Tasvircil erin Kabirdeki Aşırılıkları


Ebu-l Heyyac diyor ki:

"Ali (r.a.) bana şöyle dedi:

"Rasululla h'ın (s.a.v.) beni gönderdiği bir vazife ile ben de seni göndereyim mi?

Rastladığın hiçbir sureti imha etmeden bırakma, yükseltilmiş hiçbir kabri düzlemeden geçme." (Müslim Cenaiz: 93, Ebu Davud Cenaiz: 68,Tirmizi Cenaiz: 56, Nesai Cenaiz: 99, Ahmed: 1/87, 96, 129, 138, 145)

Kurretu'l-uyun'da şöyle denilir:

"İşte bu, Rasululla h'ın (s.a.v.) bu tür şeylere karşı çıktığını ve onları kaldırdığını gösterir.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Yanınızda olan (Tevrat)ı, doğrulayıcı olarak indirdiğime (Kur'an'a) iman edin, onu inkar edenlerin ilki siz olmayın ve ayetlerim izi az bir değer karşılığında değişmeyin. Ve ayrıca benden korkun." (Bakara: 2/41)

İnsanlar çokça tasvirler yaparak bunları kullandılar, kabirler üzerine binalar yaptılar, buraları süslediler, puthanele re dönüştürdüler ve bütün bunları din namına savunur olular. İşte bu şekilde ölülere tazim ve onlar hakkında ileri gitmek en büyük münkerlerden ve en büyük günahlardandır. İbadet çeşitlerini Allah'tan başkasına yapmaktır. Oysa ki böyle bir şey sadece Allah'ın hakkıdır."

Yukarıdaki hadisten de anlaşıldığı gibi, Allah Rasulü (s.a.v.) Ali'yi (r.a.) bu işi ortadan kaldırarak için göndermiştir. Suretlere gelince, bunların Allah'ın yarattıklarına benzetilm eleri söz konusudur . Kabirleri n düzeltilip, tesviye edilmesi de bunun bağlılarını fitneye, tazime götürmesi, erbabı için bir fitne oluşturması sebebiyle dir. Bu da, şirke ve onun yollarına götüren araçlardan biridir. Dolayısıyla dikkatler i bunlardan uzaklaştırmak, halkı bu gibi şeylerden beri kılmak gerekir. Böylece insanların dinlerini n, maslahat, maksat ve vecibeler i dışına yönlendirilmeleri engellenm iş olur. Bu gibi şeylerde umursamaz lık arttıkça, sakıncalar da o oranda artmıştır. Kabirlere bağlanıp kalanlara ilişkin fitne büyümüş, böylece buralara tazim gösterenler için buraları birer istasyon konumuna gelmiştir. En büyük ibadet ve tazim olan dua, istiğfar, yardım ve imdat bekleme gibi hususlar bu kabirlerd e yatanlard an beklenir olmuş, yakarışlar, kurbanlar, adaklar ve daha nice sakıncalı ve şirke götüren şeyler hep bunlara yapılmaya başlanmıştır.

Allame İbnul Kayyım, "İğasetullehfan" adlı eserin birinci cüzünde şöyle diyor:

"Rasululla h'ın (s.a.v) kabirlerl e ilgili sünnetini, buna ilişkin emir ve nehiyleri ni ve sahabenin izlediği yolu ve bir de günümüz insanının çoğunun yapageldi klerini bilenler, her iki durumun birbirler iyle ne kadar çelişkili olduğunu açık ve net bir şekilde görecekler, bu ikisinin hiçbir zaman birleştirilemeyeceğini kesinlikl e kavrayaca klardır.

Rasululla h (s.a.v.) kabirlere yönelerek namaz kılmayı nehyetmiştir. Oysa bunlar, türbelerde namaza duruyorla r ve bunlara karşı namaz kılıyorlar. Rasululla h (s.a.v.) buraları mescid haline getirmekt en menetmişken, bunlar buralarda mescidler yapıyorlar. Bir de buraları görülüp ziyaret edilecek yerler diye adlandırıyorlar. Buraları adeta Allah'ın evlerine benzetiyo rlar. Yine bu gibi yerlerde, Rasululla h'ın (s.a.v.) yasaklama sına rağmen, yakılması için kandil ve mumlar vakfediyo rlar. Aynı şekilde bayram yeri haline getirilme leri menedilmişken, buraları bayram yerine dönüştürüyor, ziyaret edilecek ibadet yerleri kabul ediyorlar . Tıpkı bayram yerlerind e topladıkları gibi, hatta daha fazla önem vererek buralarda toplanıyorlar. Oysa Müslim'in Sahih'inde Ebul Heyyac Esedi'den rivayet edilen hadiste geçtiği üzere buraların yer seviyesin de düzeltilmeleri emredilmiştir. Nitekim konu başlığındaki hadis bunu bildirmek tedir. Yine aynı şekilde Müslim'in Sahih'inde yer alan Tamame b. Şufay hadisi de böyledir, diyor ki:

"Biz Fudale b. Ubeyd ile birlikte Bizans diyarında Derdis'te bulunuyor duk. Bu arada bir arkadaşımız öldü. Fudale onun kabrini yer seviyesin de düzeltti ve dedi ki:

"Rasululla h'ın (s.a.v.), kabrin tesviye edilmesin i emrettiğini duydum." (Müslim, Cenaiz: 31)

Kabir ve türbelere Önem verenler, söz konusu iki hadise aykırı davranara k, bu yerleri adeta bina yapar gibi yerden yükseltiyor, üzerlerine bir çok kubbeler yapıyor, kabri beton ve kireçle inşa ediyorlar . Müslim, Sahih'inde Cabir'den (r.a.) rivayet ederek demiştir ki:

"Rasululla h (s.a.v.) kabirleri n kireçle yapılmasını, üzerlerine kubbe ve bina inşa edilmesin i nehyetti." (Müslim, Cenaiz: 32)

Nitekim Ebu Davud'un da Sünen'inde rivayet ettiğine göre Cabir (r.a.) şöyle demiştir:

"Rasululla h (s.a.v.) kabirleri n kireçlenmesini ve üzerlerine yazı yazılmasını menetmiştir." (Tirmizi, Cenaiz: 57, Ebu Davud, Cenaiz: 76)

Oysa kabir ve türbelere önem verenler, buralara kitabeler koyuyorla r, üzerlerine Kur'an'dan ayetler ve daha başça şeyler yazıyorlar.

Yine Ebu Davud'un, Cabir'den rivayet ettiği bir hadiste Rasululla h (s.a.v.), kabirlere, kendi toprakları dışında bir ila-re yapılmamasını emretmiştir:

"(Rasululla h) Kabrin kireçlenmesini, üzerine yazı yazılmasını veya üzerine bir ilave yapılmasını menetmiştir." (Daha önce geçti)

İşin acı tarafı, birçok kimse buralara kireç, kiremit vb. şeylerle, taşlarla ilaveler yapıyorlar.

Ömer b. Abdulaziz, kabirleri n kiremitle yapılmasını menederek, kendi kabrinde de böyle bir şeyin yapılmamasını tavsiye ederdi. Esved b. Yezid'e; 'Kabirimi kiremitle örmeyin' diye vasiyet etmişti.

Ebu Hureyre (r.a.) de, öleceğine yakın, kabrinin üzerine ürbe yapılmamasını, çadır konmamasını vasiyet etmiştir, İmam Ahmed b. Hanbel kabrin üzerine türbe konmasını ygun görmemiştir." (İğasetullehfan: 1/103)

İbrahim Nahai:

"Sahabeler kabirleri nin kiremitle örülmesini uygun görmezlerdi" demiştir. Burada amaç şudur:

Kabirlere tazimde bulunanla r, buraları bayram yerine dönüştürenler, buralarda kandil ve mumlar yakanlar, üzerlerine bina ve kubbe inşa edenler, Allah Rasulü'nün emri ile çelişmiş ve onun getirdiğine karşı savaş açmış olurlar. Bunlar içinde en fenası da, buraların mescit edinilmes i ve buralarda kandiller yakılmasıdır. Bunlar büyük günahlardandır. Nitekim Ahmed b. Hanbel'in arkadaşları olan fakihler ve başkaları bunun haramlığını açıkça ilan etmişlerdir.

Ebu Muhammedi Makdisi diyor ki:

"Eğer buralarda kandil yakmak mubah olsaydı, bu fiili işleyenlere lanet okunmazdı. Halbuki buralarda mal boşuna zayi ediliyor, faydasız yerlere sarf ediliyor. Bugün, kabirlere tazimdeki aşırılık adeta putlara olan tazime benzer duruma gelmiş bulunuyor . Şu halde, buna göre kabirler üzerinde mescit edinmek caiz değildir. Çünkü Rasululla h (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Allah, yahudi ve hristiyan lara lanet etsin. Çünkü onlar peygamber lerinin kabirleri ni mescit haline getirdile r." (Daha önce geçti)

Böylece onların yapageldiği şeylerden onları (ümmetini) sakındırdı."

Buralarda namaz kılmak, buraları namaz için tahsis etmek, adeta secde edilen putlara gösterilen tazime benzer. Bütün bunlar, putlara yaklaşmak için yapılanlara aynen benzemekt edir. Biz daha önce, putlara tapmanın ilk olarak ölülere gösterilen aşırı saygıdan kaynaklan dığını belirtmiştik. Bu kimseler de önceleri ölenlerin resimleri ni tasvir etmek suretiyle onlara tazimde bulunmuşlar, buralara gidip ziyaretle r yaparak mescitler ine el sürmüşler ve buralarda namaz kılmaya başlamışlardır. İşte putperest liğin kaynağı budur."

Hatta iş öyle bir noktaya geldi ki, bu sapık müşrikler, bu tür kabirlere haccetmey e bile gider oldular ve bunun için de bir takım kurallar ve ibadetler ihdas ettiler. Kimi aşırılar ve sapıklar bunlarla ilgili kitaplar yazdılar ve bu kitaplarına:

"Türbeleri ziyaret adabı, haccetme adabı" gibi adlar verdiler. Dolayısıyla bu gibi yerlere olan ziyareti, adeta hacc ziyareti denilen Beytullah'ı ziyarete benzettil er. Hiç kuşkusuz, bu, İslam dininden ayrılık ve böylece putperest liğe geçiş demektir. Şimdi, Allah Rasulü'nün şeriat olarak ortaya koyduğu gerçekle açıkça çelişmekte olan bu zıtlığa bir bakın. Yasaklanmış olmalarına rağmen buralara gidiyorla r ve adeta farz imiş gibi buraları ziyaret ederek, buralarda çeşitli ibadetler yapıyorlar. Kuşkusuz bunda sayılamayacak kadar mefsedet bulunmakt adır. İşte bunlardan bazıları şunlardır:

a - Bu gibi yerlere tazim gösterilerek dinde fitneye düşülmüştür.

b - Buralar bayram yerine dönüştürülmüştür.

c - Sırf buraları ziyaret için yolculuk yapılır olmuştur.

d - Bu gibi yerlerde işlenen fiiller, ibadetler, buralara komşu olmak, üzerine perdeler asmak, hizmetçiler tutmak gibi hususlar adeta putperest lerin fiillerin e benzer duruma gelmiştir. Çünkü buralarda ibadet edenler, burada komşu olarak bulunmayı, Mescid-i Haram'da komşu olarak bulunmaya tercih ediyor, üstün görüyor, buraya hizmeti, diğer cami ve mescitler e hizmetten üstün tutuyorla r. Yani bunlara göre, buraya bakmakta olan kimsenin burada bir gece kandil yakmaması ya da asmaması en büyük talihsizl iktir.

e - Yine buralara ve buralarda hizmet verenlere adaklar adanmakta dır.

f - Buralarda, müşriklere özgü inançlar sergilenm ektedir. Örneğin bu gibi yerlerin belaları ortadan kaldırdığı, düşmanlara karşı üstün gelmede yardımcı olduğu, yağmur yağdırdıkları, sıkıntıları önledikleri, ihtiyaçları gördükleri, mazluma yardımcı oldukları, korkan kimseye yardımda bulundukl arı türünden inançlar hep bunlardan kaynaklan maktadır.

g - Buralarda Allah ve Rasulü'nün lanetine sebebiyet veren şeyler yapılmaktadır. Örneğin buraları mescitler e dönüştürmek ve buralarda kandiller yakmak gibi.

h - Bu gibi yerlerde işlenenler büyük şirkin kaynağını oluşturmaktadır.

i - Kabirleri n yanında yapageldi kleri fiiller nedeniyle, müşriklerin kabirleri ne karşı yaptıkları gibi bunlar da kabir sahipleri ne ezada bulunmakt alar. Zira kabir sahipleri bu gibi şeylerden son derece tiksinmek te ve rahatsız olmaktala r. Tıpkı İsa'nın (a.s.) hristiyan lann kendisini n kabri başında yaptıklarından rahatsız olması ve diğer nebilerin, velilerin ve meşayihin de kendi kabirleri başında buna benzer olarak yapılanlardan rahatsızlık duymaları gibi. Bunların tümü Kıyamet Gününde bunlardan beri olduklarını söyleyeceklerdir.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Onları ve Allah'tan başka taptıklarını hasredip toplayacağı gün, der ki: "Şu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendileri mi yoldan saptılar?" Derler ki: "Seni tenzih ederiz. Senin dışında veliler edinmemiz bize yakışmaz, ancak sen onları ve atalarını meta verip yararlandırdın, öyleki (senin) zikri (ni) unuttular ve böylece yıkıma uğrayan bir kavim oldular." (Furkan: 25/17-18)

Allah (c.c.) müşriklere:

"Söyleyegeldiklerinizden dolayı sizi kesinlikl e yalanladı" buyuruyor ve diyor ki:

"Allah: "Ey Meryemoğlu İsa! Sen mi insanlara, 'Allah'ı bırakıp, beni ve annemi iki ilah edinin' diye söyledin?" dediğinde (İsa dedi ki): "Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer bunu söylediysem mutlaka sen onu bilmişsindir. Sen bende olanı bilirsin, ama ben Sen'de olanı bilmem. Gerçekten, görünmeyenleri (gaybleri) bilen Sen'sin Sen." (Maide: 5/116)

"O gün, onların hepsini bir arada toplayaca k (haşredecek) sonra meleklere diyecek ki: "Size tapanlar bunlar mıydı?" Melekler derler ki: "Sen yücesin, bizim velimiz sensin, onlar değil. Hayır, onlar cinlere tapıyordu ve çoğu onlara iman etmişlerdi." (Sebe: 34/40-41)

j - Bunlardan birisi de. Sünnetleri ortadan kaldırmak ve bidatleri diriltmek tir.

k - Bu gibi yerlerin, Allah katında gerçekten değerli olan yerlerden üstün tutulmasıdır. Çünkü buralara ziyaret, tazim ve ihtiram kastıyla geliniyor, huşu ve kalp rikkatiyl e giriliyor . Camilere verilmediği şekilde buralarda ki ölülere önem veriliyor, yanlarında itikaf ve ibadet ediliyor. Öyleki buralara başka yerlerde görülmeyecek derecede bir akın ve yaklaşış gösteriliyor. Buralarda yahudi ve hristiyan ların mescitler de kandil yakmaları gibi kandiller yakılması ve buraların mescit edinilmes i, Allah'a ve Rasulüne karşı savaş açılması, şeriatle çatışılması ve büyük günahların işlenmesi de bu türdendir.

l - Türbelerin imar edilip cami ve mescitler in harabe halinde bırakılması da böyledir. Oysa Allah Rasulü'nün bize getirdiği din bunun aksini emretmekt edir. Bu itibarla Rafıziler türbeleri imar edip de mescitler i harabe olarak bırakmaları açısından ilimden en uzak olan halk kesimidir ler. Oysa Rasululla h'ın (s.a.v.) kabir ziyareti sırasında ön gördüğü şey, bunun ahireti hatırlatır olmasıdır, birde ziyaret edilen için bir ihsanda bulunulma sı, ona acınması ve onun için mağfiret dilenmesi, afiyet istenmesi dir. Böylece ziyaretçi hem kendisine hem de ziyaretin de bulunduğu kabir sahibine iyilikte bulunmuş olur. Oysa bu müşrikler, işin bu yönünü tümüyle ters yüz ettiler, dini tersine çevirdiler. Buraya ziyareti, ölüye şirk koşmaya dönüştürdüler, onun için dua edecekler ine, ondan dua bekler oldular, bereket ister oldular, düşmanlarına karşı kendisine yardımcı olmasını ölüden dilediler . Böylece hem kendileri ne hem de ölüye kötülük ettiler. Oysa Rasululla h (s.a.v.) işte bu gibi durumları önlemek için kabir ziyaretin i menetmişti. Tevhid, gönüllerde yerleşince, şeriat, kabir ziyaretin e izin verdi; fakat ziyaret esnasında kabirlerd e yapılan kötü işleri yine tümüyle nehyetti. Bunlar içinde en büyük saçmalık, bu kabirleri n yanında söz ve fiille koşulan şirklerdir.

Müslim'in Sahih'inde Ebu Hureyre'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasululla h (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır:

"Kabirleri ziyaret edin; çünkü kabirler ölümü hatırlatırlar." (Müslim, Cenaiz: 106, Ebu Davud, Cenaiz: 81,Tirmizi, Cenaiz: 60, Nesai, Cenaiz: 100)

Müellif (r.a.), İbn Kayyım'ın ifadesind en, Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde yer alan Ali (r.a.) hadisini almamıştır. Bu hadis şöyledir:

"Doğrusu ben, sizi kabirleri ziyarette n nehyetmiştim. Kabirleri ziyaret edin; çünkü kabirler ahir eti hatırlatırlar." (Temhid, 3/228, İbn Ebu Şeybe, 3/343)

İbn Abbas'tan (r.a.) rivayete göre, demiştir ki:

"Rasululla h (s.a.v.) Medine kabristanına uğradı, yüzünü onlara çevirdi ve şöyle dedi:

"Es-Selamü aleyküm ya ehle'l-kubur. Allah sizi ve bizi mağfiret etsin. Siz bizim selefimiz siniz, biz de peşinizden geleceğiz." (Tirmizi, Cenaiz: 59. Tirmizi bu hadis için "Hasen" demiştir)

Yazar (r.a.), İbn Mes'ud hadisini zikretmem iştir. Bu hadis şöyledir:

"Sizi kabirleri ziyarette n menetmiştim. Kabirleri ziyaret edin. Çünkü kabirler dünyaya bağlanmaktan uzaklaştırır ve ahireti hatırlatırlar..." (İbn Mace, Cenaiz: 47)

Ebu Said hadisi de şöyledir:

"Sizi kabirleri ziyarette n menetmiştim. Onları ziyaret edin. Çünkü onlarda ibret alınacak şeyler vardır." (Temhid, 3/228, İbn Ebu Şeybe, 3/343)

İşte Rasululla h'ın (s.a.v.), ümmeti için doğru kabul ettiği ziyaret budur. Bu manada bir ziyareti onlara öğretmiştir. Şimdi sen burada müşriklerin ve bidat ehlinin dayanabil eceği bir şey bulabiliy or musun?

Ya da Rasululla h'ın getirdiği gerçeğe her yönüyle aykırı olan bu durumu farkedebi liyor musun?

Gerçekten Malik b. Enes'in (r.a.) söyleyegeldiği şu ifade ne kadar da güzeldir. Diyor ki:

"Bu ümmetin öncekilerini ıslah eden şey ne ise, onlardan sonrakile ri de ıslah edecek olan şey odur."

Fakat ümmetler peygamber lerinin ahitlerin den uzaklaştıkları oranda, imanlarında eksilme olmuş, bunun yerine birçok bidat ve şirkler ortaya çıkarmışlardır.

Salih Selef ise sırf Tevhidi ölçü almış ve bunu hep korumuşlardır. Hatta bunlardan herhangi biri Rasululla h'a (s.a.v.) salat ve selam getirdikt en sonra dua etmek istediğinde hemen kıbleye doğru yönelir, sırtını Ravzai Mutahhara'nın (Rasululla h'ın kabrinin) duvarına verir de ancak ondan sonra dua ederdi.

İbnul Kayyım der ki:

"Seleme b. Verdan demiştir ki: "Enes b. Malik'i (r.a.), Rasululla h'a (s.a.v.) salat ve selam gönderirken gördüm, sırtını kabrin duvarına verdi, sonra da dua etti."

Nitekim dört mezhep imamı bu gerçeği nasslarla açıklamışlardır:

"Ravzai mutahhara'da dua edilirken, kabrin yanında dua edilmemes i için kıbleye doğru yönelinir. Çünkü "Dua ibadettir" Tirmizi de ve diğer hadis kaynaklarında "Dua bizzat ibadettir" diye de geçer.(Tirmizi, De'avat: 1, İbn Mace, De'avat: 1)

Bu itibarla selef, ibadeti yalnızca Allah için yaparlardı. Kabirler katında dua etmezlerd i.

Kabirdeki kimseler için ancak Rasululla h'ın öğrettiği ve emrettiği şekilde dua edilir ve onlar için ancak bu şekilde mağfiret ve merhamet dilenir.

Ebu Hureyre'den (r.a.) Rasululla h (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Evleriniz i kabir haline getirmeyi n, kabrimi de bayram yerine dönüştürmeyin. Bana salavat getirin, çünkü siz nerede olursanız olun salavatınız bana ulaştırılır." (Ebu Davud, Menasik: 96, Ahmed, 2/367)

Yani evleriniz i namazsız bırakmayın. Evleriniz de namaz kılın, dua edin, Kur'an okuyun. Aksi takdirde evleriniz kabir gibi olur. Çünkü Rasululla h (s.a.v.) evlerde nafile kılınmasını emretmiş, kabirlerd e ise bunu yasaklamıştır. Oysa hristiyan lar ve benzeri müşrikler böyle yapmaktadırlar, müslümanların onlar gibi yanılmamaları gerekir.

Ayrıca kabirlere tazim ve türbeleri bayram yerine dönüştürmekte çok büyük mefsedet ve tehlikele r vardır. Bunları yalnızca Allah bilir ve bu nedenle böyle yapanlara gazap eder. Çünkü bütün bunlar Allah'a karşı bir isyandır ve Tevhide karşı çıkmaktır. Bunun menedilme sindeki hikmetler den biri de şirkin kötülükleridir.

Buraları bayram yerine dönüştürmek, buralara doğru namaz kılmak, buraları öpmek, istilam etmek büyük mefsedetl er doğurur. Bu gibi yerlere yüzünü gözünü sürmek, buradakil ere tapınmak, ibadette bulunmak, onlardan medet beklemek, yardım, rızık ve afiyet istemek, borçlarının ödenmesini dilemek, sıkıntılarının önlenmesini istemek, imdat dilemek gibi tüm bu şeyler puta tapanların putlarından olan istekleri cinsinden şeylerdir. Eğer buraları bayram yerine dönüştüren aşırı sapıkları gördüysen, bunlar çok uzak yerlerden, hayvanlar la, develer sırtında gelir, bu gibi yerleri uzaktan görür görmez hemen hayvanlarından inerek yaya olarak yollara düşer, alınlarını yerlere sürer, topraklarını öper, başlarını açarlar, seslerini yükseltirler, ağlarlar, ağlar gibi yaparlar ki, karşıdakilere güya üzüntülerini duyursunl ar. Bir de bakarsın ki bu adamlar buraya gelip giden ve buraları sözde ziyaret edenlerde n oldukça kar sağlarlar. Elinden hiçbir şey gelmeyen bu kimselerd en medet beklerler . Çok uzak yerlerden bağrışarak seslerini yükseltirler. Türbe ve kabirleri n yanına geldikler inde, hemen buralarda namaz kılarlar. İlk kıbleye (Ka'be ve Kudüs'e) doğru namaz kılanların kazanamadıkları ecri güya bunlar kazanırlar (!) Türbe ve kabirleri n etrafında rüku ve secdelere kapanarak ölüden medet umar, onun kendileri nden memnun kalmasını isterler. Ne yazık ki hepsi de hüsran ve zarar içinde dönerler.

Buralarda her an ibret dolu şeytani sahneler görmek mümkündür. Sesler, çığlıklar alabildiğince yükselmiş, ölüden ihtiyaçların karşılanması istenmekt e, sıkıntıların ortadan kaldırılması talep olunmakta, yoksulların ihtiyaçlarının sağlanması istenmekt edir. Bela ve felaketle re duçar kalanların da bu tehlikele rden korunmala rı istenmekt edir. Daha sonra adeta Beyt'ul kabr edinilen bu yerin ya da türbenin çevresi tavaf edilerek etrafında dolanılıp durulur. Adeta Beytullah'ı ziyaret eder gibi bunları ziyaret ederler. Oysa ki Allah Beytullah'ı mübarek ve alemlere hidayet vesilesi kılmıştır. Daha sonra öpmeye ve istilama kalkışırlar. Hacer'i Esved'i görenler, Beyt'ul Haram'da buna karşı nasıl davranıldığını bilirler. Daha sonra bunun önünde yüz gözlerini topraklar a sürer, yanaklarını yapıştırırlar. Allah bilir ya, bunlar Allah'a secde ederlerke n böylesine yüz ve gözlerini, yanaklarını yere, toprağa sürmemişlerdir. Sonra kabre karşı yaptıkları ziyaret (hac) görevlerinin eksiklikl erini tamamlarl ar, bunlardan putperest lerin faydalandığı gibi faydalanm aya çalışır, bir hisse beklerler . Oysa Allah katında bunların hiçbir nasip ve yararlan yoktur. Putlarına kurban ve adaklar adarlar. Namazları da, kurban ve adakları da, ibadetler i de tümüyle Allah'tan başkası içindir. Daha sonda birbirler ini tebrik ederek, şöyle derler:

"Allah hepimize büyük ecirler ve mükafatlar versin."

Ülkelerine geri döndüklerinde arkada kalan aşırıları, tıpkı Beyt'ul Haram'a karşı yapıldığı gibi, bunlardan kendileri için kabir ziyareti (hac) sevabını satın almak isterler.

İşte biz haklarında aşırıya gitmeksiz in, onların bazı bidat ve sapıklıklarını ortaya koymaya çalıştık. Ne yazık ki bunların akla ve hayale gelmeyece k daha nice saçmalıkları vardır.

Daha önceden de geçtiği gibi Nuh'un (a.s.) kavminin putlara ilk tapması da böyle olmuştur. Birazcık ilmi ve fıkıhtan nasibi olanlar, bunların kesinlikl e bilinmesi gereken şeylerden olduğunu kavrar, bu gibi sıkıntılı ve sakıncalı durumlara düşmemek için bu manada gerekeni yaparlar. Şeriat sahibi elbette kendisind en nehyedile n şeyin akibetini çok daha iyi bilir. Bu bakımdan bundan menetmeni n en sağlam yolunu da Tevhid gösterir. Hayır ve hidayet şeriat sahibine uymak ve ona itaatte bulunmakt adır. Şirk, sapıklık ve delalet ise buna karşı gelmekte, masiyet ve muhalefet tedir."