1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.
  2. Duyuruyu Kapat
  3. Duyuruyu Kapat

Şimdiki tarikat liderlerinin şirkleri

Konu, 'Kuran ve Sünneti Anlamanın Önündeki Engeller' kısmında mehmet-4 tarafından paylaşıldı.

  1. Kozzsoy

    Kozzsoy Islam-TR Üyesi Kullanıcı

      
    celalletin rumi ye mevlana denmesi şirk sınıfına girer mi ?

    eğer öyleyse şu yazdıklarımda yanlış varmıdır ?

  2. muhammet87

    muhammet87 Islam-TR Üyesi Kullanıcı



    Son düzenleme: 2 Ocak 2016
  3. Çay-Şakird

    Çay-Şakird Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    "nefis gitti,şehvet gitti,yaratan yaratılan bir oldu(!)"

    soruyorum(duymaz ama) ey cübbeli,her konuda örneğimiz olan rasulullah muhammed(sav) de niye nefis aradan çekilip yönetimi Yaratan(haşa) almadı?
  4. muhammet87

    muhammet87 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Kaynak: Kutup - Süleyman F. Atatoprak, İzmir - 1976

    El-İbriz’den ruhani müşahade kopyaları (S.6-7)

    RUHANİ MÜŞAHEDE
    Eserin yazımı için ruhani emir telakki ettiğime rağmen neşrine mütedair her hangi sarih bir emir almış değildim. Bu bakımdan endişe duymak üzere iken, birdenbire vücuduma arız olan tatlı bir uyuşuklukla kendimden geçmiş ve böylece ruhani müşahedem başlamıştı:
    «Önümde Afrika kıtasının büyük sahrasından daha muazzam ve daha geniş bir meydan belirmiş ve meydanı sayısı, belirsiz insanlarla dolmuştu. Dikkat ettim meydandâki muntazam saflar halinde bulunan insanlar Hazreti Ademden son Peygamberimizin Hazreti Muhammed’e{Ona hakkın ve benim Selâmım olsun) gelinceye dek bütün geçmiş peygamberler ümmetleriyle birlikte ben
    âcize müteveccih hürmetle ayakta durmakta idiler. Yalnız ümmeti" Muhammed'in önlerinde Muhiddini Arabi hazretleri bulunuyordu. Hatiften gelen bir nida (Ses) üzerine oldukları yerde aniden beliren çeşmelerden abdest alarak fakire karşı ayakta ikişer rekat namaz kıldılar. Bu müşahede tecellisine göre ben Aciz: kul Süleyman Atatoprak ruhani külle ve hakka bağlı olarak bu cemaatin kıblesi olmuştum. (Kâinat Hakkın hüviyyetidir) Kitabından nakledilmiştir.

    Süleyman Atatoprak’a Allah’tan Cebrail’in mektup getirmesi yalanı (S.9-11)

    (Tarihî ledün ilmine ait, büyük ruhî bir müşahede)
    Vaktile ispanya halkı, iki ayrı ideolojiye bölünerek, General Franko taraftarlarıle Komünist lideri Tito arasında dahilî harp başlamadan önce fakira (kardeşim ceb-raile selâmım olsun) Teşrif ederek Cenabı haktan batini mektup getirdi. Ancak bu batıni mektubun zarfını bizzat Cebraifl açıp kendi elinde okumam için fakira yardım edi-yordu. şöyle ki:
    Mektubun başından okuduğum kısımlar parça parçâ uçuyor ve kayboluyordu, mektubun tamamını okudum, mektubun tümü de uçup Hakka rücu etti. Tabiî mektubun meali zihrimde kaldı. Mektubun aynı (Tecelli) (ilâhi- emirdir. -- Dünyaya doğru hücum halinde gelen büyük yıldızı Tut; tutki dünya parçalanmasın), imza Kâinatların sahibi ben Allah.
    Ertesi günü keza manada bilumum dünya halkı (insanlar) sağa ve sola koşarak heyecanla ağlaşıyorlar. Sordum:
    Telâşınız nedir? cevaplan şu oldu. (Dünyamıza doğru hücum halinde bir, mütecaviz kürre geliyor, dünyamıza çarpmak suretile imha edecekmiş)! dediler.
    Fakire Haktan gelen mektup muhtevasına ve dolayısiyle Haktaalânın emrine göre insanlara [Haktaalâ adına] yere yatın! emrini verdim, onlar da emre itaat ederek yattılar. O anda sözü gecen kürre de göründü. Fakir de meydana yürüdüm, le dün ilmine göre kürreyi hışmî nazarimle küçülterek iki elime aldım; ayni zamanda ellerimle (kudret elimle) küreyi zararsız hale koydum. Arkadan ayni ilimle kürreyi yok ettim. Katibimin izniyle insanlar yok olmaktan kurtuldular.
    tevasına göre (Dünyanız mihverinden 500 metre oynadı ve yeni merkezde kaldı) şimdilik başka tehlike yok buyruldu. Tamamlayıcı olarak aldığım ledünni, bilgi ve teviline göre (Asi kürre tarafımızdan imha edilmesine rağmen yakında bir umumî dünya hart» başlayacak, ancak Türkiye ülkesini ve devletini bu badireden kurtar, diye emir buyuruldu. Haktaalâ da aynen öyle yaptı. Şimdi de büyük Türkiye’nin kuruluşuna çalışacağız, inşallah tahakkuk eder.


    Atatoprak’ın Atatürk’ü faytonla Cennet’e götürmesi (S.12-15)

    iKiNCi DERS

    Müşahede ettiğim olaylardan mühimi, biz Türk Milletinin çok sevdiği ATATÜRK'ün (Gazi Mustafa Kemâl paşa hazretleri) şerif ruhunun letafet alemine intikâli ile yer yüzünde ve özellikle Türkiyemizde vuku bulacak üzüntülü, ağlantılı manzaralarının tecellisidir. işbu tecelliden sonra ATATÜRK bir miktar daha Ömür sürmüş ve sonra da fena alemine göçmüştür. Keyfiyeti ev-velâ dostlarım arasında bir zabıt ile tevsik ettik. Bilâhare 1944 senedinde (Kâinat Hakkın Hûviyyetidir) adlı ki-; tabımda neşrederek ilân etmiştim. Yine o kitapta mez-kür tecelliyi yazarken ileride bu tecelliyi daha uzunca ve etraflı olarak yazacağıma söz vermiştim, îşte bu sözümde duruyorum. İş bu tecelliyi yazmaktan maksadım ledün ilminin resmi akıl ilimleri haricinde bulunduğunu açıklamıştır. Bu açıklamamla şahsım için rabbimin bir lütfü olan işbu tecelliyi ifşa etmekle halk arasında kendimi mana sahibi olduğumu ilân etmek gibi şeytani haz ve gururdan rabbıma sığınırım. Bundan başka memleketi ve milleti için çabalıyan sayın Atatürk hakkında yobazların ileri geri dedikodularına kesin olarak son verilmesini arzu eden cenabı Hak: «Atatürk'ü rahmetimle yargılıyıarak onun müslüman Türk milletine yaptığı hizmetlerinden arzı oldum ve aciz kulum Süleyman F. Atatoprak eliyle onu seven milletine ve diğer milletlere müjde kılmasıdır.
    Şayed Atatürk'ün akifoetine mütedair ruhani keyfiyet gizli kalması takdir edilmiş olsaydı Rabbim bana bu bakımdan müsaade ve tevkif etmezdi. Cenabı hakkın her şeyde kendine mahsus nice gizli hikmetleri olduğu gibi bu tecellinin ifşaşında da tabiatiyle hususi bir maksat ve gayesinin mevcut olduğunu kabul etmek icap eder. Nitekim aşağıda verilecek izahat mahalline masruf olduğu tebeyyün edecektir. Bahsettiğim tecelli şu misalde zuhur etmiştir.
    Ben şahsen Sayın Atatürk ile birlikte hususi bir tren katarı ile (Türkiyede ruhen mevcut) Hasan Hüseyin köyü istasyonuna vasıl olduğumuzda tren durmuştu. O sırada yanımıza gelen .tren kondüktörü gayet ihtiramkâr bir vaziyette önümüzde durdu. «Efendim—diye söze başladı ve devamla—Katarımızın son durak yeri olan Hasan Hüseyin köyü istasyonu burasıdır..» diyebildi. Yani Atatürk'le ruhani seyahatimiz tamam olduğunu tebliğ ediyordu. Ben hemen trenden indim, istasyon postahanesine gittim, Sayın Atatürk'ün karşılanması için cennetteki müdüre telgraf çektim. Geri geldim, sayın Atatürk trende beni bekliyordu. Ben sayın Atatürk'e hitaben: «Paşam seyahatimiz burada bitti, buradan cennete kadar bir miktar daha yolunuz var..» diyerek paşaya hazır duran paytonu gösterek: «Zatıaliniz lütfen bu paytona binin, paytoncu sizi doğruca Cennete götürecek orada da Zatı-alinizi karşılamak için Cennetteki Alakalılara tel çektim» dedim. Fakat o anda beni dinliyen sayın Atatürk'ün nasiyesinde beliren ve bu gün dahi hiç unutamadığım bir durgunluk müşahade edince yüzlerine dikkatle baktım. O an paşa bana o kendisine has vakurane bir eda ile: «Hocam, beraber gitsek olmaz mı..?» diyerek zımnin bana arkadaşlık teklif etti. Ben acizane olarak: «Ey aziz Türk Milletine âşık ve insanlık dostu paşam, sen hiç üzülme, bundan sonra Ruhen hep seninle beraberim. Ancak benim bir müddet daha dünyada vazifelerim var. Bu vazifelerim sona erince nasıl siz cennete giderken zatıalindze refakat ettimse şüphesiz ileride benimde vak*tim gelince"sizde cennette beni karşılamak suretiyle karşılıklı muhabbet borçlarımızı ödemiş oluruz..» diye cevap verdim.
    Paşa susmuştu ve epeyce uzakta duran kalabalığa göstererek: «Paşam lütfen karşıya bakınız. Zatıalinizi istikbalden gelen heyet sizi bekliyor Şimdi lütfen pytona binin bu'payton sizi demin arz ettiğim gibi doğruca heyete ulaştıracak ve heyet vasıtasîyle da cennete- gireceksiniz..» demiştim. Bir ara paşanın biraz evvel nasiyesin-de beliren o geçici tereddüd ve mahzuniyet kendiliğinden kalkmıştı. Müsterihane paytona bindi ve payton da hareket etti. Bende sayın paşayı gözlerimle takip ettim. Vakta ki cennetten gelen istikbâl heyetine eriştiğinde son bir defa daha ben acize yüzünü döndürerek mutmain ve mütebessim bir eda ile başını sallıyarak veda etti. Tabii bende bu ruhani buhrandan kurtularak dünyadaki bu hayata rucu ettim ve agâh oldum.
    Bu ruhani hadise veya müşahede Ankara da saklı olan merhum Atatürk'ün vefatından üç ay kadar evvel tecelli etmişti. Bilahare vefat ettiği gün dahi yine ruhan teşrif etmişti. Görüştük, halinden çok memnundu. Ondan sonra da kısa fasılarlarla vakit vabit teşrif etmektedir, öyle ki Atatürk'ü ne zaman rüyamda görsem daima bana vatan ve millet olaylarından bahsetmektedir. Atatürk'ü seven vatansever her müslüman Türk'ün onu rüyasında görmesi gayri mümkün değildir. Meselâ: rüya ilmi erbabına göre kendinizden önce ölen herhangi bir kimseyi rüyanızda görmek isterseniz gece yatmadan ev vel iki rekat namaz kılar ve namazdan sonra gözleriniz kapalı olarak kendinizi karşınıza alırsınız ve Türkçe selevatı tekrarlarsanız, böylece istediğiniz zatı rüyanızda görmeniz mümkün olur. (Türkçe selavat Kâinat Hakkın Hüviyyetidir adlı kitaptadır..)

    mustafa kemalin cennette karşılanması için cennetteki müdüre telgraf çekmiş..

    m.kemal in islam ve peygamberler hakkındaki görüşleri




    “Levh-i Mahfuz , Arş , Kürsi ,Kalem ve her şey kamil insanın kalbinde nefsinde
    çalışmaktır.” Yalanı (S.15)

    Hak Tealâ kur'an da kendi nefsini veli adiyle isimlendirmesi sırrın başıdır. Nebi ve resul olarak isimlendirmemiş oluşu vilâyetin arkasının kesilrnemesddir. Veli Sırfij şeriat etilinin batını kısmı ile mükellef tutulmaması henüz terbiye halinde yaşamaktadır. Butun mevcudatın ve alemlerin insanı kâmil yolu ile zuhuru meseli, top-lanan berzah varki âlem ile esma arasını ayırmamaktadır. Yani âlem ile esmaıy ayıran bizzat kâmil insanlardır.Aynı zamanda kamil insan, batını ve ,zahiri ayirmakla kalmayıp nazarı ile Allahın cemâl vazifesini de görmektedir ve göstermektedir. Şeriat ehli Allahın cemal dedikrerini müşahede etmeden sırf hayali izlemeleriyle batın ilminden mahrum kalmış olmalarından ötürüdür. Her mukaddesatın yalnız sözleriyle âlim olduklarım zan ettiklerinden hayal peresttirler.
    Levhi mahfuz, Arş, Kürsi, Kalem ve herşey kâmil insanın mücmel olarak kalbinde ve nefsinde çalışmaktadır. Kur'an da esrarlı olarak levhi mahfuz, arş, Kürsi ve kalem ile mukaddes kitaplann bahsedilmesi şeriat ehlini değil batıni ehlini alâkadar eder. Çünkü şeriat ehli Muhammediyet usuliyle batın ilmini müşahede etmemişlerdir.


    Atatoprak ve kıble hurafesi (S.17-18)

    Gariptir ki, bu gibi kişiler hareketli şer'i namazlarını çoklukla gizli kılmaktadırlar. Sebebi de riyadan korkmakta oluşlarıdır.
    Kur'an da hareketli secdenin istikametini hakteala Mekke olarak kabul etmesine rağmen batıni namaz secdenin istikametini tayin etmemiştir. Sadece Fesemme vecihullah ayetiyle her cihet hakkındır buyrulmasıile kullar batını secdede serbest bırakılmıştır. Şeriat ehli serbest cihetten ve secdesinden mahrumdurlar. Çünkü şeriat ehli bütün terbiyelerinde mukayyedir.. batın ehli kullar gayri mukkayedirler ki bu gibi zatlar ayni zamanda melâike secdesi istikametinden istifade ederler.Bu se bepten mezkûr secdenin adına Melâike kıblesi denir. Kâmil zatın yardımı ve ilahi cemalîn rizası el kalbde kendıî istikrarında olunca kıble de kendisi olur...

    “Geylani uçarak açık pencereden içeri girdi.” Yalanı (S.18-19)

    ŞAHSIMIZ FAKlRE AİT BATINI HADÎSE

    Bir aralık ailece mali vaziyetimiz epeyce düzelmişti. Fakat beri yanında hâtun hastalanmıştı, tedavi için İstanbul’a gittik ve geldik. Tedavi seyri menfi halette tecelli etti. Bu hastalık yedi yıl devam etti.Zamanımız o halde geldi ki, hatunun şifası için rabbıma rica edemiyordum. Bir gün gündüz evimizin üst katındaki odadaki karyo*lada' hatun yatıyordu, o anda bende odanın penceresi altında"Kanepede oturuyordum Gözlerim dışarı müteveccih iken birdenbire (!) havada uçan Hazreti Abdülkadır geylani açık pencereden odamıza girdi. Aramızda sarmaş dolaş ve öpüşmeden sonra Abdülkadir Geylâni hazretlerine maruzat olarak:
    Acizane — (Hatunu Göstererek) «Bunun hastalığı ne olacak efendim ya pir Hazretleri..» diye sordum.
    Abdülkadir Geylâni Hazretleri -— «Kalksın abdest alsın, çoktandır bana da fatihayı şerife getirmiyor, getirsin. Bu gece manada ne görecekse öyle hareket etsin, buyurdu ve sonrada Allaha emanet olun...» diyerek yine aynı pencereden çıkıp uçarak gittiler.

    Atatoprak Şemsettin Tibrizi’nin yüzyüze gelmesi yalanı (S.25)
    ŞAHSİ BATINİ BİR HADİSE

    Şahsen, resmen .batini intisabı vukuunda (Kalü Bela) kısa bir müddet sonra evimde gece zikir ederken Hazreti Şemsettin Tibrizi (Selâm Olsun) fakire mülaki olmuştu. Mumaileyhin ilk hitabı : «Ey Süleyman sen zamanının Mevlânası'sın. Bundan bövle lüzumlu dersi hem verece ceğim) buyurmuştu.
    Nitekim emir yerine geldi, önce karşılıklı ders çalış maları, arkasından da müşahadeli tecelliler, bilahare baktım vazifeler tevali etti. Bir günde kırıklara arkadaş ol*dum.Sıra ile yedilere üçlere ve yine büyük dini (Manevi) içtimada vaki mülakatım ve KutbüZamanın vekâle-tine nasb oluşum.(Kâinat Hakkın hüviyyetidir) kitabımda açıklanmıştı. Hakkın inayetiyle arkamdan sayısız aşıklar yetişti ve zamanla büyük Türkiye'nin taazzuv ve inkişafında müjdelenecektir. inşallah... (Haza min rabbi. Elhamdüllillah.)

    Ruhunun cesedinden ayrılıp , Allah’ın tebriğine mahzar olması yalanı (S.30)

    Fakir bir gün yukarıda tarif ettiğim haller içinde iken manevi mürşidim azrail şuibesine bürünüp benim) cesedimi tayika başladı, öyleki maddi alemde ölülere tatbik edilen ölüm aynen fakire aktarma edilerek ruhum cesedimden ayrıldı. Bu kez haktan bir nida geldi «Ebedi hayata girdin. Yüksel» buyruldu. Filhakika şahsiyetim fani oldu, bende hakka büründüm mütehallil olarak yük
    seldim, yükseldim. Yükseldim ve yükseldim dört merhaleye girdim ve bilumum varlık ben oldum. Bir müddet sonra Hakteâlanm tebrikine mazhar oldum (Melekler tarafında tekbir ve tehlil ile müjdelendim, ilahi vahdaniyyete göre aldığım emre uygun çıktığım dünyadan yerime(maddi vucudüme) dönüp uyandım. (Şimdilik açıklanması mahzurlu olanlar! hazfettim) Şimdiye kadar belkide
    mütevatiren işidilmeyen işbu Muhammedi konusunu yazmakta maksadım Cenabı Hakkın hazırladığı cazip ve yüzde yüz kurtuluş yoluna meyil etmeleriyle ihzar sağlamaktır.

    Ruhani İnsanlık Kongresinin Ankara’da oluşu yalanı (S.47-48)

    Sözü geçen müşahedeye göre ruhani insanlık kongresinin Türkiye'de ve özellikle Ankara'da vukubuluşu çok ehemmiyetlidir. Kongrenin Türkiye'nin merkezi Ankara'da akdedilmiş olması şunu ispat ederki, Kutbuzza-man elyevm Türkiye'de ikamet etmekte olduğu kongrenin akdi esnasında da kutbuzaman hayatta ve sıhhatta idi. Zamanın kutbu, avni zamanda halis Türk soyundandır. Bu itibarla biz Türk'lerin iftihar ve tesellisi muciptir. Zira tecrübe ile sabittir ki, böyle mukaddes ve mana ademi hangi ülkede ikamet ediyorsa o memleket düşman şerrinden, istilâdan ve ruhani tenezilden masundur. Nitekîm ikinci Cihan Harbinde dört tarafımızı harp ateşinin sarmasına rağmen harbe girmemize ramak kalmış iken Cenabı Hak o zâtı akdesin hürmetine her hangi bir badireden biz Türk müslümanlarını ve dolayısıyla Türkiyemizi koruduğu muhakkaktır. Allah’ımıza şükürler olsun... Yâni siyasi mülâhazalarla ikinci Cihan Harbinde Türkiye'yi şu veya bu adam kurtardı gibi şuna ve buna paye vermek mesnetsizdir.

    Hz.peygamber’in Allah’tan kendisine berat vermesi yalanı (S.117-118)

    Batıni saltanatta iken yoğun Müslümanlar ictima etmişler Hazreti Muhammed'i (Ona Hakkın ve benim selâmım olsun)fakir ve herkes bekliyordu .Ben minberin önünde oturuyordum. Hazreti Resulullah teşrif ediyor, minberin yedinci basamağına çıkıyor gayet selis bir türkçe ile hudbe okuduktan sonra fakire hitaben: «Ey, Ehli beytten Süleyman oğlum gel..» buyuruyordu. Kalktım yanına yaklaştım “Bu ümmetin batını resülullahısın..” diye buyurduktan sonra cebinden bir kağıt çıkartarak fakire uzattıktan sonra «Buda Hakteâlanın beratıdır” diye verdi. Aldım, Beratı cebime koydum içtimada hazır bulunan melekler ve evliyayı kiram tekbir ve tehlil getirerek merasim yapıldı... Ha zâ min
    fadlı rabbi...
    Yarın mahşerde şikâyet kılıklı fakirden vazifemde ihmal olmadığını ispat için böylece Kutup kitabımı yazmağa izin aldım.

    Süleyman Atatoprak ölüye benim iznim diril diyen veliyi haklı görmesi uydurması (S.124)

    Meselâ: Bir veli (Ermiş) ölmüş bir kişinin cesedine hitaben (Benim iznimle) «kalk» dese cesette dirilip kalksa, dar halkada yetişmiş bir din Âlimi, velinin eserine bakmadan o veliyi tekdir eder. Yani bu zat ermiş değil, tam kafirdir diye fetva vererek katline bile hükmeder. Çünkü onlar için ifrat bir nevi ilâhi vazife kaydıdır. Zira ölünün dirilmesi için neden benim iznimle kalk de*miş olmam karşısında Allah'ın izniyle kalk demesi icap edeceğini düşünerek karar verir. Bu bakımdan veli bu kerameti gösterirken Allah'ın makamını gasp etmiş ve Allah'ın emirlerinin kendisi tarafından verilmekle müşrik olduğuna inanmışlardır. Hal böyle iken ölünün cesedine hitaben o anda konuşan veli, hakkı ve hakikati göremediklerinden yanlış zehapları bu vüzden af edilmez. Ölüyü ancak Allah diriltir, demelerine karşılık dirileni nazarla eseri gördüklerinde keza o cesedin ayağa kalkması (Allahın Emriyle) olduğunu kalk diye söyliyen velinin mazhariyeti içinde işitilen sesin hakkın sesi olduğunu göremediklerinden inkâr etmeleri kendilerine Allah yanında birşey kazandırmaz, bilâkis haktan uzaklaştırır.

    “Bana da Arabi haktan Cebrail vasıtasıyla gerekli haberler gelmiştir.” Yalanı (S.125)

    Cenabı Hakka şükürler ederim ki: Bu dediğimiz esaslardan bazı hükmi anasır Muhiddini arabi gibi bizdende zuhur etmiştir. Fakire de haktan Cebrail vasıtasıyle gerekli haberler ve emirler gelmiştir. Gelmiş olmsındâ herhangi bir fevkaladelik yoktur. Hakkin hidayetiyle sözü geçen kurtulan zümre arasına alı-alınan, benim herhangi bir mutlak itaat sonucu olmayıp hakkın ezelde fakire aşk damgası vurulmuş olmasıyla üzerime hasıl olan aşk mührünün aksül amelinin eseridir. Hakikatta benim malım değildir, esasta yoktur ve olamaz. Bu aşk mührü Muhiddini Arabinin buyurduğu gibi satışıma münhasır olmayıp bizden akan veya akacak işaretli mayilerin istihkak sahiplerine ulaşmış ola, yani aşk batini bir tohumdur. Bu tohumların sayısını ancak Allah bilir. Bundan önce yazdığım kitaplarda açıkladığım gibi bu batini tohumlar herhangi bir ilmi tarikata dayanmadığını bilmek gerekir. Muhiddini Arabi daha kitaplarında bu konuda bahsederken hiç bir surette tarikattan konu yapmamıştır. Halbuki onun zamanında şimdiki gibi ne tarikatlar mevcut idi ve nede tarikatlarıda kabul vardı. Demek ki , lüzum yokmuş, yalnız asrımızda ruh irşadı vardır. Bu da önceden açıklandığı gibi kalbten kalbe ve ruhtan ruha nakletmekle vuku bulur. Vesselam….
  5. muhammet87

    muhammet87 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Kaynak: Minah- Sıbğatullah-il Arvasî, Er-Tu Matbaası, İst-1982





    Tarikatın piri puta secde edin dese müritler ona uyarlar. Cehaleti (S.59)

    - 59: Gavs (R.A.)'nin yüce meclislerinde, ihlas üzerine sohbet ediliyordu Ben (Halid-i öleki (K. S.)) ihlası sordum. Cizreli Mevlâna Ahm'ed (K.S.) 'in beytini okudu.
    Kur'an ve ayetlere yemin ederim.
    Eğer meyhanenin (tarikatin) pîri
    Lâta secde edin dese
    Mürîdler ona uyarlar.

    Rabıta olmadan şehte rasülullah’ta ve Allah’ta fani olunmaz uydurması (S.60)

    - 61 -. Rabıta şekillerinden olan hayali rabıtayı, (şeyhinin hareket ve tavırlarına ittibayı) surî rabıtaya (sureten şeyhi düşünmek) tercih ederdi. Men-
    faâtin hayalî rabıtada olduğunu buyururlardı.
    - 62: «Rabıta olmadan fenafişşeyh olmaz,fenafişşeyh olmadan fenafil resul olmaz, fenafiî resul olmadan fenafillah olmaz, fenafillah olmadan vusul olmaz buyurdu.

    Kutubun duasıyla kazayı mübrem olmayan hadiseler değişir yalanı (S.70)

    — 97-Kutbun duası ile kazayı mübrem olmayan hadiseler değişir.
    Ancak kutupluğun evladına geçmesi yolundaki duası kabul olmaz.
    Yakut-i Arşi güvercinle konuştu yalanı (S.79)
    Kendisini hizmete vakfedenlerden birisi de Yakut-i Arşi (K.S.) dir. Bu devletlü İskenderiye'de ika-met edip bütün vaktini mahlukatın ihtiyacına harcar-di. Hatta bir gün bir güvercinin kendisiyle konuşmasından sonra acele olarak kalkıp Mısır'a gitti. Orada-ki bir şahısla tenha yerde görüştü. Ondan komşusu olan güvercinin yavrularını yememesini rica etti. Tek*rar İskenderiye'ye döndü. İşte bu zat arşilik makamı*na hep hizmetinin bereketiyle ulaştı.
    Şah-ı Ferah Bana bu zamanda oldu.Seksenlik amel işledim . (S.82)
    127: Bast-ı zamanı Gavs (R.A.) Hz. Şöyle açıklardı. «Allah (C.C.)izniyle bazı evliyaya na sib olur. Şah-ı Ferah (K.S.) bir gün murakabede bir saat kadar kaldı. Sonra müridlerine «Bana. bu saatte seksen senelik bast-ı zaman oldu. Seksen senelik amel işledim.» buyurdu. Şah-ı Ferah'a bu zaman içinde iş-lediği amelin sevabı verilir. Çünki sevap Allah (C, C.) 'in fazlındandır. Sebebsiz verir. Bast-î zamanda ya* pılan bir amelle, normal zamanda yapılan amellerin sevabı eşîttir.
    “Suya dalar dalmaz başka yere gitti. Orada evlendi, çocukları oldu.Zaman kendine kısaltıldı.” Yalanı (S.82)
    Gavs (R.A.) Hz. bu sohbetlerine Nefahat'te'yazı' lı bulunan, bir kıssayı anlatarak devam etti. «Bir adam suya dalıp çıkınca kendini başka bir yerde buldu. Su- dan çıktı. Normal hayata başladı. Evlendi, çocukları oldu .Zaman ona. bu kadar genişletildi. Başka bir zaman yıkanırken, sudan çıkınca eski yerde ve elbiselerini yanında buldu. Elbiselerini giyip eski evine döndü. Evinde hiç bir değişiklik görmediği gibi, evdekiler de onun durumunda bir değişiklik sezmediler.»
    “Şah-ı Nakşibendi bu taifenin ellerinde dünya sofra gibidir.” Yalanı (S.83)
    Sonra Gavs (R.A.) «Bast-ı zaman her halükârda aklın hududunu aşar. Bu gibi hususlarda akla bakıl*maz. Allah (C.C.) dilediğini yapar.Onun kudretininden hiç bir şey mümteni değildir. Şah-ı Nakşibendi: (Bu taifenin ellerinde dünya" önlerindeki sofra gibidir. Hiç bir şey onlara gizli değildir.) buyurmuştur. Bana göre: bu taifenin elinde dünya tırnağın görünen kısmı gibidir.» buyurdu.

    İki Gavs yardım hususunda anlaşamadılar. (S.90)

    148: Zamanının gavsı olan Şeyh Abdülaziz Mağribî (K.S.) 'in : «Beka alemine göçen evliya, kim olursa olsun bu dünyadakilere hiç bir fayda ver*mez. Onlardan yardım dileyenin buldukları; yardım dilenilen evliyanın işareti ile veya beka alemindeki o evliyanın hatırasına riayeten ya da yardım isteyenin evliyaullaha itikadının muhafazası için zamanın gavsının yardımıdır.» sözü Gavs (R.A.)'a soruldu. Buyurdu ki .«Onun sözü kendi gördüğüne göredir. Hakikat- ta. ise iş öyle değildir. Aksine hayattaki Gavs'ın tavassutu olmadan, bekadaki her veli müstakilen dirilere yardım ederler. Keşif yoluyla edinilen bilgide herkes gördüğünü haber verir.»

    Savaşın neticesi kendisine bildirildi. Yalanı (S.110)
    ---179 :Sebebi açık olmayan bazı vakıalar
    suret itibarı ile şeriata ters görülebilir. Bu gibi vakıaları inkâr etmeninde gerçek inkarlardan sayıldığına işaret eden Gavs (R.A.) Şeyhi Seyyid Taha (K.S.)'nın zamanında vuku bulan bir hadiseyi.dile getirdi: Seyyid Taha (K.S.) Ruslarla savaş zamanında kalabalık bir gönüllü topluluğuyla cepheye gitmek için yola çıktı. Van yakınlarına geldiği zaman kendisine keşfen savaşın neticesinin barış anlaşmasıyla biteceği bildirildi. Bu manevi halden sonra Seyyid Taha (K.S.) ge*ri döndü. Savaşın neticesi keşfettiği gibi bitti. Ama onun dönme emrine bir kısım insanlar karşı çıkıp münkiri oldular.

    Şeyhini göğsü üzerinde oturuyor, şeklinde rabıta etmesi (S.149)

    —.268: Ashabtan birisi Gavs (R.A.)'a bir kadının aşkından çektiğini şikâyet etti ve kadını da söyledi. Gavs (R.A.), kadını çağırtıp
    onunla evlenmesini söyledi, kadın emre uyup evleneceğini, yalnız bazı işleri için mühlet istedi. Sanırım Gavs (R.A.) kadının özrünün bahane olduğunu ferasetle anladı.
    Ravi diyor;"Gavs (R.A) bana, birkaç gün iki meme arasında, göğsümün üzerinde vird çekerken, tesbihli elin orada durmasını, ayrıca şeyhimi de göğsümün üzerinde oturuyor şekilde rabıta etmemi söyledi. Ben onbeş güne yakın bu emri tutunca, o kadına alâka, benden gitti. Ben yüksek meclise vardığım zaman, Gavs (R.A.) gülümsedi ve «onun minnetine ihtiyacımız_yoktur» mânâsında bir söz söyledi.»
  6. dissek

    dissek Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    elbetteki gaybı allahtan başka ve yanlızca onun haber verdiklerinden başka kimse bilemez
    alltta bi alıntı yaptım. umarım okurda bi ders çıkarırsın yukarıda alıntı yaparak söylediklerini bu hadise şerife dayanarak söylenmiş bi sözdür.


    [​IMG]

    Ebu Hureyre radıyallahu anhudan rivayet edildiğine göre;
    Resulullah sallallahu aleyhi vesellem; “Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:” dedi:

    “Her kim (ihlâs ile bana kulluk eden) bir dostuma düşmanlık ederse ben de ona karşı harp ilan ederim. Kulum kendisine farz kaldığım şeylerden, bence daha sevimli herhangi bir şeyle bana yakınlık kazanamaz. Kulum bana (farzlara ilâveten işlediği) nafile ibadetlerle durmadan yaklaşır, nihayet ben onu severim. Kulumu sevince de (adeta) ben onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden her ne isterse onu mutlaka veririm, bana sığınırsa onu korurum.”
    Kaynak: Buhari, Rikak 38.
  7. muhammet87

    muhammet87 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Ama onlar; kullarından bir kısmını, O'nun bir parçası saydılar. İnsan, gerçekten apaçık bir nankördür.(zuhruf 15)

    Göktekilerin ve yerdekilerin tümü rahmeti bol olan Allah'ın huzuruna kul olarak geleceklerdir.(meryem 93)

    Onlar Allah'tan ayrı hahamlarını, rahiblerini rabblar edindiler. Meryem Oğlu Mesih'i de. Halbuki tek tanrıdan başkasına ibadet etmemekle emrolunmuşlardır. O'ndan başka ilah yoktur. O; bunların şirk koştukları şeylerden münezzehtir.(tevbe 31)


  8. muhammet87

    muhammet87 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Kaynak: Mesnevi Bahçesinden bir testi su – Osman Nuri Topbaş – Erkam Yayınları 104, İst.1998


    Köpekten şefaat isteme sapıklığı (s.64)


    Yine o günlerden biri idi. Evden çıkıp bazı yerlere gittim. Yolda öyle bir hayvan gördüm ki, güneşin rengine göre renk değiştiriyordu. Manevî bir hazza dalmıştı. Bana ondan büyük bir vecd hâli geldi ve kendi kendime şöyle dedim:

    "- Bundan şefaat isteyeyim. Şu anda bu mübarek hayvan şefaat makâmındadır."

    Sonra onun karşısında tam bir edeb ve saygı ile durdum. Ellerimi kaldırdım. Derken o mübarek hayvan, daldığı âlemde hâlden hâle geçti ve sırtüstü yatarak göğe doğru yüzünü çevirdi. O bu hâlde iken ben:

    "- Âmîn!" diyordum.



    İbn.Kemal Paşa’ya büyük iftira.(S: 12)

    Bu kıymet cümlesinden olarak Şeyhülislâm İbn-i Kemâl Pa*şa, Mesnevî ile alâkalı bir rü'yâ-yı sâdıkasını şöyle anlatır:


    Rüyamda Rasûl-i Ekrem -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'i gör*düm. Elinde Mesnevî'yi tutarak buyruyordu ki: "Birçok manevî kitâblar tasnîf edildi. Fakat bunların içinde Mesnevî gibi bir kitâb yazılmadı."

    [Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 12]



    Mesnevi’nin nurlu bir yol olduğu yalanı.(S: 13)

    Hazret-i Mevlânâ, Mesnevî'yi şöyle târîf eder: "Mesnevî, hakîkate ulaşmak, ilâhî sırlara vâkıf ve âşinâ ol*mak isteyenlere nurlu bir yoldur."


    [Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 13]



    Celaleddin Rumi’nin kabe ile ilgili indi tevilleri.(S: 14)


    "Eğer senin gönlün var ise, gönül Kabe'sini tavaf et! Toprak*tan, taştan yapılmış olan Kabe'nin asıl mânâsı, gönüldür."

    "Cenâb-ı Hakk, görünen, bilinen suret Kabe'sini tavaf etme*ği, kirlilikten temizlenmiş, arınmış bir gönül Kabe'sini elde edesin diye farz kılmıştır."

    [Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 14]



    Osman Nuri Topbaş’ın şeyhini kutsallaştırması.(S: 17)

    Rabbimden; ruhuma ehlullâh muhabbetini tattıran feyizleri ile, hattâ hatırlanması ile dahi gönülleri mütelezziz kılan Allah ,dostu büyük veli "Üstâd Mahmûd Sâmî Ramazanoğlu'nun şefaatlerini dilerim.

    [Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 17]



    Bestami’yi Rasulullah ile kıyaslama sapıklığı.(S: 20)

    Tebrizli Şems, hiç sükûnetini bozmadan suâlini şu şekilde açıklar:

    "-Öyleyse, neden Bâyezîd. Rabbinden cehenneme kö*le konulmasını ve vücûdunun orada, başka hiçbir mücrime yer kal*kmayacak derecede büyütülmesini talep ettiği, lâkin küçük bir lakin küçük bir ilahi tecellî karşısında da: «Şânım ne yücedir! Kendimi tesbih ederim!..» dediği halde; Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aley*hi ve sellem- sayısız tecellîlere rağmen büyük bir mahviyet içerisinde bulunuyor ve nail olduğu nîmetlerle yetinmeyerek Rabbinden hâlâ istiyor, istiyor, boyuna istiyordu?.."der.[Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 20]




    Şems’in Mevlana’yı ledün alemine ulaştırdığı yalanı.(S: 20-21)

    Hazret-i Mevlânâ'yı sırf aklın aydınlattığı za*hir ilmin hududuna getirip dayar. Bu noktada kalarak suâle ce*vap vermek mümkün değildir. Şems, hâl silahıyla O'nu bu noktadan ileriye iter. İlerisi uçsuz bucaksız bir "ledün âlemi"dir.


    [Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 20-21]



    İğrenç bir tevil örneği.(S: 21)


    "-Bâyezîd'in «Şânım ne yücedir; kendimi tesbîh ederim! Ben sultanların sultanıyım!. sözü bir işba, (doymuşluk) hâli*nin ifâdesidir. Yanî Onun mânevî susuzluğu, küçük bir tecel*lî ile giderilmiş oldu. Ruhu artık talepsiz bir hâle geldi. Sekre sürüklendi. Okyanusun hacmi sonsuzdu, lâkin O'nun istiabı bu kadardı.

    [Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 21]




    Fena fillah ve beka billah uydurmaları.(S: 22-23)


    Son merhalelerin tasavvuftaki isimleri “fena fillah” ve “beka billah”dır. Kul fena fillahda nefsani varlığını yok etmiş ve onun bütün ihtiraslarını aşmıştır. "Bekâ-billah'da ise, Allâh'ın-gönüldeki tecellîsi hissedilir. Bu makama eren kulun kalbinde artık Allâh'ın nuru parıldar.[Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 22-23]


    Osman Nuri’nin Hallac’ın şahsında Allah’a iftirası.(S: 80)


    Zîrâ Hakk âşıklarının bedenleri hakîkî yâr ile doludur. Ni*tekim Hallâc-ı Mansûr şehîd edildiği zaman kanları yere ya*yılırken «Allah, Allah» yazısı meydana getirdi.

    [Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 80]





    Rasulullah (as)’a ve Hz.Ebubekir’e büyük iftira.(S:89)

    Ebubekir Sıddîk Hazretleri, Allah Rasûlü'nün, ruhaniyet cihetinden helâda bile gözünün önünde kalmasından şikâyet etti. Yâni Sıddîk-ı Ekber, Allah Rasûlü'nün, yıkanma ve temiz*lenme yerlerinde bile mübarek sûretleriyle manevî tecessümünden ayrılamadığını kendilerine arz etti."

    [Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 89]


    Şeyh ve müridin aynileşmesi hurafesi.(S: 89)

    Hâce Ubeydullâh Ahrâr'ı bir an şiddetli bir üşüme alır. Şiddetle titrer. Ateş yakıp ısıtmaya çalışırlar. O anda kendisi ile aynîleşen bir müridi, soğuk su dolu hendeğe düşmüş bir vaziyette titreyerek kapıdan içeri girer. Hemen kurulayıp ısıtırlar. O ısınınca, Ubeydullâh Ahrâr Hazretleri'nin üşümesi de bir anda biter.


    [Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 89]



    Eşek gebe kalsa Beyazıd da kalır mı?(S: 90)


    Birgün, önünde bir merkebi öyle dövdüler ki, hayvanin arkasından kan boşandı. O anda Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri’nin de baldırlarından kan sızmağa başladı.

    [Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 90]



    Aynîleşme sapıklığı.(S:90)

    Yâni ruhi aynileşme, fizikteki birleşik kaplar misâlinden gayri değildir.. Bu da rabıta ile mümkündür.

    [Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 90]



    Cüneyd’in şahsında Allah’a ve meleklerine iftira.(S: 109-110)

    Cüneyd-i Bağdadi(ks) bir gün yolda giderken gökten meleklerin indiğini ve yerden bir şeyler kapıştıklarını gördü. Onlardan birine:


    "-Kapıştığınız şey nedir?" diye sordu. Melek cevap verdi:

    "-Bir Allah dostu buradan geçerken iştiyakla bir «ââh!..» çekti ve gözünden birkaç damla yaş döküldü. Bu vesîle ile Cenâb-ı Hakk'ın rahmet ve mağfiretine nail olalım diye o dam*laları"kapışıyoruz."[Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 109-110]




    Tevhid ehli olmayan evliyalar varmış.(S: 120)

    Evliyanın bir kısmı Hazret-i Âdem sıfatlı; bir kısmı Haz-ret-i İbrâhîm, Hazret-i Musa, Hazret-i îsâ sıfatlı; bir kısmı da Muhammediyyü'l-meşrebdir. Bunların da bir kısmı marifet eh-li bir kısmı muhabbet ve gönül ehli, bir kısmı muamele ehli, bir kısmı tevhîd ehlidir; bir kısmı da sıfatsızdır, yâni mahviyet ve gizlilikler içindedir.."[Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 120]





    Beyazıd’ın sapık yönlendirmeleri.(S: 129)

    Bâyezîd-i Bistâmî'ye müracaat eden bir derviş:


    "-Beni Allah'a yaklaştıracak bir amel tavsiye et." deyince

    Bâyezîd -kuddise sirruh-, ona şu öğütte bulunur:

    -Allah'ın velî kullarını sev! Onların gönlüne girmeye çalış! Çünkü Allah her gün o ariflerin kalblerine 360 defa nazar eder. Bu nazarlar esnasında seni de orada bulsun!.."[Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 129]




    Delilsiz bir uydurma.(S:139)

    "Tezkîretü'l-Evliyâ" kitabından insanın Hakk katında de*ğerini ifâde eden bir kıssa:


    Tabiînden âlim, fâzıl, muhaddis ve sûfî Abdullah bin Mü*barek, haccı îfâ ettikten sonra Mekke'de Harem'de yakaza hâ*linde iken semâdan iki melek gelir. Biri diğerine:

    "-Bu sene 600 bin kişi haccetti. Hepsinin haccı, Şam'da Alî bin Muvaffak ismindeki bir ayakkabı tamircisinin yaptığı amelin hürmetine makbul oldu. Bu kişi hacca gitmeğe niyet etti, lâkin gidemedi. Onun yaptığı bir amel hürmetine bu ka*dar hüccâcın haccı kabul edildi." der.


    [Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 139]




    Hz.Ebubekir’e büyük iftira.(S: 143-4)

    Bu merhamet ve şefkatin peygamberlerden sonra en bü*yük misâlini sergileyen Ebû Bekir -radıyallâhü anh-'dır. Onun, Ebû Hafs Hazretleri'ne de örnek teşkîl edip umûmî bir şefkat ve merhametin kemâlini ifâde eden duası şöyle idi:


    "Ya Rabbî! Benim vücûdumu cehennemde o kadar büyüt ki, başka kullarına orada yer kalmasın!.."[Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 143-4]



    Ankaraî’nin sapık akidesi.(S: 271)


    Mesnevî şarihi İsmail Ankaravî Hazretleri diyor ki:

    "Bu yedi mumdan maksad, "yediler" denilen evliyâullâh grubudur. Dekûkî, onların cismâniyetlerini görmeden evvel nûrâniyet ve rûhâniyetlerini görmüştür. Çünkü, dünyâ ile âhı-ret âlemi arasında "âlem-i misâl" denilen bir âlem vardır. Dün*yâda bulunan her şeyin orada bir misâli vardır. O misâl, ebediyyette başka bir surette görünür. Görülen rü'yâların ekserîsi, bu misâl âlemindendir. Salih ve sâdık kişiler, o âleme rü'yâ hâlinde; ümmetin seçkinleri, yâni mürşid-i kâmiller ise, uyanıkken girebilirler.

    [Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 271]





    Muharref İncil’den alınan bir akide.(S: 274)

    Hadîs-i şerîfde:


    "Allah, Âdem'i Rahman sureti olarak yarattı." buyurulur.

    Yâni insan, bütün esmâ-yı ilâhiyyenin mazharıdır. Allah'ın bütün fiil ve sıfatlarına ayna olur, yâni ma'kestir.[Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 274]


    Hz.Ali’ye hokkabazlık isnadı.(S: 298-9)

    Rivayet edilir ki Hazreti Ali radıyallâhü anh bir ağaç altında otururken bir fakîr gelip ihtiyaçlarını arz eder. Hazreti Alî -radıyallâhü anh-, yerden bir avuç kum alır, okur. Fakîre uzatır. Fakîr, kumların altın tozu haline geldiğini görünce sevi*nir, şaşırır ve yalvararak:

    "-Yâ Emîre'l-mü'minîn, ne olur, Allah aşkına bana okudu*ğunu öğret!" der.Hazret-i Alî -radıyallâhü anh-, Fatiha Sûresi'ni okuduğunu söyleyince fakîr, yerden bir avuç kum alır, okur. Bir değişiklik olmaz. Merak ile Hazret-i Alî'ye:"-Bu hâl nedir? Neyin nesidir?" diye sorar.

    Hazret-i Alî -radıyallâhü anh-:

    "-İkimiz de Fatiha okuduk.. Bu, ağız ve kalb farkıdır!.." buyurur.

    [Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 298-9]






    Son düzenleme yönetici tarafından yapıldı: 7 Haziran 2018
  9. Çay-Şakird

    Çay-Şakird Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    şu ara ali şeriati nin dine karşı din kitabını okumaktayım. tam manası ile şirk dininin amacı kendi dünyalık emelleri için insanları kendi peşlerinden koşturmak...
  10. muhammet87

    muhammet87 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

  11. mustafa_mardin

    mustafa_mardin Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    beş para etmeyen hurafe dolu kitaplara harika ciltler sayfalar hazırlıyorlar. sapıklığa hizmette sınır yok.
  12. Mehmedemin00

    Mehmedemin00 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    ولا تقول لمن يقتل في سبيل الله بل احياء الخ الاية.....
  13. mervanbinmübarek

    mervanbinmübarek Üyeliği İptal Edildi Banned

    Allaha nasil sukretmem.ALLAH beni seviyor insaALLAH ve bütün müslüman kardeslerimi de insaALLAH:NEDEN SÜKREDIYORUM HERSEY ICIN AMA SU ZÜPPELI AHMETIgörünce bir dah sükredesim geldi aglasam bu nimeti RABBIME nasil ödesem...kardesler ALLAH bizi nasil sereflendirmis bakin ya ibret alalim
  14. Ebu Katade 53

    Ebu Katade 53 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    çok güzel paylaşım Allah Razı Olsun
  15. Ahmet Samanlı

    Ahmet Samanlı Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    8 yilim naksibendi tarikatinda gecti, vekilimiz kendini seyyit ve evliya olarak tanitmisti kendini, hatta hatmeleri hic aksatmazdim dergaha her gun giderdim, o vekilimizde oyle bir guc vardi ki, sofilerin aklindan gecenleri biliyordu, o gun ne ictik ne yedik haberi vardi, onun veli kul olduguna iyice inanmistik,o vekil iceriye girince butun sofiler ayaga kalkip adap ve edep ile karsisinda eriyorduk. o nedese itiraz etmezdik daima hizmetindeydik, hatmeler bittikten sonra geylaninin selami var sadatlarda burdaydi derdi, hatta hatme esnasinda dergahta miski amber kokulari yayilirdi megersem hatme esnasinda elini cubbesinin cebine atip misk amber kokusunu eline suruyordu biz sofilerde o nisbet kokusunu sadatlardan geldigine inanip cezbelenirdik asktan kendimizden gecerdik, meger o serefsiz vekilimiz bizi tam 8 yil kandirdi. hatme bitince sofiler birbirine bakiyordu koku ne guzel koku derdik, vekil guleri eeh sofiler bu kapi cok buyuk bir kapi, az once hatmeye sadatlar geldi derdi bu koku onlarin kokusu derdi! onun gercek bir Allah dostu olduguna inanmistik, aldatildik! buyulerle cinlerle hayatimizi mahvetti, o kadar sofi inanmisti, 8 yilimizin icine etti serefsiz. soruyorum ey allahin kullari nerdeydi bu sadatlar gavslar kutuplar 40 lar seyitler ha nerdeydi ?!? niye vekilimize engel olmadilar neden !?! bizim sucumuz gunahimiz neydi.. Allahima sukurler olsun kurtulali 4 yil oldu ama o mahvolann8 yilimi asla unutmayacagim cok sukur sadece Allaha rasulune ve kuran a bagliyim artik ne bir tarikata girerim nede bir seyhin elinden tutarim.
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş