1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.
  2. Duyuruyu Kapat

Tevekkülünüz Kime?

Konu, 'Kalb Amelleri' kısmında Muddessir tarafından paylaşıldı.

  1. Muddessir

    Muddessir İyi Bilinen Üye Kullanıcı

      
    İmanın şartlarından biri olan tevekkül... Zira günümüz Müslümanları bunu iyi kavrayamadıkları için, Allah’tan başka birçok şeye tevekkül etmiş durumdadırlar.

    Tevekkül lügat manası olarak vekalet sözcüğünden alınmıştır. Falan kişi işini falana bıraktı, yani ona güvendi ve işini ona havale etti manasına gelir. Terim olarak; İbn-i Receb der ki; Dünya ve ahiret işlerinde yararı sağlamak ve zarardan korunmak için samimi olarak kalbin Allah’u Teala’ya bağlanmasıdır.
    Tevekkül, Allah’u Teala’nın ilim, rahmet, kudret ve hikmet gibi isim ve sıfatlarını iyice kavramanın ürünüdür. Allah’u Teala’nın ilminin kemaline, olmuş ve olacak büyük küçük ne varsa hepsini tamamen kuşattığına kesin olarak iman eden kişi O’na güvenir, O’na dayanır. Çünkü Allah’u Teala, kulun bilmediği dünya ve ahiret yararlarını bilir. Bu nedenle Şuayb a.s ‘Rabbimizin bilgisi her şeyi kuşatmıştır, Allah’a tevekkül ettik’ (Araf 89) buyurmuştur.

    Kudret de böyledir. Kişi, Allah’u Teala’nın her şeye kadir olduğuna ve ne yerde ne de göklerde O’nu hiçbir şeyin aciz bırakamadığına iman ederse, yarar sağlamada ve zarardan korunmada bütün ihtiyaçlarında Allah’u Teala’ya güvenir.

    Rahmet sıfatı da böyledir. O’nun rahmetini bilmek, kişiyi tevekkül etmeye sevkeder.

    Hikmet sıfatı da böyledir. Hakkında verdiği kararlarda kişiye aksi gibi görünse de, Allah’u Teala’nın hikmetinin sonsuz olduğunu kişi anlarsa O’na tevekkül eder. Kul, verilen hükmün hikmetini kavramasa bile, Allah’ın verdiği hüküm mutlak bilgiye dayanan adalettir. Allah’u Teala, mümin kulu için hayırdan başka hüküm vermez. Ta ki birileri ‘ Allah’u Teala’ya tevekkül ettim, ama bana hayırlı hüküm vermedi’ demesin. Çünkü böyle diyen bir insan, Allah’u Teala’nın hikmet sıfatına iman etmemektedir.

    كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ وَهُوَ كُرْهٌ لَّكُمْ وَعَسَى أَن تَكْرَهُواْ شَيْئاً وَهُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ وَعَسَى أَن تُحِبُّواْ شَيْئاً وَهُوَ شَرٌّ لَّكُمْ وَاللّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ

    ‘Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz kılındı. Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.’ (Bakara/256)

    Tevekkül, imanın şartıdır. Buna

    وَعَلَى اللّهِ فَتَوَكَّلُواْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

    ‘Müminler iseniz, yalnız Allah’a tevekkül edin.’ (Maide 23) ayeti delalet etmektedir. İbni Kayyim bu ayet hakkında şöyle der; ‘Allah’a tevekkül etmek, O’na yapılması gereken imanın bir şartı olarak kabul edilmiştir. Bu ise tevekkülün bulunmadığı zaman imanın da bulunmayacağını gösterir.

    وَقَالَ مُوسَى يَا قَوْمِ إِن كُنتُمْآمَنتُم بِاللّهِ فَعَلَيْهِ تَوَكَّلُواْ إِن كُنتُم مُّسْلِمِين

    ‘Musa: ‘Ey milletim! Allah’a iman ediyorsanız(mümin iseniz) ve teslim (Müslüman) olmuşsanız O’na güvenin’ dedi’ (Yunus 84) ayetinde de İslam’ın olmasının göstergesi olarak tevekkül belirtilmiştir. Tevekkülün zayıf olması, iman zayıflığının delilidir.

    Tevekkülde şirk, yalnız Allah’u Teala’nın güç yetirebileceği işlerde yaratıklara veya sebeplere bel bağlamaktır. Yardım etmesi veya rızık vermesi için tağutlara veya ölülere tevekkül edenler bunun kapsamına girmektedirler. Sebeplere sarılıp sadece onların rol oynadığına inanmak, ilaç alıp şifanın sadece bu ilaçtan olduğuna inanmak, asker ve silahları hazırlayıp zaferde yalnız bunların etkili olduğuna inanmak da bu şirkin kapsamına girer.

    Bununla birlikte tevekkülün, sebeplere sarılmak ile ilgisine de değinmemiz gerekir. İbni Receb şöyle der;

    ‘Gerçek tevekkül, Allah’u Teala’nın mukedderatı onlarla takdir ettiği ve yaratıklarında yasasının onunla gerçekleştiği sebeplere sarılmaya aykırı değildir. Allah’u Teala, hem tevekkül etmeyi hem de sebeplere sarılmayı emretmiştir. Organlarla sebeplere sarılmaya çalışmak Allah’u Teala’ya itaat olduğu gibi, kalp ile O’na tevekkül etmek de ona imandır. Allah’u Teala, düşmana karşı savaşmak için kuvvet hazırlamayı emretmiştir;

    وَأَعِدُّواْ لَهُم مَّا اسْتَطَعْتُم مِّن قُوَّةٍ وَمِن رِّبَاطِ الْخَيْلِ تُرْهِبُونَ بِهِ عَدْوَّ اللّهِ وَعَدُوَّكُمْ وَآخَرِينَ مِن دُونِهِمْ لاَ تَعْلَمُونَهُمُ اللّهُ يَعْلَمُهُمْ

    ‘Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın, onunla Allah'ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah'ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz…’ (Enfal/60)

    Allah’u Teala, tedbirli olmayı ve uyanık davranmayı da emretmiştir;

    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ خُذُواْ حِذْرَكُمْ

    ‘Ey iman edenler! (Düşmana karşı) hazırlığınızı görün.’ (Nisa 71)

    Rasulullah sav savaşta zırh ve miğfer giymiş, hendek kazmış, ileri gözetleyiciler ve casuslar göndermiştir. Bununla beraber Allah’u Teala şöyle buyurmaktadır;

    وَمَا النَّصْرُ إِلاَّ مِنْ عِندِ اللّهِ

    ‘Zafer yalnızca Allah katındandır.’ (Ali İmran 126)

    Bu nedenle sahabe (radiyallahu anhum), zaferin sadece sebeplere bağlı olduğunu zannettiklerinde hezimete uğramışlardı. Allah’u Teala şöyle buyurur;

    لَقَدْ نَصَرَكُمُ اللّهُ فِي مَوَاطِنَ كَثِيرَةٍ وَيَوْمَ حُنَيْنٍ إِذْ أَعْجَبَتْكُمْ كَثْرَتُكُمْ فَلَمْ تُغْنِ عَنكُمْ شَيْئاً وَضَاقَتْ عَلَيْكُمُ الأَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ ثُمَّ وَلَّيْتُم مُّدْبِرِينَ

    ‘And olsun ki Allah size bir çok yerde ve çokluğunuzun sizi böbürlendirdiği fakat bir faydasının da olmadığı, yeryüzünün geniş olmasına rağmen size dar gelip de bozularak arkanıza döndüğünüz Huneyn gününde de yardım etmişti.’ (Tevbe 25)

    Sebeplere sarılmak peygamberlerin sünnetidir ve nerede bunun yapılması gerekiyorsa vaciptir. Ancak her şeyin ondan ibaret olduğunu zannetmek veya sadece sebeplere bel bağlamak hatadır. Çünkü itimad yalnız Allah’u Teala’ya yapılır.

    Bazı durumlar vardır ki orada sebeplere sarılmak ne uygun olur ne de mümkün olur. Kişi, bu durumlar ile karşılaştığında Allah’u Teala’ya tam tevekkül ederek kalp amelinden başka bir şey işlemek elinden gelmez. Şeytandan Allah’a sığınmak gibi… Çünkü şeytan, kendisinden gizlenilmesi mümkün olmayan gizli bir düşmandır. Allah’u Teala şöyle buyurur;

    فَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرْآنَ فَاسْتَعِذْ بِاللّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ… إِنَّهُ لَيْسَ لَهُ سُلْطَانٌ عَلَى الَّذِينَ آمَنُواْ وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ

    ‘Kur’an okuduğun zaman lanetli şeytandan Allah’a sığın. İman edenler ve Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun hiçbir otoritesi yoktur.’ (Nahl 98-99)

    İbni Kayyim tevekkül ve sebeplere değinirken; ‘Ümmetin ittifakı ve Kuran’ın nassı ile tevekkül vaciptir. Dolayısıyla Müslüman üzerine vacip olan, her iki emri de yerine getirmesidir.’ Devamla ‘ Sebep, haram bir şey ise, bunu işlemekte haram olur ve o konuda sadece tevekkül kalır. Çünkü tevekkül zararı önlemede, yararı sağlamada en güçlü sebeptir.

    Sonuç; İmanın şartlarından biri tevekküldür. Tevekkülün şartı da caiz olan sebeplere sarılmaktır.
  2. Hatve

    Hatve Varsın sevinçlerde başka bahara kalsın.. Ayın Üyesi Kullanıcı

    İnsanoğlu şu güvercin kadar Rabbine tevekkül ediyor mu acaba?
    Kim doyuruyor bu güvercinleri? Batıda sıcaktan , doğuda soğuktan kim koruyor bu güvercinleri?
    Daha doğmamış torununun geleceğini , rahata ereceğini düşünüp emekliliğini düşünüyor insanoğlu...
    Başımıza a kişi gelmesinde b kişi mi gelsin diyor insanoğlu...

    [​IMG]
  3. Hatve

    Hatve Varsın sevinçlerde başka bahara kalsın.. Ayın Üyesi Kullanıcı

    edit
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş