1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.
  2. Duyuruyu Kapat

Tagutu Reddetmek

Konu, 'Tağut' kısmında Esra tarafından paylaşıldı.

  1. Esra

    Esra Islam-TR Üyesi Kullanıcı

      
    TAGUTU REDDETMEK


    Tagutu reddetmenin, tevhidin bir rüknu olduğunu, tagutu reddetmeksizin kimsenin imanının geçerli olamayacağını ve zamanımızdaki tagutların türlerini öğrendikten sonra tagutu reddetmenin sadece dille söylemekten ibaret olmadığını, pratikte uygulanması gereken bir amel olduğunu iyice anlaman ve pratik yaşantında yanlış ameller sebebiyle bu konularda şirke düşmemen için sana tagutu nasıl reddetmen gerektiğini bildireceğim. Aksi taktirde Allah-u Teâlâ'nın şu sözü senin hakkında söylenmiş olur:

    "Yapmayacağınız şeyi yapacağınızı söylemeniz, suç olarak çok büyüktür." (Saf: 3)

    Tagutu inkar meselesi insanlara zikredildiğinde, tagutu silik ve net olmayan bir şekil olarak düşünürler. Öyle ki onlar, tagutu sanki pratik hayatta varlığı olmayan, sadece teoride var olan bir varlık sanırlar. Oysa tagut, her zaman zihinde hazır bulunan ve pratik hayatta karşımıza çıkabilecek, sınırları, şekli net ve belli olan bir varlık olarak düşünülmelidir.

    Tagut hakkında konuştuğumuzda, insanlar onu rahatlıkla reddedebilsinler diye şekli, resmi ve varlığı belli olan bir varlık hakkında konuşmamız gerekir.

    Allah-u Teâlâ, tagutun nasıl reddedileceğini Kur’an’da muvahhidlerin imamı İbrahim aleyhisselam’ın diliyle açıkça beyan etmiştir.

    Allah-u Teâlâ, İbrahim aleyhisselam’ı kendinden sonra gelen bütün rasullere ve en son rasul Muhammed aleyhisselam’a örnek göstererek şöyle buyuruyor:

    "İbrahim ve beraberinde olanlarda sizler için güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine şöyle demişlerdi: Biz sizden ve sizin Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi reddettik. Bizimle sizin aranızda, bir olan Allah’a iman edinceye kadar ebedi bir düşmanlık ve kin başlamıştır." (Mumtahine: 4)
  2. Esra

    Esra Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    1 - Tagutları ve Onların Dinine Girenleri Tekfir Etmek


    Bu, bütün tagutların; "nüsuk", "hüküm" ve "velayet" ibadetlerinden herhangi birisini bu tagutlara yapanların, kafir olduğuna inanmak ve bu gibilere kafir muamelesi yapmaktır.

    Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, davetinin başında zayıf durumda olmasına rağmen Allah-u Teâlâ ona, müşrik kavmine hiç çekinmeden durumlarını apaçık bir şekilde açıklamasını emretti. Böylece müslümanların müşriklere karşı takınmaları gereken tavrın nasıl olması gerektiğini Rabbani bir metodla ortaya koydu. İşte bu, silahla cihad henüz farz kılınmadan ve hicretten önce davetin başlangıcında olmuştu.

    Allah-u Teâlâ, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e kavmiyle ilgili gerçekleri, onların İslam’daki durumlarını açık bir şekilde haykırmasını emretti.

    Allah-u Teâlâ bu konuda şöyle buyuruyor:

    "De ki: Ey kafirler! Ben, sizin taptığınıza tapmam. Siz de benim taptığıma tapmazsınız. Ben, sizin taptıklarınıza asla tapacak değilim. Sizler de benim taptığıma tapacak değilsiniz. Sizin dininiz sizin, benim dinim benimdir." (Kafirun: 1-6)

    Şayet bu meseleyi geciktirmek caiz olsaydı Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, kavmini kızdırmamak, onlardan gelecek eziyet ve işkenceyi önlemek amacıyla bu meseleyi geciktirirdi. Çünkü davetin ilk yıllarında zayıf bir durumdaydı ve zayıf olan bu durumunu göz önüne alarak bu meseleyi açıklamayı geciktirirdi.

    Fakat bu mesele, İslam akidesini direkt ilgilendiren, dinin aslıyla ilgili olan, dinin en önemli ve en öncelikli meselesidir.

    Durum böyle olduğu halde, kendilerini İslam davetçisi zanneden bazı kimseler, İslam’ın metodunu bir kenara atarak beşeri metodlar kullanırlar ve insanların gerçek durumlarını ortaya koymanın, onları İslam’dan daha da uzaklaştıracağını söylerler.


    Şeyh Abdurrahman b. Hasen dalalet ehlinden birisine cevaben şöyle dedi:

    "Herkes, kendisinin müslüman olduğunu iddia ediyor. Fakat her iddianın doğru olması için ispat gerekir. Şayet ispat olmazsa, bu iddia geçersiz olur. Şeyhimiz, İslam’ın aslını şöyle tarif etmektedir:

    "Dinin aslı ve temeli iki şeydir:

    Birincisi: Ortağı olmayan, tek olan Allah-u Teâlâ'ya ibadeti emretmek, insanları bunu yapmaya teşvik etmek, dostluk ve düşmanlığı bu temele dayanarak yapmak ve bu temeli terkedenleri tekfir etmektir.

    İkincisi: Allah-u Teâlâ'ya ortak koşanları uyarmak, onlara karşı sert muameleler yapmak, onlara düşman olmak ve onları tekfir etmektir.

    Bu iki temele muhalefet edenler çok çeşitlidir:

    1 - Bunların en şiddetli olanı ve en çok muhalefet edeni, her iki şarta birden muhalefet edendir.

    2 - Onlardan bazıları Allah-u Teâlâ'ya ibadet eder, fakat şirki reddetmez.

    3 - Onlardan bazıları Allah-u Teâlâ'ya ibadet eder, şirki reddeder, fakat şirk işleyenlere düşmanlık göstermez.

    4 - Onlardan bazıları Allah-u Teâlâ'ya ibadet eder, şirki reddeder, şirk işleyenlere düşmanlık gösterir, fakat onları tekfir etmez.

    5 - Onlardan bir kısmı tevhidi sevmez, fakat ona buğuz da etmez.

    6 - Onlardan bir kısmı tevhidi reddeder, fakat tevhid ehline düşman olmaz.

    7 - Onlardan bir kısmı tevhid ehlini tekfir etti ve bu yaptıklarını salih kimselere sövme olarak isimlendirdi.

    8 - Onlardan bir kısmı hem şirke buğzetmez hem de onu sevmez.

    9 - Onlardan bir kısmı şirki bilmez, bilmediği için de reddetmez.

    10 - Bu kimselerin en tehlikeli olanları ise; tevhidle amel eden, fakat onun kıymetini ve değerini anlamadığı için tevhidi terkedenlere buğzetmeyen ve onları tekfir etmeyenlerdir.

    11 - Onlardan bazıları; şirki terkeder, onu çirkin görür ve inkar eder, fakat şirkin kötülüğünü bilmez ve bu sebeble şirk ehline düşman olmaz, onları tekfir etmez.

    Bu sayılan kimselerin hepsi Allah-u Teâlâ'nın nebilerine gönderdiği tevhid dinine muhalefet eden kimselerdir." (Ed-Dureru’s Seniye 7. bölüm)

    Böyle durumda olan bir kimse, dinin aslını gerçekleştirmediği, tagutun dinine girenleri ve taguta tapanları reddetmediği müddetçe asla mümin ve müslüman olamaz.


    Şeyh Hüseyin ve Şeyh Abdullah b. Şeyh Muhammed’e şöyle soruldu:

    "Bu dine giren, bu dine bağlı olanları seven fakat müşriklere düşmanlık göstermeyen veya onlara düşmanlık göstermesine rağmen onları tekfir etmeyen bir kimsenin hükmü nedir?"

    Onlar şöyle cevap verdiler:

    "Bu kişi müslüman değildir. Müslüman olabilmesi için tevhidi bilmeli, ona boyun eğmeli ve ona göre amel etmelidir. Aynı şekilde Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiği şeriati tasdik etmeli, emir ve nehiyleri konusunda ona itaat etmeli ve getirdiği bütün şeylere iman etmelidir. Her kim:

    "Ben müşriklere düşmanlık göstermem" der veya düşmanlık gösterdiği halde onları tekfir etmez veya lâ ilâhe illallah dedikleri için Allah-u Teâlâ'nın dinine düşmanlık gösteren, küfür ya da büyük şirk işleyen kimseler hakkında veya mezara tapanlar hakkında bir şey diyemeyeceğini söylerse, o kişi asla müslüman olamaz.

    Allah-u Teâlâ böyle bir duruma düşen kimse hakkında şöyle buyuruyor:

    "Derler ki: "Bir kısmına iman, bir kısmını inkar ederiz. Böylece işte bunun arasında bir yol edinmek isterler." (Nisa: 150) (Mecmuatut Tevhid c: 1 s: 353)


    Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir sahabesine şöyle dedi:

    "Kafirun suresini oku! Sonra uyu! Çünkü o sure, şirkten beri olma suresidir." (Ebu Davud sahih senedle)


    Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

    "İbrahim ve beraberinde olanlarda sizler için güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine şöyle demişlerdi: Biz sizden ve sizin Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi reddettik." (Mumtahine: 4)
  3. Esra

    Esra Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    2 - Taguta Yapılan İbadetin Batıl ve Geçersiz Olduğuna İnanmak


    Bu, kulun; Allah-u Teâlâ'dan başka ibadet edilen ve daha önce açıklanan taş, put, ağaç, kahin, sihirbaz, ilim adamı veya sapıklığa çağıran bir kişi veya Allah-u Teâlâ'nın kitabı ve Rasulünün sünnetinin dışında hüküm veren bir hakim veya birleşmiş milletler ve benzerleri veya İslam şeriatine bağlı olmayan parti, kavim ve bunlar gibi her türlü taguta yapılan ibadetlerin sapık ve şirk olduğunu bilip inanmasıyla olur.

    Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

    "İşte böyle... Şüphesiz Allah, O, Hak olandır ve O’nun dışında taptıkları ise şüphesiz batıldır. Muhakkak ki Allah yücedir, büyüktür." (Lokman: 30)

    El Vezir b. El Muzaffer Es Sem’ani, El İfsah kitabında şöyle dedi:

    "lâ ilâhe illallah’a şehadet etmek" demek, "lâ ilâhe illallah" şehadetini söyleyen kimsenin bu kelimenin manasını bilerek şehadet etmesi demektir.

    Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

    "Bil ki! Allah’tan başka ibadete layık ilah yoktur." (Muhammed: 19)

    "lâ ilâhe illallah" şehadetinde Allah-u Teâlâ'nın ismi, edat olan "illa" dan sonra gelmiştir. Bu ise uluhiyyet sıfatını sadece O’nun hak ettiğini göstermektedir. Bu sıfatı O’ndan başkası asla haketmez."

    Sözlerine devam ederek şöyle dedi:

    "Bu sözden istifade edeceğimiz şey şudur:

    "lâ ilâhe illallah" sözü tagutu red ve Allah-u Teâlâ'ya imanı kapsar. Zira ancak sahte ilahlar reddedildiği ve uluhiyyet hakkı sadece Allah-u Teâlâ'ya verildiğinde tagut reddedilmiş ve sadece Allah-u Teâlâ'ya iman edilmiş olunur." (Fethül Mecid s: 35)

    Her kim zikredilen ibadetlerden herhangi birisini tagutlardan herhangi birisine vermenin caiz olduğunu söyler veya bu konuda şüphe eder veya duraklarsa, taguta ibadet etmiyor olsa bile tevhidin rüknü olan tagutu red şartını yerine getirmemiş ve İslam’a girmemiş olur.
  4. Esra

    Esra Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    3 - Taguta İbadeti Terkederek Ondan Beri Olmak


    Bu, kulun; ibadetlerden herhangi birisini Allah-u Teâlâ’dan başkasına, yani tagutlardan herhangi birisine yapmamasıyla olur.

    Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

    "Şüphesiz her ümmete: "Allah’a ibadet edip taguttan kaçınsınlar diye rasuller gönderdik. Onlardan kimisine Allah hidayet etti, kimisine de sapıklık hak oldu. Yeryüzünde gezin de yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bir bakın!" (Nahl: 36)


    Şeyh Abdurrahman b. Hasen şöyle dedi:

    "Allah-u Teâlâ bu ayette, her bir insan taifesine gönderdiği rasulleri;

    "Allah’a ibadet edip, taguttan kaçınsınlar diye" gönderdiğini haber veriyor. Bu ise; sadece Allah-u Teâlâ'ya ibadet edin ve O’ndan başkasına ibadeti terkedin, manasına gelir. Allah-u Teâlâ'nın şu ayette buyurduğu gibi:

    "Kim tagutu inkar edip Allah’a iman ederse kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa tutunmuş olur. Allah işitendir, bilendir." (Bakara: 256)

    İşte bu, lâ ilâhe illallah’ın manasıdır. Çünkü sağlam kulp budur." (Fethul Mecid s: 19)


    Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

    "Ad (toplumun)’a da kardeşleri Hud’u (gönderdik). (Hud, kavmine) dedi ki: "Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Sakınmaz mısınız?" (A’raf: 65)

    Hud aleyhisselam’ın, Ad kavmine söylemiş olduğu söze karşılık Ad kavmi şöyle cevab verdi:

    "Dediler ki: "Sen bize yalnızca Allah’a kulluk etmemiz ve atalarımızın tapmakta olduklarını bırakmamız için mi geldin? Eğer gerçekten doğru isen, bize vadettiğin şeyi getir, bakalım." (A’raf: 70)

    Hud aleyhisselam kavmi olan Ad’ı Allah-u Teâlâ'nın tevhidine çağırdığı zaman onlar, babalarının tapmakta olduklarını tevhidin bir gereği olarak terketmeleri gerektiğini anladıkları için, cevap olarak işte bu ayette geçen;

    "Sen bize yalnızca Allah’a kulluk etmemiz ve atalarımızın tapmakta olduklarını bırakmamız için mi geldin?" sözünü söylediler.

    Mekke müşrikleri de Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e bu şekilde bir cevap vermişlerdi.

    Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

    "Onlara lâ ilâhe illallah denildiğinde büyüklenirlerdi ve derlerdi ki: "Deli olan bir şair için ilahlarımızı mı terkedeceğiz?" (Saffat: 35-36)

    Bu ayet; kafirlerin "la ilahe ilallah" sözünden, Allah-u Teâlâ'dan başka veya Allah-u Teâlâ’la birlikte ibadet edilen bütün sahte ilahların terk edilmesi ve onlardan beri olunması gerektiğini gayet iyi anladıklarını göstermektedir.


    Zamanımızda ise şaşırtıcı olan şöyle bir durum vardır:

    Bu dinin mensublarından müslüman olduklarını zanneden kimseler "lâ ilâhe illallah"ı, geçmiş müşriklerin anladıkları gibi Allah-u Teâlâ'dan başka veya Allah-u Teâlâ’la birlikte ibadet edilen bütün sahte ilahların terk edilmesi ve onlardan beri olunması olarak artık anlamamaktadırlar. Bu sebeble de Allah-u Teâlâ'ya tapıyor olmalarına rağmen, O’na birçok eşler koşarak aslında Allah-u Teâlâ'dan başkasına tapmaktadırlar. lâ ilâhe illallah’ı eski müşriklerin anladıkları gibi anlayamayanlara yazıklar olsun!


    Ebu Süfyan, Hrakl’in yanında bulunduğu bir sırada Hrakl, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem hakkında Ebu Süfyan’a şöyle dedi:

    "O, size neyi emrediyor?"

    Ebu Süfyan:

    "O bize şöyle diyordu:

    "Allah-u Teâlâ'ya ibadet edin, O’na ortak koşmayın ve babalarınızın söylemekte olduklarını terkedin!" (Buhari)


    Allah-u Teâlâ tarafından gönderilen nebi ve rasullerin hepsi kavimlerini, ilk olarak taguta ibadet etmeyi terketmeye, yani tagutu redde çağırıyordu. Allah-u Teâlâ'dan başka ibadet edegeldiklerini terketmedikleri sürece de onların imanlarını kabul etmiyor, onlara müslüman ismi vermiyorlardı.

    Allah-u Teâlâ, Kur’an’da ilk inen ayetlerde Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e şöyle buyurdu:

    "Ey örtüye bürünen! Kalk ve uyar! Rabbini yücelt! Elbiseni temizle! Kötü şeylerden sakın (putları terket)! Yaptığın şeyleri çok görerek başa kakma! Rabbin için sabret!" (Müddessir: 1-7)

    Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bu ayetle rasul oldu.

    Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

    "İbrahim babasına ve milletine demişti ki: "Beni yaratan hariç sizin taptığınızdan uzağım. Beni doğru yola iletecek muhakkak O’dur." (Zuhruf: 26-27)

    Bunu öğrendikten sonra, Allah-u Teâlâ'dan başka ibadet edilenler terkedilmedikçe, tagutun reddedildiği iddiasının ne kadar yalan olduğunu veya şirk ve tagutu pratikte terketmedikçe, sadece onun batıllığına inanmanın yeterli olmayacağını şimdi daha iyi anlamış oldun.

    Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

    "Biz sizden ve Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız." (Mümtahine: 4)
  5. Esra

    Esra Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    4 - Onlara Düşman Olmak, Onlara Buğzetmek Onlardan ve Onlara Tapanlardan Beri Olmak


    Her kim tagutu terkeder, onun batıllığına inanır fakat ona ve ona tapanlara buğzetmez ve hem ondan hem de ona tapanlardan beri olmazsa Allah-u Teâlâ'nın kendisine farz kıldığı ve onsuz müslüman olunamayan, "tagutu red" şartını yerine getirmemiş olur.


    Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

    "Allah’a ve ahiret gününe inanan bir milletin, babaları, oğulları, kardeşleri ve aşiretleri olsa bile, Allah’a ve rasulüne karşı gelenlere sevgi gösterdiklerini göremezsin." (Mücadele: 22)


    Beydavi, bu ayet hakkında şöyle dedi:

    "Allah-u Teâlâ bu ayette; Allah-u Teâlâ'ya ve ahiret gününe gerçek manada iman eden bir kimsenin, en yakın akrabası bile olsa, Allah-u Teâlâ'ya ve rasulüne karşı geldikleri anda onlarla dostluk ilişkisine giremeyeceğini haber veriyor. Çünkü Allah-u Teâlâ ve rasulüne karşı gelenlere dostluk göstermek, Allah-u Teâlâ'ya ve ahiret gününe imana zıddır. Bu ikisinin birarada bulunması asla mümkün değildir. Tıpkı su ile ateşin bir arada bulunamaması gibi..." (Beydavi Tefsiri)


    Şeyh Süleyman b. Abdullah bu ayet hakkında şöyle dedi:

    "Allah-u Teâlâ bu ayette, Allah-u Teâlâ'ya ve rasulüne karşı gelenlere, velev ki bu kimseler; baba, kardeş, oğul ve onlar gibi yakın akraba olsun, dostluk gösteren kimselerin imanını reddetmiştir. En yakın akrabalar için durum böyleyse, Allah-u Teâlâ'ya ve rasulüne karşı gelen ve akraba dahi olmayan kimselere dostluk gösterenlerin durumu nasıl olur acaba? Elbette bundan daha kötüdür." (Ed-Durerus Seniye kitabında geçer. Evsak Ura’l iman risalesi)


    El Muvala ve’l Muada (Dost ve Düşman) kitabının yazarı şöyle dedi:

    "Sahabelerin, tabin ve tabei tabin alimlerinin hepsi ve (selef-halef) bütün müslümanlar; bir kimse, büyük şirki terketmediği, bu şirki işleyenlerden beri olmadığı ve gücü, imkanı nispetinde onlara buğzedip, düşmanlık göstermediği sürece o kimsenin müslüman olamayacağında ittifak etmişlerdir." (El-Muvala ve’l Muvada Kitabı c: 1 s: 170)


    Allah-u Teâlâ'ya dostluk ancak; en yakın akraba bile olsalar, bütün kafirlerden beri olmakla gerçekleşir. Allah-u Teâlâ'ya ve ahiret gününe iman, Allah-u Teâlâ'ya düşman olan kimselerle dost olmaya zıddır ve bu ikisi bir kulun kalbinde asla bir arada bulunamaz.

    İşte bu, Allah-u Teâlâ'nın hükmüdür. Allah-u Teâlâ'ya iman ancak, Allah-u Teâlâ'ya dostluk göstermek ve müşriklerden beri olmakla gerçekleşir.


    Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

    "İbrahim ve beraberinde olanlarda sizler için güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine şöyle demişlerdi: Biz sizden ve sizin Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi reddettik. Bizimle sizin aranızda, bir olan Allah’a iman edinceye kadar ebedi bir düşmanlık ve kin başlamıştır." (Mumtahine: 4)


    Ayette geçen "bede" lafzı "apaçık ortaya çıktı" manasındadır. Bu kelimeyi dikkatle düşün!

    Ancak uzuvlarla belli olan düşmanlığın, sadece kalpte oluşan kinden önce zikredildiğini de dikkatle düşün!

    Bu gösteriyor ki, tagutlara ve bağlılarına buğzederek onlara zahirde sevgi göstermemek yeterli değildir. Onlardan, uzuvlarla belli olan apaçık düşmanlıkla da uzak durmak gerekir.

    Ayette, taguttan önce taguta tapanlardan uzak olmak gerektiği bildirilmiştir. Çünkü taguta tapanlardan uzak olmak, tagutu reddi gerektirir. Bunun aksi ise böyle değildir. Zira taguttan uzak olmak, tapanlardan da uzak olmayı gerektirmez.

    Allah-u Teâlâ İbrahim aleyhisselam hakkında şöyle buyuruyor:

    "İbrahim babasına ve milletine dedi ki: Beni yaratan hariç sizin taptığınız şeylerden uzağım. Beni doğru yola iletecek şüphesiz O’dur." (Zuhruf: 26-27)

    "İbrahim şöyle demişti: "Şimdi, gerek siz ve gerekse daha evvelki atalarınız, nelere ibadet ettiğinizi görüyor musunuz? Alemlerin rabbi hariç onların hepsi benim düşmanımdır." (Şuara: 75-77)

    "(İbrahim dedi ki) Size ve Allah’ı bırakıp da ibadet ettiğiniz şeylere yazıklar olsun! Hiç aklınızı kullanmıyor musunuz?" (Enbiya: 67)

    Örnek almamız gereken güzel örnek işte bu örnektir:

    İbrahim’in milleti...

    Bu milletten yüz çeviren kimse ancak kendini bilmeyen kimsedir.

    Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

    "İbrahim’in milletinden kendini bilmeyenden başka kim yüz çevirir?" (Bakara: 130)
  6. Esra

    Esra Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    İslam akidesinin, "Allah-u Teâlâ için sevmek, Allah-u Teâlâ için buğzetmek" ifadesi üzerine bina ettiği en büyük kaide olan "dostluk ve düşmanlık" kaidesi, imanın şartı ve tevhidin rüknudur.

    Bunun, imanın şartı olduğunu Allah-u Teâlâ'nın şu ayeti ifade etmektedir:

    "Eğer onlar Allah’a, nebiye ve ona inene iman etmiş olsalardı onları dost edinmezlerdi." (Maide: 81)

    Tevhidin rüknü olduğunu ise Allah-u Teâlâ'nın şu ayeti göstermektedir:

    "Kim tagutu inkar edip Allah’a iman ederse kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa tutunmuş olur. Allah işitendir, bilendir." (Bakara: 256)


    Vela ve bera -Allah-u Teâlâ için sevmek, Allah-u Teâlâ için buğzetmek- kaidesi; lâ ilâhe illallah’ın gerektirdiği şeylerin en önemlisidir.

    Kafirlere karşı düşmanlık göstermek ve onlara buğzetmek, tevhidin rüknu olan tagutu reddin pratik göstergesidir. Aynı şekilde İbrahim aleyhisselam’ın milleti ve bütün nebilerin dininin pratik tercümanıdır.

    Zaten, İslam ümmeti bu meseleyi ihmal ettiği için zelil olmuş, onlara kafirler tarafından hükmedilmiş, İslam dini zayıflamış ve bu sebeble tevhid yok olmaya yaklaşmıştır. İşte, bu asılın ihmal edilmesinden dolayı kopmak bilmeyen sağlam kulp kopmuştur.

    Nebilerin babası ve muvahhidlerin imamı İbrahim aleyhisselam, sadece lâ ilâhe illallah’ın söylenmesini yeterli görmemiş ve Allah-u Teâlâ'ya olan sevginin, ancak kafir ve müşriklere düşmanlık ve kin göstermekle tamamlanacağını, "vela" ve "bera"nın Allah-u Teâlâ için olması gerektiğini bizzat pratik hayatında yaşayarak göstermiştir.

    Allah-u Teâlâ onun hakkında şöyle buyuruyor:

    "İbrahim şöyle demişti: "Şimdi, gerek siz ve gerekse daha evvelki atalarınız, nelere ibadet ettiğinizi görüyor musunuz? Alemlerin rabbi hariç onların hepsi benim düşmanımdır." (Şuara: 75-77)

    İşte bu lâ ilâhe illallah’ın manasıdır.

    Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

    "İbrahim babasına ve milletine demişti ki: "Beni yaratan hariç sizin taptığınız şeylerden uzağım. Beni doğru yola iletecek muhakkak ki O’dur. Böylece (İbrahim) belki dönerler diye ardından gelenlere bu kelimeyi devamlı kalacak bir miras olarak bıraktı." (Zuhruf: 26-27)

    İbrahim aleyhisselam, Allah-u Teâlâ'ya dostluk göstermeyi ve Allah-u Teâlâ'dan başkasına ibadet etmekten kaçınıp ona düşmanlık göstermeyi, kendisinden sonra gelenlere bir miras olarak bırakmıştır. İşte onun bıraktığı kelime budur!

    Muvahhidlerin imamı İbrahim aleyhisselam’dan sonra kendisine tabi olanların ve ondan sonra gelen bütün nebilerin miras olarak bırakmaları gereken yine; "sadece Allah-u Teâlâ'ya dostluk göstermek ve Allah-u Teâlâ'dan başka ibadet edilenleri reddetmek" idi. Miras bırakılacak şey, ancak işte bu kelimedir.

    Allah-u Teâlâ, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i son rasul olarak gönderdiği zaman, babası İbrahim aleyhisselam’ın söylediği kelimeyi söylemesini ona emretti ve bu kelimeyi açıklayan tam bir sure indirdi. İşte bu, Kafirun suresidir.

    "De ki: Ey kafirler! Ben sizin taptığınıza tapmam. Siz de benim taptığıma tapmazsınız. Ben sizin taptıklarınıza asla tapacak değilim. Sizler de benim taptığıma tapacak değilsiniz. Sizin dininiz sizin, benim dinim benimdir." (Kafirun: 1-6)

    İşte bu sure, lâ ilâhe illallah şehadet kelimesini açıklamaktadır. Aynı zamanda İbrahim aleyhisselam’ın miras olarak bıraktığı kelimenin manasının da açıklamasıdır.


    İmam İbni Teymiye şöyle dedi:

    "lâ ilâhe illallah’ı söylemek"; manasını bilmeden ve gerekleriyle amel etmeden sadece dille söylemek değildir. Münafıklar bu kelimeyi söylemelerine, sadaka vermelerine ve namaz kılmalarına rağmen cehennemde kafirlerden daha aşağıda, cehennemin en dibinde olacaklardır.

    "lâ ilâhe illallah’ı söylemek"; "bu sözü söylemekle beraber kalbin bu kelimenin manasını bilmesi, inanması, sevmesi ve bu kelimeye bağlı olanları sevmesi, bu kelimeye muhalefet edenleri ise sevmemesi, onlara buğzetmesi ve düşmanlık göstermesidir." (Mecmuatut Tevhid s: 108)


    Şeyh Hamed b. Atik şöyle dedi:

    "Müslüman ve müminlere düşen en önemli görev; Allah-u Teâlâ'yı ve O’nun sevdiği gizli aşikar bütün söz ve amelleri, O’nun sevdiği kulları (melekler ve Adem oğullarının salih kullarını) sevmek, onlara dost olmak, Allah-u Teâlâ'nın buğzettiği gizli veya aleni bütün söz ve amellere ve bunları işleyenlere buğzetmektir.

    İşte bu temel, müminin kalbine tam olarak yerleşirse Allah-u Teâlâ'nın düşmanına karşı asla mutmain olmaz, onlarla oturmaz, haşir neşir olmaz ve onlara devamlı kötü gözle bakar.

    Fakat bu asıl, insanların çoğunun kalbinde zayıflar veya azalırsa Allah-u Teâlâ'nın düşmanlarına karşı gösterdikleri tavır, Allah-u Teâlâ'nın dostlarına gösterdikleri tavıra eşit olur, her iki topluluğa da güler yüz gösterirler. Böylece harp diyarı, İslam diyarı gibi olur. Böyle bir duruma düştükleri zaman artık Allah-u Teâlâ'nın gazabından çekinmez olurlar.

    Oysa Allah-u Teâlâ'nın gazabına gökler, yerler ve dağlar bile dayanamaz...

    Onların kalplerinde dünya metaının çok önemli bir yeri vardır. Bu sebeble dünya metaını elde etmeye çok önem verir ve bütün çabalarını buna göre harcarlar. Hatta, Allah-u Teâlâ'ya karşı gelmek söz konusu olsa bile, dünya metaını elde etmek için bütün güçleriyle çalışırlar." (Eddurerüs Seniye 7. bölüm. s: 196)


    Şeyh Hamed b. Atik bir başka yerde şöyle dedi:

    "Bütün rasullerin dininin aslı; "tevhidi yerine getirmek, onu ve ona bağlı olanları sevmek, onlara dost olmak, şirki reddetmek, şirk ehlini tekfir etmek, onlara buğzetmek ve onlara düşmanlık göstermektir."

    Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

    "İbrahim ve beraberinde olanlarda sizler için güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine şöyle demişlerdi: Biz, sizden ve sizin Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi reddettik. Bizimle sizin aranızda, bir olan Allah’a iman edinceye kadar ebedi bir düşmanlık ve kin başlamıştır." (Mumtahine: 4)

    Allah-u Teâlâ'nın bu ayette buyurduğu "Bede" (başladı) sözü; "apaçık bir şekilde belli oldu" demektir ve bu söz, Allah-u Teâlâ'yı birlemeyenlere (tevhid etmeyenlere) karşı kin ve düşmanlığın devam ettiğini ifade eder.

    Her kim bu şartları bilir, ameliyle uygular ve bulunduğu yerdeki insanlara bunu açıkça söyleyebilirse, bulunduğu yerden hicret etmesi üzerine farz olmaz. Fakat kim de bu söylenenleri yapamaz, buna rağmen o beldede namaza, oruca, haccetmeğe izin verilmesine bakarak hicret etmesinin üzerine farz olmadığını zannederse aslında o, İslam dininden haberi olmayan, rasullerin risaletinin mahiyetini bilmeyen, bu konuda gaflete düşmüş cahil bir kimsedir." (Eddurerüs Seniye 7. bölüm s: 199)


    Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

    "Küfrün önde gelenleriyle savaşın! Zira onların yeminleri yoktur." (Tevbe: 12)

    Ayetteki "küfrün önde gelenleri" tagutlardır.

    "Onlarla savaşın ki Allah, sizin elinizle onlara azab etsin, onları zelil etsin ve onlara karşı size yardımda bulunsun." (Tevbe: 14)
  7. Esra

    Esra Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    6 - Onlardan Uzak Durmak ve Onlarla Haşir Neşir Olmamak



    Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

    "Taguta kulluk etmekten kaçınarak Allah’a yönelenlere müjde vardır. O kulları müjdele!" (Zümer: 17)

    "Şüphesiz biz her ümmete, Allah’a ibadet edip taguttan kaçınmaları için rasuller gönderdik." (Nahl: 36)

    İbrahim aleyhisselam hakkında Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

    "Sizden ve Allah’tan başka yalvardıklarınızdan uzaklaşıyorum." (Meryem: 48)

    "(İbrahim) onlardan ve Allah’tan başka ibadet ettiklerinden uzaklaşınca, ona İshak ve Yakub’u bağışladık. Ve her ikisini de nebi yaptık." (Meryem: 49)

    İbrahim aleyhisselam, tagutlardan ve onlara tapanlardan uzak durduktan sonra Allah-u Teâlâ ona mükafat olarak, her birisi salih ve nebi olan İshak ve Yakub’u verdi.
  8. Esra

    Esra Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    7 - Onlara Karşı Yumuşak Değil Sert Davranmak


    Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

    "Sizde bir sertlik bulsunlar." (Tevbe: 123)

    "Allah’ın rasulü Muhammed ve beraberindekiler kafirlere karşı şiddetli, kendi aralarında ise yumuşaktırlar." (Fetih: 29)[/
  9. Esra

    Esra Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    8 - Onlarla Dost Olmamak, İşbirliği Yapmamak Onlara Meyletmemek


    Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

    "O küfredenler, beni bırakıp da kullarımı kendilerine dost edinebileceklerini mi sanmaktadırlar?" (Kehf: 102)

    İşte! Allah-u Teâlâ'nın kulları, Allah-u Teâlâ'dan başka hiç kimseyi dost edinmezler. Ancak imanlarını kaybettiklerinde Allah-u Teâlâ'dan başkalarını dost edinirler.

    Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

    "Ey iman edenler! Kafirleri dostlar edinmeyin!" (Nisa: 144)

    "Onları kim dost edinirse, muhakkak ki o da onlardandır." (Maide: 51)

    "Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir kavmin, Allah’a ve rasulüne karşı gelip düşmanlık edenlere sevgi beslediklerini göremezsin." (Mücadele: 22)

    "Benim de sizinde düşmanınız olan kimseleri dostlar edinmeyin! Onlara sevgiyle yaklaşıyorsunuz." (Mümtahine: 1)

    "Zulmedenlere (la terkenu) meyletmeyin! Yoksa size ateş dokunur. Sizin için Allah’tan başka dost yoktur. Sonra yardım da görmezsiniz." (Hud: 113)
    Ayette geçen "terkenu" hafif bir meyil, manasındadır.

    İbni Abbas radiyallahu anh ayetteki "la terkenu" lafzını "meyletmeyin" olarak açıklamıştır.

    İmam Sevri şöyle dedi:

    "Kim onlara bir mürekkeb veya bir kağıt verir veya bir kalem açarsa onlara meyletmiş ve bu ayetin hükmüne muhatab olmuş olur."

    İbni Mes’ud radiyallahu anh şöyle dedi:

    "Kafir ve münafıklara karşı cihad et!" (Tevbe: 73)

    Bu ayette Allah-u Teâlâ, elle cihad yapmayı, buna güç yetirilemezse dille cihad yapmayı, buna da güç yetirilemezse kable cihad yapmayı, ayrıca kafir ve münafıklara karşı kinli, kızgın ve sert mizaçlı olmayı emretmiştir." (Mecmuatit Tevhid, Evsuk Uri’l İman Risalesi)

    Tagutu reddetmek işte böyledir ve böyle olmalıdır!

    Tagutlara dost olan, sevgi gösteren, meyleden, onları savunan, insanlara onları müslüman göstermek için sapık teviller yapan ve bu tagutlara düşman olan tevhid ehline karşı onlara yardım eden bir kimsenin bütün bunlara rağmen tagutu reddettiğini zannetmesi gerçekten gülünç bir haldir. Çünkü böyle yapan bir kişi, tagutu gerçek manada asla reddetmiş sayılmaz ve bu sebeple mümin de olamaz.

    Maalesef zamanımızda çok hayret verici bir durum vardır. O da; insanların, kendilerini İslam alimi olarak tanıdıkları kimselerin, gerek korkmaları, gerek bir takım menfaatler elde etmek istemeleri ve gerekse bir takım menfaatlerin ellerinden gitmesi endişesiyle, zamanımızdaki tagutlara, özellikle de hüküm konusundaki tagutlara düşman olma, buğzetme, onlara karşı savaşma meselesini, uzak durulması gereken bir fitne olarak göstermeleridir.

    Hatta onlar bununla da yetinmeyerek, müslümanlar ve müslümanların imamları hakkında zikredilen nasların, bütün küfür ve nifak sıfatlarını üzerlerinde bulunduran bu hüküm tagutları hakkında zikredildiğini söyleyerek nasları tahrif ederler ve insanları kandırırlar.

    Onlara ve onları destekleyenlere diyorum ki:

    "Her nebi bir taguta mübtala olmuştur. O tagut, ona eziyet etmiş, nebi ve ona bağlı olanlar da ona karşı çıkmış, onu tekfir etmiş, şirk ve küfürlerini ona açıkça haykırmışlardır. İşte! Tagutlara karşı takınılması gereken bu tavır; gerçek imanlı ve sabırlı mücahid ile cihad yapmayan münafığı birbirinden ayırır. Allah-u Teâlâ'nın şu ayetlerde buyurduğu gibi:

    "İçinizden cihada çıkanları ve sabredenleri bilmek ve imanınızı denemek için sizi mutlaka deneyeceğiz." (Muhammed: 31)

    "İnsanlar: "İman ettik" deyip imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı sanıyorlar?" (Ankebut: 2)
    Ey nebilere bağlanılması ve onların örnek alınması gerektiğini söyleyenler!

    Bunu söylediğiniz halde, sizlerin de kendisiyle imtihan edileceğiniz, kendilerine karşı çıkarak tevhidi açıklayacağınız tagutlar neden olmasın?

    Kendisiyle imtihan edileceğiniz, onlara karşı cihad yapmanız gereken tagutlar konusunda nebilerden ve onlara bağlı olanlardan neden kendinizi ayrı tutuyorsunuz?

    Oysa zamanımızda, Allah-u Teâlâ'dan başka ibadet edilen tagutlarla yeryüzünün dolu olduğu açıkça görülmektedir.

    Siz tagutlara karşı çıkmanın, onları tekfir etmenin ve onları yok etmeye çalışmanın fitne olduğunu söylüyorsunuz. Maalesef, gerek farkında olarak gerek farkında olmayarak bu fitneye düşen bizzat sizlersiniz!

    Zira böyle söylemekle siz, fitnenin en geniş kapısından girmişsiniz de farkında değilsiniz.

    Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

    "Onlardan: "Bana izin ver, beni fitneye düşürme" diyenler vardır. Bilesin ki, onlar zaten fitnenin içindedirler." (Tevbe: 49)
  10. ruveyda

    ruveyda Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    allah razı olsun
  11. özedönüş

    özedönüş Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Ey tağutlar! Şunu iyice kafalarınıza yerleştirin: Bu saltanatınız fazla uzun sürmeyecek ve bu böyle devam etmeyecektir. İslam'ı gizlemek, yıkmak ve kendi otoritelerinizi sağlamlaştırmak için ne kadar çaba gösterirseniz gösterin, İslam'ı yaşayacak ve insanlara bu dini açıklayacak bir topluluk elbette kıyamete kadar var olacak ve bu kimseler, İslam'ı yeryüzünde hakim kılmak için ellerinden gelen herşeyi yapacaktır.

    Bundan sonra siz ey tağutlar! Mescidlere korkarak girin. Öyle bir zaman gelecek ki artık Allah'ın mescidlerine giremeyeceksiniz. Üstelik siz dünyada zillet içinde kalacak, ahirette ise büyük bir azaba uğrayacaksınız. Öyleyse bu yaptıklarınıza sevinmeyin ve kendinizin akıllı kimseler olduğunuzu zannetmeyin .
  12. Esra

    Esra Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Rabbim o günleri görmemizi nasp etsin inşAllah amin.
  13. tek_dileğim

    tek_dileğim Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Allah celle celaluhu razı olsun..
  14. aymine

    aymine Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    s.a hayırlı geceler..bır kaç gundur bı arkadasımdan duydugum kadaryla bu konuyu arastırıyorm çok şaşırdm suanda ...sureklı dusunuyorum aklım cok karıstı bu kadar eksıkmıydım dıye ,oysakı dogru yoldayız sanıyordm ...taguttan haberım bıle yoktu,ortak kosmayı ve şirki baska sekılde anlamısım bu acıdan dusunmemıstım..bu konuda daha cok bılgıye ıhtıyacım var nasıl temın ederım ? anlasılır dılde olması şart benım ıcın ..arastrma yapma sansmda aksamdan aksama netten olabılıyor bana onerılerınızı beklıyorm allah rızası ıcın
  15. bihemhal

    bihemhal Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    @Hicret öncelikle paylaşımın için teşekkür ederim. Yazdıklarını dikkatlice okudum şöyle bir cümle kullandın.
    Yaşadığımız bu toplumda Tağutun şekli, resmi ve varlığını belli etmek adına bende biraz klavyemi oynatmak istiyorum.

    Ellah'in insanları yönetmek için koyduğu kanunların tam zıddı kanunlar koyan, bu kanunlarla insanları yöneten her fert, her devlet, her düzen birer TAĞUTTUR.

    Tağutun şeklini resmini tam olarak ortaya koymak için biraz daha derine inmek istiyorum.

    1- Ellah'ın haram kıldığı faizi serbest bırakıp alınıp verilmesinde sakınca görmeyen hatta bunun için tüzük hazırlayıp kanun koyan her düzen TAĞUTTUR.

    2- Ellah'ın haram kıldığı içkiyi serbest bırakan, içilmesinde, üretilmesinde, satışının yapılmasında hatta özgürce yapılması için ruhsat veren her fert ve düzen TAĞUTTUR.

    3- Ellah'ın Haram kıldığı zinayı serbest bırakan hatta özgürce yapılması için ker..neler açan açılması için ruhsat veren her fert ve düzen TAĞUTTUR.

    4- Ellah'ın insanların yeryüzünde haksızlığa uğramadan yaşamaları için koyduğu kısas, miras ve boşanma gibi hükümlerin tam zıddı istikamette beşeri kanunlar koyan ve bu kanunları uygulayan ve böylesi beşeri kanunlardan hak arayan her kurum fert ve düzen TAĞUTTUR.

    "Yoksa onlar cahiliyye hükmünü mü arzu ediyorlar? İyice bilen bir toplum için ALLAH’tan daha güzel hükmeden kim olabilir?" (Maide 51)

    Sizlerde tağutun resmini ve şeklini ortaya koymak adına yukarıda belirttiğim maddeleri çoğaltabilirsiniz.

    Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunan tüm canlıların sahibi Allah olduğu için, bunların üzerinde hükmetme yetkisi de tağutun değil elbette ki Ellah'a aittir.

    Tağut şöyle der: Bu topraklarda, bu ülkede benim(veya bizim) dediğim olur. Kanunu ben koyarım. Hüküm bana aittir. Sizi mutlu edecek yolu ancak ben gösteririm. Benim gösterdiğim yoldan başka doğru yol yoktur. Korkulacak ve çekinilecek birisi varsa o da benim. İtaat edilecek birisi varsa o da benim. Halbu ki: Ellah hükmünde kimseyi kendisine ortak yapmaz.(KEHF/ 26)

    O halde bütün tağuti güçlere, destekçilerine, alimine, abidine, şeyhine, müridine, mücahidine, amirine, memuruna davetimiz şudur: Gelin dünyanın her yerinde yayılmış olan zülme ve kargaşaya son verelim. Insanın insana tahakkümünü kökünden kazıyalım. Beşeriyetin gerçek yerini tekrar alacağı, insanlarin şerefle, özgürce,adalet ve kardeşlik içinde yasayabilecegi Kuran-i Kerimin gösterdiği çizgi üzerinde, YENI BIR DÜNYA KURALIM. MEVDUDİ

    Şayet yüz çevirirseniz Hz. İbrahimin babasına ve kavmine dediği gibi: Bizi yaratan hariç sizin taptığınız şeylerden uzağız. Bizi doğru yola iletecek şüphesiz O’dur." (Zuhruf: 26-27)

    Sizden uzaklaşmak, sevgi beslememek ve size buğzetmek adına Hz. İbrahim'in dediği gibi:"Sizden ve Allah’tan başka yalvardıklarınızdan uzaklaşıyorum." (Meryem: 48)

    Son olarak: "İbrahim’in milletinden kendini bilmeyenden başka kim yüz çevirir?" (Bakara: 130)



    Tağutun resmini ortaya çıkaran kardeşlerimizde var arzu edenler aşağıdaki linke bakabilirler
    SELAM, TAĞUTU REDDEDİP HÜKMÜNDE ORTAK TANIMAYAN ELLAH'A KULLUK EDEN MUVAHHİD MÜSLÜMANLARIN ÜZERİNE OLSUN.....

    MUVAFFAKİYET ELLAH'TANDIR
  16. bihemhal

    bihemhal Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Buraya bakabilirsiniz

    Izinsiz eklenen Linkler kaldirilir..
  17. enes malik

    enes malik Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Bihemhal ve Hicret yada her kim varsa şu soruların cevabını bilen bir zahmet yanıtlasın :
    1)Allahın kitabında bahsettigi ve müslümanların onların kadınları ile evlenip onların yiyeceklerini yiyebilecegi Ehli kitap şu asrımızda kimlerdir ?
    2)Afgan -Rus savaşında çarpışan ve türbelere gidip ,nazar boncugu takan (cihad dersleri-Abdullah Azzam)ve aynı şekilde bugünde taliban saflarında çarpışıpta türbelere giden mücahidlerin hükmü nedir ?
    3)ilk olarak belirtmem gerekirki sistemin tagutlugu konusunda şüphe yoktur.Zaten sistem kendinin laik oldugunu itiraf ediyor.Ama sorun müslümanın sistemle olan ilişkisindedir.soru şu:memurluk yapan ,askere giden,vergi veren ,arabası çalındıgında mahkemeye giden ,okuluna gidenin hükmü nedir ?
    cevaplarınızı hakaret etmeden ,demogoji yapmadan,link verip oraya buraya savuşturmadan verirseniz sevinirim ?
  18. burukanlar65

    burukanlar65 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Bihemhal ve Hicret yada her kim varsa şu soruların cevabını bilen bir zahmet yanıtlasın :
    1)Allahın kitabında bahsettigi ve müslümanların onların kadınları ile evlenip onların yiyeceklerini yiyebilecegi Ehli kitap şu asrımızda kimlerdir ?
    2)Afgan -Rus savaşında çarpışan ve türbelere gidip ,nazar boncugu takan (cihad dersleri-Abdullah Azzam)ve aynı şekilde bugünde taliban saflarında çarpışıpta türbelere giden mücahidlerin hükmü nedir ?
    3)ilk olarak belirtmem gerekirki sistemin tagutlugu konusunda şüphe yoktur.Zaten sistem kendinin laik oldugunu itiraf ediyor.Ama sorun müslümanın sistemle olan ilişkisindedir.soru şu:memurluk yapan ,askere giden,vergi veren ,arabası çalındıgında mahkemeye giden ,okuluna gidenin hükmü nedir ?
    cevaplarınızı hakaret etmeden ,demogoji yapmadan,link verip oraya buraya savuşturmadan verirseniz sevinirim ?



    Bu soruların cevaplanması için bu forum yapısı itibariyle buna müsait değildir....Hangi çağda olura olsun ne zamanki tevhidi savunan bir davetçi ortaya çıkmışsa o toplum tarafından dışlanmış ve kendisine çeşitli şekillerde kulplar takılımıştır....Son nübüvet sahibi rasulullah (sav) dahi mecnun, kahin,büyülenmiş gibi ithamlara maruz kalmıştır...


    Günümüzde ise Müslüman davetçi Allah’ın ölçülerini ortaya koyarken gerici harici tekfrici irticacu gibi hak etmediği ithamlarla karşı karşıya kamıştır.....
    Cenabbi Allah Kuran da açık bir şekilde imanın şartını TAĞUT’un reddine bağlamışken tıpkı islam dinindeki diğer kavramlar gibi birileri tarafından olabildiğince sulandırılmaktadır...


    Atalar dinine iman etmiş nice toplumlar ve nice devletler güdümlerindeki bir takım belam kılıklı insanların islam bilgilerinden yararlanarak İslam dan bi haber insanlara şunu telkin ederler...Açıkça Allahın helalını haram haramını helal kılan bir takım kanunlar dinen bir mahsuru yoktur bunlar tamamen siyesetle alakalı konulardır...Hiç kimse bundan dolayı dinden çıkmadığı gibi bu eylemlerin dinende bir sakıncası yoktur...Din ayrıdır siayset ayrıdır gibi bir takım fetvalar vererek insanların insanlara olan kulluğunun devamını sağlamaktadırlar.....


    Bir kalpte şirkin ve imanın aynı anda barınması eşyanın tabiatına aykırıdır....Kişi ya şirk ehlidir yada müslümandır...Müslüman şirke düştüğünü anladığı anda rabbisine tevbesini derhal gerçekleştirir ve şirki terk eder...Küfür ve şirk düşünce ve amellerinde hiçbir şekilde devamlılık söz konusu değildir....


    Fakat hayatını İslam değil şirk ve küfür üzere bina eden nice toplumlar vardırki sanları alim! Olan kişiler tarafından avutulmakla kalmıyor,bu hastalığın teşhisi noktasında yanlış tanım koymaktadırlar......Günümüzdeki rejimlerin yapısına baktığımızda bu sistemlerin Allah’ın dini karşısında Tağutlaşmış birer canavar gibi durmaktadırlar.....Bu rejimler ve destekçileri (yönetenler ve yönetilenler) Allah’ın dini karşısında hadlerini aşmış birer kurumsal Tağut olmuşlardır....


    Bu rejimler her ne kadar İslam oladuklarını savunmuş olsalarda vergi adı altında zinayı helal kılmış ve daha birçok İslam dinine göre haram olan şeyleri kendilerine mübah saymışlardır....

    Müslümanım iddiasında bulunan herkesin şunu çok iyi bilmesi gerekmektedir....Günümüzedeki çağdaş Tağutlar red edilmedikçe asla iman söz konusu değildir...
    Selametle kalın....



  19. eL_Muhacir

    eL_Muhacir İlimsiz mücahid katil,cihadsız alim belam olur. Yetkili Kişi Forum Yöneticisi


    Yahudi ve hristiyan kadınlarla bir şartla evlenmek caiz olur. Bunların kendi kitaplarına iman etmeleri. Yani hristiyanın İncile ve kiliseye iman etmesi, yahudi kadının da Tevrata ve yahudiliğe iman etmesi şartıyla. Hıristiyanların "Mesih Allah'ın oğludur", yahudilerin de "Üzeyir Allah'ın oğludur" demelerine ve müşrik olmalarına rağmen caizdir. Çünkü yüce Allah'ın "müşrik kadınları iman edinceye kadar nikâhlamayınız" emri genel bir ifadedir. (Bakara, 221) Bu ayeti Allah Teala'nın şu ayeti kısıtlamıştır: "Bugün size, temiz ve güzel olan şeyler helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yemekleri size helaldir. Sizin yemekleriniz de onlara helaldir. Hür ve iffetli mümin kadınlar ile sizden önce kendilerine kitap verilenlerden hür ve iffetli kadınlar, namuslu olmanız, zina yapmamanız, dost edinmemeniz ve kendilerine mehirlerini vermeniz şartıyla size helaldir. Kim dini inkâr ederse, şüphesiz onun, daha önceki amelleri boşa gider. Ahiret gününde o, hüsrana uğrayanlardandır." (Maide, 5)

    Yahudi ve hristiyan kadınlarla kendi kitaplarına iman etmeleri ve iffetli olmaları şartıyla evlenilebilir. Evet, bunların namuslu olmaları şarttır. Ancak günümüzde batılı kadınlarda iffetli birini bulmak çok zordur.
    İsveç'te ve diğer yerlerde yaşayan Müslümanlara sorunuz. Oralarda iffetli kadın bulmak mümkün mü? Bu nedenle Huzeyfe (ra) ehli kitaptan bir kadınla evlendiğinde Ömer (ra) ona şu mektubu göndermişti:

    "Bana senin ehli kitaptan bir kadınla evlendiğin haberi geldi. Bu mektubum sana ulaştığında o kadını boşa." Huzeyfe (ra)'de Hz. Ömer'e şöyle haber gönderir:

    "Bu evliliğin helal olup olmadığını bana haber verinceye dek bu kadını boşamayacağım" Hz. Ömer'de ona şu cevabı gönderir:

    "Bu evlilik helaldir, fakat acem (müslüman olmayan yabancı) kadınlarda hainlik vardır ve ben onlardan fahişelerle evleneceğinizden korkuyorum."


    İşte ben de bugün yahudi ve hristiyan hanımları ile evlenilmemesi, ancak müslüman kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyenlerin ehli kitap kadınları ile cariyelerle evlenildiği gibi evlenilmesi kanaatindeyim. Yüce Allah ayet-i kerimede: "İçinizden her kim, hür müslüman kadınlarla evlenmeye maddi gücü yetmezse mülkiyetiniz altında bulunan mümin cariyelerden evlensin" (Nisa, 25) buyurmaktadır.





    Muska taşımaya gelince; şayet bir insan Kur'an ve Sünnete dayanarak muska yapacak olursa şimdi sizden hanginiz veya hangi âlim bunun mekruh veya haram olduğunu söyleyebilir? Peki, hasen bir hadiste zikredildiği gibi Rasulullah'ın sahabelerinden Abdullah bin Amr bin As böyle bir muska yazmamış mıdır? Abdullah diyor ki: "Ben bu muska yapmayı çocuklarımdan aklı idrak edenlere öğretiyordum, aklı ermeyenler için de bir levhaya yazıp boynuna takıyordum." (Konuyla ilgili olarak bkz. Kitap Tıp, bab: 19) Bu bir sahabedir. Bu böyle yaptıktan sonra artık kim Kitap ve Sünnet'ten yapılan muskanın haram olduğunu söylemeye cesaret gösterebilir? İbn Hacer el-Askalani'nin de Fethu'l-Bari isimli kitabında naklettiği gibi tüm fıkıh âlimleri şu üç şartın bulunması halinde muskanın caiz olduğu hususunda ittifak etmişlerdir;

    Muskanın anlaşılır bir dilden olması,

    Peygamber efendimizden nakledilen bir şekilde olması,

    Muskayı taşıyan kimsenin, fayda verenin, muska olduğuna inanmaması.

    Şimdi boynuna muska takan bir Afganlının bu inancı nereden gelmektedir? Onun bu inancı esrar içmesinden mi kaynaklanmıştır? Hayır, o bu düşüncesini bir âlimden almıştır. Ona göre Afganistan'daki her hoca dini bilen âlimdir. Bütün bunlardan sonra İbn Teymiye'nin şu sözünü çok iyi dinleyin: "Ehli Sünnet ve'l-Cemaatın esas aldığı temel kaidelerden biri de şudur: Her takva sahibi veya günahkârla birlikte cihad etmek gereklidir. Çünkü yüce Mevla bu dine günahkâr insanlarla da ve ahlakı düşük topluluklarla da yardım eder."



    Bu konu hakkında tek bir hüküm vermek bizi işin içinden çıkılmaz bir duruma sokar !sitemiz de islami kavramlar bölümünde bu konu hakkında delilleri ile açıklanmıştır.
  20. memob42

    memob42 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    bu konu ile ilgili kuran dersi.com da çok doyurucu bilgiler var.allah ilminizi artırsın.ayetlere çok güzel açıklamalar var.bazı ayetlerin nasıl çarpıtıldığı açıklanıyor.selam ve dua ile.
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş