1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

Çözüldü Şeyxeynә Söyәnin (ebu Bekir Ve Ömer'e Küfredenin) Hökmü?

Konu, 'Peygamberler, Sahabeler ve İslam Alimleri' kısmında Faxrud-Din Azәri tarafından paylaşıldı.

  1. Faxrud-Din Azәri

    Faxrud-Din Azәri Islam-TR Üyesi Kullanıcı

      
    Әssәlamu Aleykum.
    Abdul Muizz Abi. Maliki, Şafi vә Hәnbәli mәzhәblәrinә görә Şeyxeynә (Hz. Әbu Bәkr vә Hz. Ömәr) söyәnin hökmü nәdir? Çox qısa cavab lazımdır. Әgәr zәhmәt olmazsa sözü gedәn mәzhәblәrin kitablarında qaynaq verәrәk yazın cavabı. Öncәdәn tәşәkkür edirәm.
  2. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    Âleykum selam we rahmetullahi we berakatuh ;

    Ebu Said (r.anh)'den (rivayet edildiğine göre) Rasûlullah (s.a.v.): "Sahabilerime sövmeyiniz! Varlığı elinde olan zata yemin ederim ki eğer biriniz, sadaka olarak Uhud Dağı kadar altın dağıtsa bu onlardan birinin bir mudd (luka sadakasının sevab)ına erişmez ve (hatta bunun) yarısına da ulaşamaz" buyurmuştur.
    (Buhari, feadilu's-sahabe 5; Muslim, fedâil-u ashâbi"n-Nebiyy 221. 222; Tirmizî, menakıb 58, 2165; Ahmed b. Hanbel, 111. 11. İbn Mace, mukaddime 11; Ebû Davud et-Tayâlisi, Musned, Hadis no: 21, 83, Sunen-i Ebî Davud, Bab 10, Hadis no: 4658; Kenzu’l-Ummâl, hadis no: 32469; Ashab-ı Kirâm Hakkında Müslümanların Nazih İtikadları, sf: 105-106; Şerhu’l-Akideti’t-Tahâviye, sf: 468-469; Şihâbuddin Ahmed İbn-i Haceri'l-Heytemi, es-Savâiku’l-Muhrika Fi'r-Reddi Alâ Ehli'l-Bideî Ve'z-Zendeka, sf: 211; Haşiyetu’l-Kestelli alâ Şerhi’l-Akâid, sf: 187; Muhammed, sf: 403; Tarihîhu’l-Hamîs, II, 97)

    Ashabıma sebbetmeyiniz, sizden birisi Uhud dağı kadar sadaka vermiş olsa, onlardan birinin bir mud, yarım mud sadakasına ulaşamaz.
    (Sahîhu’l-Buharî -Fezail-i Ashabı Nebi- IV, 195; Râmûzu’l-Ehâdîs, Hadis no: 1937; Hayatu’s-Sahâbe, C. II, 559 -Abdurrahman b. Avfla ilgili olarak)

    Hadis-i şerif sahabe-i kiramdan birine sövmenin haram olduğuna delâlet etmektedir. Sahabe arasındaki ihtilaflar bir ictihad neticesidir. İsabet eden on, hata eden ise bir sevab almıştır. Meseleye bu açıdan bakmak gerekir. Sahabeye söven bir kimsenin kafir olacağını söyleyenler de vardır.
    Nitekim Hanefi ulemasından İbn Abidin (rahimehullah) "Kitabu Tcnbihi'I-Vulat ve'1-Hukkâm" isimli özel bir risale hazırlayarak bu mevzudaki görüşlerin tümünü nakletmiş ve aynı zamanda kendi görüşünü de belirtmiştir.(Mecmuatu Risâili İbn Âbidîn, 344)
    Netice olarak onlara sövmenin fâsıklık ve büyük günahlardan olduğunda ittifak olduğu gibi, onlara sövmeyi helal sayarak sövmenin küfür olduğunda da ittifak vardır. Bu suçu işleyen kimseler siyaseten öldürülürler.(Mecmuatu Risâili İbn Âbidîn, 345)
    İmam Nevevi'nin açıklamasına göre "Şafii uleması ve Cumhuru ulemâ bu suçu işleyen kimsenin tazir cezasıyla cezalandırılması gerektiği görüşündedirler. Malikilerden bazılarına göre ise bu suçu irtikab eden kimseler öldürülür."

    İbn Ömer'den demiştir ki:
    Biz peygamber (s.a.v.) zamanında: "Sahâbilerden hiçbir kimseyi Ebû Bekir'e denk tutmayız, (bilâkis onu hepsinden üstün görürüz. Ondan) sonra aynı şekilde Ömer'e (kimseyi denk tutmayız) sonra da aynı şekilde Osman'a (kimseyi denk tutmayız). Peygamber (s.a.v.)'in (diğer) sahâbilerini ise (kendi hallerine) bırakırız; aralarında bir derecelendirme yapmayız (bir diğer rivayete göre: diğerlerinin arasında fazilet farkı gözetilmez)" derdik.
    (Ebu Davud, sunnet, Bab 7, hadis no: 4627; Buhârî, fedail, 7; Tirmîzî, menâkıb, 59)




    وَقَالَ السُّيُوطِيّ مِنْ أَئِمَّةِ الشَّافِعِيَّةِ:
    مَنْ كَفَّرَ الصَّحَابَةَ أَوْ قَالَ إنَّ أَبَا بَكْرٍ لَمْ يَكُنْ مِنْهُمْ كَفَرَ، وَنَقَلُـوا وَجْهَيْنِ عَنْ تَعْلِيقِ الْقَاضِي حُسَيْنٍ فِيمَنْ سَبَّ الشَّيْخَيْنِ؛ هَلْ يَفْسُقُ أَوْ يَكْفُرُ؟؛ وَالأَصَحُّ عِنْدِي التَّكْفِيرُ؛ وَبِهِ جَزَمَ الْمَحَامِِلِـيُّ فِي اللُّبَابِ. انتهى. وَثَبَتَ بِالتَّوَاتُرِ قَطْعًا عِنْدَ الْخَوَاصِّ وَالْعَوَامِّ مِنْ الْمُسْلِمِينَ أَنَّ هَذِهِ الْقَبَائِحَ مُجْتَمِعَةٌ فِي هَؤُلاءِ الضَّالِّينَ الْمُضِلِّينَ؛ فَمَنْ اتَّصَفَ بِوَاحِدٍ مِنْ هَذِهِ الأُمُورِ؛ فَهُوَ كَافِرٌ يَجِبُ قَتْلُهُ بِاتِّفَاقِ الأُمَّةِ؛ وَلاَ تُقْبَلُ تَوْبَتُهُ وَإِسْلاَمُهُ فِي إسْقَـاطِ الْقَتْلِ، سَوَاءٌ تَابَ بَعْدَ الْقُدْرَةِ عَلَيْهِ وَالشَّهَادَةِ عَلَى قَوْلِهِ؛ أَوْ جَاءَ تَائِبًا مِنْ قِبَلِ نَفْسِهِ؛ لأَنَّهُ حَـدٌّ وَجَبَ وَلاَ تُسْقِطُـهُ التَّوْبَـةُ كَسَائِرِ الْحُدُودِ، وَلَيْسَ سَبُّهُ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَالارْتِدَادِ الْمَقْبُولِ فِيهِ التَّوْبَةُ، لأَنَّ الارْتِدَادَ مَعْنًى يَنْفَرِدُ بِهِ الْمُرْتَدُّ لاَ حَقَّ فِيهِ لِغَيْرِهِ مِنْ الآدَمِيِّينَ؛ فَقُبِلَتْ تَوْبَتُهُ، وَمَنْ سَبَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ تَعَلَّقَ بِهِ حَقُّ الآدَمِيِّ وَلاَ يَسْقُـطُ بِالتَّوْبَةِ؛ كَسَائِرِ حُقُوقِ الآدَمِيِّينَ، فَمَنْ سَبَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَوْ أَحَدًا مِنْ الأَنْبِيَـاءِ صَلَوَاتُ اللَّهُ عَلَيْهِـمْ وَسَلاَمُهُ فَإِنَّهُ يَكْفُرُ، وَيَجِبُ قَتْلُهُ، ثُمَّ إنْ ثَبَتَ عَلَى كُفْرِهِ وَلَمْ يَتُبْ وَلَمْ يُسْلِمْ يُقْتَـلُ كُفْرًا بِلاَ خِلاَفٍ، وَإِنْ تَابَ وَأَسْلَمَ فَقَدْ اخْتَُلِفَ فِيهِ؛ وَالْمَشْهُورُ مِنْ الْمَذْهَبِ الْقَتْلُ حَدًّا، وَقِيلَ يُقْتَلُ كُفْرًا فِي الصُّورَتَيْنِ.

    وَأَمَّا سَبُّ الشَّيْخَيْنِ رَضِيَ اللَّهُ تَعَالَى عَنْهُمَا، فَإِنَّهُ كَسَبِّ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، وَقَالَ الصَّدْرُ الشَّهِيدُ: مَنْ سَبَّ الشَّيْخَيْنِ؛ أَوْ لَعَنَهُمَا يَكْفُرُ؛ وَيَجِبُ قَتْلُهُ؛ وَلاَ تُقْبَلُ تَوْبَتُهُ وَإِسْلاَمُهُ، أَيْ فِي إسْقَاطِ الْقَتْلِ، وَقَالَ ابْنُ نُجَيْمٍ فِي الْبَحْرِ: حَيْثُ لَمْ تُقْبَلْ تَوْبَتُهُ؛ عُلِمَ أَنَّ سَبَّ الشَّيْخَيْنِ كَسَبِّ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَلاَ يُفِيدُ الإِنْكَارُ مَـعَ الْبَيِّنَةِ، قَـالَ الصَّدْرُ الشَّهِيدُ: مَنْ سَبَّ الشَّيْخَيْنِ أَوْ لَعَنَهُمَا يَكْفُرُ وَيَجِبُ قَتْلُهُ؛ وَلا تُقْبَلُ تَوْبَتُهُ وَإِسْلاَمُهُ فِي إسْقَـاطِ الْقَتْلِ؛ لأَنّـَا نَجْعَلُ إنْكَارَ الرِّدَّةِ تَوْبَةً إنْ كَانَتْ مَقْبُولَةً كَمَا لاَ يَخْفَى، وَقَالَ فِي الأَشْبَاهِ: كُلُّ كَافِرٍ تَابَ فَتَوْبَتُهُ مَقْبُولَـةٌ فِي الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ إلاَّ الْكَافِرَ بِسَبِّ نَبِيٍّ؛ أَوْ بِسَبِّ الشَّيْخَيْنِ؛ أَوْ أَحَدِهِمَا؛ أَوْ بِالسِّحْرِ؛ وَلَوْ امْرَأَةً؛ وَبِالزَّنْدَقَةِ إذَا أُخِذَ قَبْلَ تَوْبَتِهِ. انتهى. فَيَجِبُ قَتْلُ هَؤُلاءِ الأَشْرَارِ الْكُفَّارِ، تَابُوا أَوْ لَمْ يَتُوبُوا لأَنَّهُمْ إنْ تَابُوا وَأَسْلَمُـوا؛ قُتِلُوا حَدًّا عَلَى الْمَشْهُـورِ وَأُجْرِيَ عَلَيْهِمْ بَعْدَ الْقَتْلِ أَحْكَامُ الْمُسْلِمِينَ، وَإِنْ بَقُوا عَلَى كُفْرِهِمْ وَعِنَادِهِمْ قُتِلُوا كُفْرًا؛ وَأُجْرِيَ عَلَيْهِـمْ بَعْدَ الْقَتْلِ أَحْكَامُ الْمُشْرِكِينَ، وَلاَ يَجُوزُ تَرْكُهُمْ عَلَيْهِ بِإِعْطَاءِ الْجِزْيَةِ؛ وَلاَ بِأَمَانٍ مُؤَقَّتٍ؛ وَلاَ بِأَمَانٍ مُؤَبَّدٍ، نَصَّ عَلَيْهِ قَاضِي خَانْ فِي فَتَاوِيهِ. وَيَجُوزُ اسْتِرْقَاقُ نِسَائِهِمْ لأَنَّ اسْتِرْقَاقَ الْمُرْتَدَّةِ بَعْدَمَا لَحِقَتْ بِدَارِ الْحَرْبِ جَائِزٌ، وَكُلُّ مَوْضِعٍ خَرَجَ عَنْ وِلايَةِ الإِمَامِ الْحَقِّ فَهُوَ بِمَنْزِلَةِ دَارِ الْحَرْبِ، وَيَجُوزُ اسْتِرْقَاقُ ذَرَارِيِّهِمْ تَبَعًا لأُمَّهَاتِهِمْ؛ لأَنَّ الْوَلَدَ يَتْبَعُ الأُمَّ فِي الاسْتِرْقَاقِ، وَاَللَّهُ تَعَالَى أَعْلَمُ.

    Şâfiîlerin imamlarından Suyûtî şöyle demiştir:
    “Kim sahabeyi tekfir ederse veya “Ebubekir onlardan değildir” derse kafir olur. Şeyhayne söven kimseler hakında Kâdı Huseyn’in “et-Ta’lîka” isimli kitabından “fasık mı yoksa kafir mi olur” diye iki görüş nakettiler. Benim yanımda en sahih olan tekfir edilmeleridir. “el-Lubâb”ta Mehâmilî de bu görüşe kani olmuştur.” Suyûtî’nin sözleri burada bitti.

    Müslümanların avamının ve havâssının yanında kesin olarak tevaturle sabit olmuştur ki, bu çirkinlikler bu sapık ve saptırıcılarda toplanmıştır. Kim ki bu şeylerden biriyle vasıflanırsa bu kimse ummetin ittifakıyla kâfirdir, öldürülmesi vâcibdir. Öldürülmesinin düşürülmesi noktasında tevbesi ve İslam’ı kabul edilmez. İster kendisine (hükmü uygulamaya) güç yetirildikten ve sözlerine şahidlik edildikten sonra tevbe etsin ister kendi isteğiyle tevbe ederek gelsin aynıdır. Çünkü bu, vâcib olan bir haddir ve diğer hadler gibi tevbe bunu düşürmez. Rasûlullah (sallallah aleyhi ve sellem)’e sövmek, hakkında tevbenin kabul edildiği irtidad gibi değildir. Çünkü irtidad sadece mürtedle ilgisi olub diğer insanların kendisinde hiçbir hakkının olmadığı bir manadır, dolayısıyla murtedin tevbesi kabul edilir. Ama kim Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’e söverse buna insan hakkı bağlanır ve diğer insan hakları gibi tevbeyle düşmez. O halde kim Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’e veya peygamberlerden birine (Allah’ın salâtı ve selâmı onlar üzerine olsun) söverse kâfir olur ve katli vâcib olur. Sonra kufrü üzerinde ısrar eder tevbe etmezse ihtilafsız olarak kafir olduğu için öldürülür. Ama tevbe eder ve Müslüman olursa bu kimse hakkında ihtilaf edilmiştir; mezhebde meşhur olan hadden öldürülmesidir. Ama her iki durumda da kafir olduğu için öldürülür de denilmiştir.

    Şeyheyne (radiyallahu anhuma) sövmeye gelince; bu, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’e sövmek gibidir. Es-Sadru’ş-Şehîd şöyle demiştir: “Kim şeyhayne söver veya lânet ederse kâfir olur ve katli vâcib olur. Öldürülmesinin düşürülmesi noktasında tevbesi ve islamı kabul edilmez. (Hanefî ulemasından) İbn Nuceym “el-Bahr”da (el-Bahru’r-Râik” isimli kitabında) şöyle demiştir: “Tevbesi kabul edilmediğine göre buradan bilinmiştir ki, şeyheyne sövmek Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’e sövmek gibidir. Beyyine (delil) bulunduktan sonra artık inkar etmesi bir fayda vermez. Es-Sadru’ş-Şehîd şöyle demiştir: “Kim şeyheyne söver veya lânet ederse kâfir olur ve katli vâcib olur. Öldürülmesinin düşürülmesi noktasında tevbesi ve İslamı kabul edilmez. Çünkü biz -açık olduğu üzere- riddeti kabul etmemesini -eğer makbul ise- tevbe olarak sayıyoruz (ama öldürülmesi konusunda ise tevbesini itibara almıyoruz.) “el-Eşbâh (ve’n-Nezâir)”de (İbn Nuceym) şöyle demiştir: “Tevbe eden her kâfirin tevbesi dünyada ve ahirette makbuldur, ancak bundan kadın da olsa Nebi’ye sövmek veya şeyheyn’e ya da bu ikisinden birine sövmek veya sihir yapmak veya tevbe etmeden önce tutuklandığında zındıklık sebebiyle kafir olan müstesnadır.” Dolayısıyla ister tevbe etsinler veya etmesinler bu şerli kafirleri öldürmek gerekir. Çünkü bunlar şayet tevbe edib Müslüman olsalar meşhur olan görüşe göre hadden öldürülürler ve öldürüldükten sonra bunlar üzerine Müslümanların hükümleri uygulanır. Şayet küfürleri ve inatları üzere kalırlarsa kafir oldukları için öldürülürler ve öldürüldükten sonra bunlar üzerine muşriklerin hükümleri uygulanır. Bunları ne cizye vermeleri, ne belli bir vakitle sınırlandırılmış bir eman ne de muebbed bir eman vermek suretiyle bu hal üzere terk etmek câiz değildir. Bunu Kâdı Hân fetvalarında ifade etmiştir. Bunların kadınlarını köle edinmek caizdir. Çünkü murted bir kadını Daru’l-Harbe girmesinden sonra köle edinmek câizdir. Hak olan imamın hakimiyetinden çıkmış her bir yer Daru’l-Harb konumundadır. Annelerine tabi olarak bunların çocuklarını da köle edinmek câizdir. Çünkü çocuk köle edinmede anneye tabidir. Allahu Teâlâ Âlem.”


    Firyâbî şöyle demiştir:

    مَنْ شَتَمَ أَبَا بَكْرٍ فَهُوَ كَافِرٌ لا يُصَلَّى عَلَيْه، قيلَ لهُ: فَكَيْفَ تَصْنَعُ بِهِ وَهُوُ يَقُولُ لاَ إِلَهَ إلاّ الله؟، قَالَ لاَ تَمَسُّوهُ بِأَيْدِيكُمْ ادْفَعُوا بِالخَشَبِ حَتَّى تُوارُوهُ
    “Kim Ebubekir’e söverse kafirdir, namazı kılınmaz. Kendisine denildi ki: Peki onu ne yaparsın, halbuki o La ilahe illAllah diyor.” Dedi ki: “Ona elinizle dokunmayın, tahtayla itekleyerek onu gömün.”


    Şevkânî (rahimehullah) “Neylu’l-Evtâr”da (meşhur Şâfiî ulemasından) Şeyh Takiyyuddin es-Subkî’nin, fetvalarında şöyle dediğini aktarmıştır:

    احْتَجَّ مَنْ كَفَّرَ الْخَوَارِجَ وَغُلاَةَ الرَّوَافِضِ بِتَكْفِيرِهِمْ أَعْلاَمَ الصَّحَابَةِ لِتَضَمُّنِهِ تَكْذِيبَ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي شَهَـادَتِهِ لَهُـمْ بِالْجَنَّةِ ، قَالَ : وَهُوَ عِنْدِي احْتِجَاجٌ صَحِيحٌ
    “Haricileri ve Rafizilerin aşırılarını tekfir edenler, onların sahabenin önde gelenlerini tekfir etmelerini delil göstermişlerdir. Çünkü bu, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’i sahabe için cennet şahidliğinde bulunmasında yalanlamayı içermektedir.” Sonra şöyle demiştir: “Bu benim yanımda sahih bir delildir.”



    Abdullah ibn Mesud'ddan rivâyetle ;
    Hiç şubhe yok Allah Teala benim için sahabeler seçti (insan etti.) Böylece onlara ashabım, damatlarım, kayın pederim ve ensarım (yardımcılarım) kıldı. Yakında onları noksanlayan, onlara sebbeden (tahkir ve tenzil eden) bir topluluk da gelecek. Eğer siz onlara (onların devrine) ulaşırsanız, onlara kız alıb vermeyin, onlarla birlikte yiyib içmeyin, onlarla namaz kılmayın, (öldüklerinde) üzerleri ne de namaz kılmayın.”
    (Dârakutni ; Râmûzu’l-Ehâdîs, sf. 86, no: 1196; Hayatu’s-Sahâbe II, 561; Tefsîru’l-Kurâni’l-Azim IV, 205, 306, Şerhu’l-Akîdeti’t-Tahâviye, II, 691, 694, 698; Sunenu İbn-i Mâce; I, 97 (ummetin ahirinin evveline lanet edeceği bir zamanın geleceği); VIII, 89 (ummetin sonlarında cehaletin ortaya çıkıb hakim olacağı) ummetin evvelini, selefi beğenmemek de bize göre buradan kaynaklanmaktadır.)
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş