen fark ettirirdi.. Hemen herkesçe ilk planda fark edilen iki özelliği, ömür boyu süren sakalsızlığı ve derin fıkıh bilgisi idi.. Kalbinin, İslamî değerlere göre bir dünya kurulması idealiyle attığı hissedilebilirdi..

    1972’lerde, B. Sabah gazetesinde günlük yazılar yazmaktayken, birgün, gazetenin yönetiminde sözsahibi olan bir Hoca, 50-60 daktilo sahifesiyle yazılmış bir yazıyı getirerek, yayına hazırlamam ricasında bulundu..Yazı, Sadreddin Yüksel Hoca’nındı.. Ve (merhûm) Muhammed Hamidullah’ın bazı kitablarını eleştirmek için kaleme alınmıştı.. Eleştirilerin pek çoğu, mantıken iyi yakalanmış noktalara dayanıyordu.. Ancak, Hoca, eleştirilerini yaparken, medreselerden kazandığı klasik tartışma uslûbunun tesiriyle, Hamidullah’ı aşağılayıcı o kadar ağır ifadeler kullanıyordu ki, bunların yayınlanması, o makûl, mantıkî eleştirilerin de seviyesini alıp götürebilirdi.. Bu yüzden, o metni bana veren Hoca’ya, ‘Bunu yayına hazırlamamın mümkün olmadığını’ söyledim. Ancak, ‘istediğin gibi tasarrufta bulunabileceğim’ bildiriliyordu. Ben yine de ihtiyatlı idim; ‘Ya, yarınlarda bana, ‘sen ne hakla böyle tasarruflarda bulundun?’ dese, ne derim?’ diye.. Ama, öyle bir itirazın sözkonusu olmayacağı ve olsa bile, benim sorumlu olmayacağım belirtilince, sözkonusu eleştiri metnini yayına hazırladım..

    Yazı, 3 gün yayınlanmıştı ki, Hoca, gazeteye gelmiş, yayını durdurtmuş ve o düzeltmeyi yapanın kim olduğunu sormuş.. Bana haber verdiler, ‘Ben size baştan söylemiştim, ben Hoca’nın karşısına çıkmam, her ne dese, hakkıdır..’ deyip görüşmedim.. Sonra, Hoca, kendi metnini genişi çapta, ama bizzat gözden geçirip, kendi tasarruflarıyla düzelterek, -ki, doğru olan da o idi..- yayınlattı..

    Aradan 5 yıl geçtikten sonra, Hoca’ya yakînen tanıştık, aramızda bir ünsiyet ve ülfet hâsıl oldu. Bu meseleyi hatırlatıp, hakkını helâl etmesini söylediğimde ‘Senin olduğunu söyleselerdi, dokunmazdım..’ diye iltifatlarda bulunmuştu. Sadreddin Hoca’nın vefatını haber aldığımda, o ilk gıyabî karşılaşmayı hatırladım, hemen..

    Ve sonra, aklıma, rahmetli oğlu Metin Yüksel geldi.. Rahmetli Metin, ele-avuca sığmaz aktivitesinden dolayı, bizim kendi aramızda, sevgiyle, ‘Deli Metin’ diye andığımız bir kardeşimizdi.. Birgün, ‘Ülkücü’ denilen kesimden bir grup gelmişti bir gün, yanıma.. Metin’e arka çıkmamam gerektiğini hatırlatıyorlardı.. Gerekçeleri de, onun ‘komünist’ olabileceği idi. ‘Deliliniz nedir?’ diye sorduğumda, ‘Geçen hafta, Ankara- Demetevler’de, bizim arkadaşların kontrolündeki Şentepe semtine güpe-gündüz daldı. Öyle bir silah kullanıyordu ki, ancak, komünistler öyle silah kullanabilir..’ demişlerdi.. (12 Eylûl öncesinde şehirlerin, mahallelerin ‘Komünist, Ülkücü ve Akıncı gibi ideolojik gruplar elinde kurtarılmış bölgeler halinde taksim edildiğini bilmeyenler, bu anlattıklarımın ne mânaya geldiğini anlamakta zorlanabilirler..) İstanbul’un özellikle Fatih bölgesi de, genel olarak ‘Deli Metin’den sorulurdu..

    Metin’e yakıştırdığımız bu ‘delilik’ lakabını rahmetli hoca da, sevecenlikle, ‘bizim deloğlan..’ diye tekrarlardı, bazen.. 1978-79’larda, haftalık Tevhîd dergisini çıkardığımız dönemde, Metin de sık sık gelir ve ne zaman namaza duracak olsak, hemen o da katılırdı.. Bir gün, kendisine, ‘Metin, ne o, ‘bizim abdestimiz sürekli olarak alınmıştır!’ mı diyorsun?’ diye takıldığımda, ‘Âbi, birgün bir kurşunla gideceğiz, onun için, hep hazırlıklı olmalıyım..’ demişti.. Öyle de oldu.. Şubat-79’un son haftasında, soğuk mu soğuk bir Cum’a günü, Lâleli’nin arka sokaklarında bulunan dergi bürosunda, arkadaşların hazırladığı çorbayı, içimizi de ısıtmak için içmeye hazırlanıyorduk ki, Metin’in Fatih Camii’nden çıkışta öldürüldüğü haberi gelivermişti..

    Biz, ‘Haber Sadreddin Hoca’ya nasıl verilecek?’ diye düşünürken, o, haberi almıştı bile ve doğruca eve gelmiş ve merdivenlerden çıkarken, hanımına, -metanetini yitirmeden, soğukkanlılık içinde- ‘Yahu hatun, Metin’i vurdular, inşallah şehîd oldu..’ diye, bizzat vermişti, haberi..

    Hoca için, herhalde, Metin’in öldürülmesinden daha hafif olmayan yıkıcı husus ise, Metin’in âbisi Edib’in durumuydu.. Edîb’in, itiqadî konularda yaptığı bazı değerlendirmeleri esas alarak; belki biraz da baba olmanın sorumluluk duygusu ve insanın çok sevdiğini daha zor bağışladığı ve daha haşin tepki vermesinin neticesinde, onu ‘mürted’ ilân eden ağır bir yazı yayınlamışıtı.. Edîb de babasına, aynı ağırlıkta cevab vermek istemiş, ama, bunun doğru olmayacağını hatırlatıp yayınlanmamasını sağlamıştık.. Ama, Edîb, daha sonra, -bana göre de- frensiz ve yanlış olan daha başka adımlar attı ve bazı internet yazışmalarından anladığım kadariyle, hâlâ da, o yolda yürüyor; Amerika’da..

    Sadreddin Hoca, o temiz ve saf karakterli ‘kürd âlimi’ özelliğiyle hep dikkati çekerdi. İtimad ettiklerine, ‘Sizin İslamî hassasiyetinize güveniyorum, yapmak istedikleriniz konusunda, rahatça gelip, danışabilirsiniz..’ der ve hatta, bu itimada dayalı olarak, aynı konuda farklı ve çelişkili gibi gözüken ‘fetvâ’ları ile karşılaşıldığında, o, bunu, hükümleri ve genel prensipleri uygulamaya koyacak kişilerin kimliğine göre ortaya çıkan bir yansıma farklılığı olarak izah ederdi..

    Hoca, has bir kumaştandı.. 12 Eylûl 80 Askerî Darbesi’yle fizikî görüşmemiz kesilmişti; ama, kalbî bağımız ve haberleşmemiz dolaylı yollarla sürmüştü..

    ‘İran- Irak Savaşı’ sırasında, Suûd rejiminin Saddam’a verdiği olanca desteğe İslamî kılıflar geçirmesi karşısında, Hoca da biraz duraklamış ve ziyaretine giden arkadaşlara, ‘Hz. Ali - Muaviye arasında cereyan eden Sıffîyn Savaşı sırasında, sahabelerden bir kısmının Hz. Ali, bir kısmının ise karşı tarafta yer aldıklarını ve üçüncü bir kısmının da, şaşkınlık içinde, savaş alanından savuşup gittiklerini’ hatırlatıp, ‘Ben de galiba, bugün, o üçüncü grubun durumundayım..’ diyecek bir noktaya gelmişti.. Onun gibi, inkılabçı tavır ve görüşleriyle temayüz etmiş bir kimsenin bile 1985’lerde böyle bir sendeleme geçirmesi, inkılabçı gençleri de epeyce etkilemişti..

    Hoca’nın, son yıllarda, yaşlılığın bütün elverişsizlikleriyle karşılaştığı haberlerini alıyordum. Geçen Haziran’da görüştüğümüz Mehmed Güney kardeşimiz, Hoca da gündeme gelince, durumunu ve çok zor şartlar altında bulunduğunu hüzünle anlatmıştı..

    ‘Âlimin ölümü, âlemin ölümüdür..’ şeklinde ve Hz. Peygamber (S)’e nisbet olunan bir rivayeti tekrarlarız sık sık, ama, nice ‘hayır ve ilimsever ve de İslamî eğilimi güçlü kabul edilen şehsiyetler’, Hoca’yı o çok zor geçen son demlerinde hatırlamışlar mıydı?

    Özellikle, fıqhî hükümlerin hikmetini kavratmak ve hayatın inandığımız değerlere göre şekillendirilmesi konusunda 1960’lardan beri oldukça etkili bir hizmeti olan ve şer’î sorumluluğunu müdrik olan bir müslüman âlim, dünyadan çok mazlûm bir şekilde ayrıldı.. İnşallah, bu mazlûmiyeti de sermaye olarak karşısına çıkacaktır..

    Merhûm Sadreddin Yüksel Hoca’mızın değerler sistemini kabullenen yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. Allah rahmet eyleye..

    Selahaddin Çakırgil…………………………………………….28.12.04
  5. Birtat

    Birtat İyi Bilinen Üye Site Emektarı Kullanıcı

    80 ihtilâli öncesi günleri, bir daha yaşadım sayende deli kardeş.

    m.yüksel korkusuz, kader e tastamam inan kişi idi.
    karların üzerine düştüğünde, kesin "şehit gülüşü" yapmıştır.

    paylaşımına sağol.
    hafiften ağlamaklı oldum.
  6. IsLaM4eVeR

    IsLaM4eVeR لا اله الا الله - Lâ ilahe illallah Site Admin

    "Şehadet bir çağrıdır tüm nesillere ve çağlara."

    Şehid metin Yüksel; özellikle Türkiyedeki Müslüman gençliğin çok yakından tanıdığı bir şahsiyet.
    Kendisini burda anlatmaya niyetimiz yok. Zaten keli,me dağarcığımız buna müsait değil.
    Amacımız kendisini Şehadet yıl dönümünde tekrar hatırlamak ve acizane anmak.
    Nerde doğduğu, kim olduğu hemen hemen her Müslüman delikanlıca bilinmektedir.
    Çünkü her Müslüman genç Aynı zamanda şehadet sevdalısıdır ve Şehid Metin Şehadet Öğretmenlerindendir.
    Şehid Metin bize Şehid Malcomx'i anımsatıyor...
    İkiside Ellerinde olmayan sebeplerden horlandılar aşşağılandılar.
    Biri Kürt Diğeri Zenci, biri ırkından dolayı biri renginden dolayı.
    Oysa dünyaya geldiklerinde onlara sorulmamışt ki hangi ırktan ve renkten olmak istedikleri.
    Onları Yaratan onlara en güzel rengide seçmişti... Ve en güzel şekilde de katına almıştı inşAllah...
    Metin hayatını Rabbine adamıştı. faşistler gibi sadece meydanlarda slogan atmıyordu. Attığı her sloganın Gereğini de yerine getiriyordu.
    Zaten onu Şehadet öğretmeni yapan, Onun bu mücadeleci kişiliği idi.

    Şehadetin Kutlu Olsun Canım Kardeşim!
  7. Hanne-sevde

    Hanne-sevde Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    onun mücadeleci kişiliğine hayranız,gıbta ediyoruz,imreniyoruz ve bizede nasib et Allah'ım diyoruz...ancak...Metin yüksel'in demokratik yolla seçime giden bir partinin mensubu olduğunu unutamıyoruz...mevcut rejimin kanunlarıyla iktidar olmak için mücadele veren erbakanın partisinde üye olmaları,akıncılar hakkında bizi çok ama çok üzüyor...şehid olup olmadıklarını ahirette Allah ümmete gösterecektir. Elbet akıncıların mücadelesi o zamanlarda ve şartlarda çok önemliydi,olması gerekiyordu,lakin partiyle değil özgür olarak mücadele verselerdi bugün içimiz rahat olarak onlara şehid derdik...Allah'a havale,herşeyin en doğrusunu Rabbimiz bilir....selametle
  8. Hasretimsin şehadet

    Hasretimsin şehadet Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    EY SEHİD YOLUN YOLUM OLDU BENİM
  9. -ubeydullah-

    -ubeydullah- Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Allah şehadetini kabul etsin inşaallah
  10. lazhaluk

    lazhaluk Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    guzel birsey
  11. islam komandosu

    islam komandosu Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    ALLAH ŞEHADETİNİ KABUL ETSİN BU ARADA BENDE ŞEHŞT METİN YÜKSEL GİBİ BİTLİSLİYİM İNŞALLAH ONUN GİBİ BİR KOMUTAN OILURUM
  12. hümam

    hümam Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    23 şubat 2008 metin yükselin ölüm yıldönümü bugün..Allah şehadetini kabul etsin inş.
  13. deli

    deli Aktif Üye Site Emektarı Kullanıcı

    Amin kardeşim... Amin... rabbim bizleri de onun gibi davasında samimi müslümanlardan eylesin inşaAllah
  14. hümam

    hümam Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    amin kardeşim inşallah..
  15. inan01

    inan01 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Allah şehadetini kabul etsin ve bizler,de onun yoluda gidenlerden eylesin
  16. Firak

    Firak İyi Bilinen Üye Kullanıcı

    Şubat ayına düşen bir cemre de Şehid Metin Yüksel'e ait. Allah şehadetini kabul etsin.
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş