Siyası Rejimler, Hüküm ve Yetkiyi Allah'tan Almıyorsa Tağuttur


Bugün yeryüzünde yürürlükte olan rejimlerin hemen hepsi, beşeri rejimlerdir ve hükümlerini kendileri koymakta; dolayısıyla da Allah'ın hükümlerine muhalefet etmektedirler. O yüzden bu rejimlerin hepsi "tağut" olarak isimlenir.
Bir kimse; Allah'a, ahirete ve inanılacak hususlara inandığını açıklasa; fakat demokratik, laik, sosyalist, kapitalist vb. rejimlerden herhangi birinin hükümlerini kabul edip itaat etse, böyle bir kimsenin irtidadına hükmedilir. Zira insanları yaratan Allah'tan başkası, insanların nasıl idare olunacağı hususunda ve onların sosyal yaşamlarına yönelik hükümler koyma yetkisine sahip değildir. Çükün hüküm koyan insan, o hükme tabi olmasını istediği insanlardan üstün ve herhangi bir ayrıcalığa sahip değildir. Allah katında üstünlük, sadece takva iledir. (Hucurat, 13) Kendisinde böyle yetkiler gördükten sonra, Allah'ın indirdikleriyle hükmetmeyip, heva ve hevesleri doğrultusunda hükümler koyanlar aynı zamanda "ilahlık" iddiası içindedirler. Dolayısıyla Allah'ın hükümleri dışında hüküm koyanlar ve o hükümlere tabi olanlar da, tevhid akidesinin dışına çıkarlar. Tağut, müslümanın en büyük düşmanıdır. Tağut, devlet sistemlerini, ahlaki değerleri ele geçirmiş ve onları müslümana zarar verecek bir hale dönüştürmüştür. Kısaca tağut, müslümanı dört yanından kuşatmış bulunmakta ve müslümana müslümanca hayat hakkı tanımamaktadır. Tağuti güçler, Allah’ın arzında, O'nun hükümlerine karşı tuğyan eden ve insanların üzerinde ilahlık iddiasında bulunan otoritelerdir. Bunlarla sürekli olarak savaşmak farzdır (Nisa, 76).
Günümüzde Allah'ın indirdiği hükümleri bir kenara bırakarak, "hakimiyet kayıtsız ve şartsız insanındır" sloganına sarılan ve insanların çoğunun rızasına göre kurulduğu iddia edilen siyasi otoriteler, iktidar haline gelmişlerdir. Bu siyasi otoritelerin tağut hükmünde olduğu unutulmamalıdır:"'Daha açık bir ifade ile İslam nizamının dışındaki bütün sistemler "tağuti" özellikleri taşırlar. Kelime-i şehadet getirerek, başka ilahları ve tağutları reddeden müslümanlar, bu sözlerini davranışlarıyla da ispatlamak zorundadırlar.
Allah, zalim yöneticilere yardım etmeyi de haram kılmış, onlara küçük çapta meyil ve yardım anlamı taşıyan sözlerden, davranış veya tasvipten nehyetmiştir: "Sakın zulmedenlere en ufak bir meyil duymayın; sonra size ateş dokunur (cehennemde yanarsınız). Sizin Allah’tan başka evliyanız/dostlarınız yoktur. Sonra (O'ndan da) yardım göremezsiniz." (Hud, 113)
İnsanlara zulmeden tağuti siyasal otorite konusunda, unutulmaması gereken hususlardan biri, zalim yöneticilerin, yardımcıları olmasa, zulmetmeye güçlerinin yetmeyeceğidir. Tağuti yönetim ve kurumlardaki bu yardımcılar, zulüm ve tuğyanda yöneticinin kullandığı malzemeleridir. Zulüm ve tuğyan çarklarının dönmesi için bir taraftan ezen ve diğer taraftan ezilen dişlilerdir. Bu sebeple, onlar da aynen o zalim tuğyankar gibi suçlu ve zulmünün cezasında ortaktırlar. Bundan dolayı Allah, Firavun ve avanelerini aynı vasıfla anmıştır:
"Gerçekten Firavun, Haman ve askerleri yanlış yolda idiler." (Kasas, 8) Allah, Firavun'u helak edince, onları da helak ettiğini açıklar: "Firavun, askerleriyle birlikte onların peşine düştü. Deniz onları gömüp boğuverdi." (Taha, 78) "Biz de onu (Firavun'u) ve askerlerini yakalayıp denize atıverdik. Bak, işte zalimlerin sonu nasıl oldu!" (Kasas, 40)


Tağut tanımına girenler şunlardır:


a- Arzuları mabudlaştırılan nefis, tağuttur.
b- Allah'ın emir ve yasaklarını tanımayan, İslam nizamı ile çatışan düzen ve düsturlara çağıran her fert ve önder tağuttur.
c- Allah'tan gayrı, zatında güç görülen eşya, insan ve putlar tağuttur.
d- Şeytan tağuttur.
e- Allah'ın şeriatı ile çatışan bütün gelenekler, esas alınan bütün rejimler tağuttur. (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kurlan Dili, c. 2, s. 869 )


Tağutları destekleyen, onları ölçü alan, onlara sevgi besleyen her insan, Allah’a ibadet ve kulluktan vazgeçip tağutun kulluğunu kabullenen şeytan askeridir. Allah'ın emirleri ve yasaklarıyla çatışan nefsi, fertleri, önderleri, rejimleri ve ilkeleri reddetmedikçe, hakimiyetin yalnız Allah'a ve O'nun nizamı İslam nizamına ait olduğunu tasdik etmedikçe, tevhid kulpuna yapışılamaz. (Bkz. Bakara, 256) Müslüman olmak için şart olan tağutun şiddetle reddedilmesi, sadece sözle yeterli değildir. Ruhun derinliklerinde kasırgalaşan ve ameli hayatta neticeler doğuran fiili bir red gerekir. Bunun için de tağutla savaşmak lazımdır. Bu savaşın gerekleri:


a- Allah'ın emir ve yasaklarına tabi oluncaya kadar tağut olan nefisle savaşmak,
b- Kişisel ve toplumsal hayatımızı Allah'a döndürmemize engel olan ve tağut Olan cahiliyye düzenleri ve tağuti fikir babaları ile savaşmak.

İslam'da emrolunan cihad, işte bu tağutlara karşı verilmesi gerekli olan mücadeledir Tağutla çatışmak, hakkı getirmek ve batılı gidermek için olacağından, her kesimden ve her iş yapanlardan bütün mü'minler, tağutla mücadele edeceklerdir. Bu, farz bir görevdir. Rabbimiz, mü'minleri tağuta karşı kendi nizamının savaşçıları olarak takdim ediyor (Nisa, 76). Tağuta ve ondan yana olanlara karşı mücadele vermeyenler mü 'min kalamazlar. Bunun içindir ki, Peygamberimiz: "Her kim (tağuta karşı) cihad etmeden ve onunla mücadele (ederek Hakkı hakim kılma) arzusunu ruhunda duymadan ölürse nifaktan bir şube üzerinde ölür." (Sahihi Muslım; Rıyazu's- Salıhın, II, no: 1346) buyurmuşlardır. Tagutu kalben reddetseler dahi, fiilen onunla vuruşmayanlar, ameli hayatın icabı onunla anlaşma ve dostluk kurma yoluna gitmeye mecbur kalırlar. Bu da Allah ve tağut dostluğunu bir araya getirmek olan nifakın ilk tezahürü olur. Halbuki Allah, tağuta ancak kafirlerin dostluk gösterebileceğini açık bir şekilde belirtmiştir. (Bkz. Bakara, 257)
Müslümanlar, bugün Allah ve tağut hakimiyetini, dostluğunu bir arada yaşatmağa çalışmak gibi sonu zulmet ve ateş olan çıkmaz bir yolun üzerindedirler. Namazı, orucu ... kabul edip, hatta yerine getiren niceleri, İslam'ın asrımızın yaşayan bir toplumsal ve siyasal düzeni ' olmasını lüzumlu bulmayanlar, Allah ve tağut hakimiyetini bir arada tanımış oluyorlar. İslam insanının yetiştirilmesini isteyen niceleri, materyalist eğitim sistemine mücadele etmeksizin rıza göstermekle tağut dostluğuna sine açıyorlar. Ferdi mülkiyeti, Allah'ın mülk vb. hakimiyetini kabul eden niceleri, faiz düzenini zaruri görmekle, tağut egemenliğine baş eğiyorlar. Ahlak ve fazilet ölçülerinin yaşanmasını isteyen niceleri, kişisel çıkarları uğruna çeşitli çirkinlik ve kötülükleri yapmakla tağut dostluğunu açığa vuruyorlar. Bütün bu durumlar, kendisinden razı olundukça veya tağuta karşı bir iman ve amel harbi açılmadıkça bir küfürdür. (Bkz. Nisa, 60)
Yaşadığımız toplum düzeni, fikir putlarıyla, cahiliyye örfü ve sistemleri ile ve sapıttırdığı öz nefsimizle, bizleri kuşatmış, tağutu hakim ve dost tanımak sapık1ığı ile karşı karşıya getirmiştir. Öyle ki, fert, aile, cemiyet, sanat, ticaret, memuriyet, eğitim ve politika hayatının her. bölümü bir kavşak noktası olmuştur. Bu kavşakta bir tek yol İslam nizamına; diğer yollar tağuta gidiyor: Abdullah bin Mes'ud anlatıyor: Hz. Peygamber bize bir hat çizdi ve sonra, "bu Allah'ın yoludur" dedi. Bu hattın sağına ve soluna da birçok hatlar (çizgiler) çizdi ve "bunlar, birtakım yollardır ki her biri üzerinde kendisine çağıran bir tağut vardır." buyurdu ve şu ayeti okudu:
"Şüphesiz ki bu (İslam) benim dosdoğru yolumdur. Ona uyun. (Tağuta ait) yollara tabi olmayın ki, sizi O'nun yolundan saptırıp parçalamasınlar. İşte Allah (tağutun kötülüklerinden) sakınasınız diye size bunları emretti." (En'am, 153) (Ali Rıza Demircan, İslam Nizamı, II/ 41 )
Yolların ayrılış noktasındayız: İnsan, ya tağuta tabi olup geçici zevkler peşinde koşacak; o zaman sonuç, dünyada zillet ve kullara kulluk; tağuta kalben teslim olmak (iman etmek) suretiyle heva ve heveslerine göre yaşamanın sonucu ahirette de varış, cehennem olacaktır. Veya tağutları reddedip Allah'a dostluk; hayatını İslam'ın hükümlerine göre tanzim edip izzetli, onurlu bir hayat ve cennet: "Tağuta kulluk etmekten kaçınıp Allah La yönelenlere müjde vardır. (Ey Muhammed!) Dinleyip de sözün en güzeline uyan kullarımı müjdele. İşte Allah'ın doğru yola ilettiği kimseler onlardır. Gerçek akıl sahipleri de onlardır. " (Zümer, 17-18) Bu iki inanç ve yaşama biçiminin dışında üçüncü bir durumdan söz etmek mümkün değildir!
"İman edenler Allah yolunda savaşır; küfredenler de tağut yolunda savaşırlar. O halde, şeytanın dostlarıyla savaşın; çünkü şeytanın hilesi zayıftır." (Nisa, 76)