Tevhidi Muhafaza Etmek ve Şirk Kapılarını Kapamak


Rasululah (s.a.v.) tevhidi himaye ederek, onun söz, amel ve bunun gibi şeylerle zedelenme sini önlemek için müslümanlara uyarıda bulunmuştur. Sünnette bu tür uyarılar oldukça çoktur. Rasululla h (s.a.v.) bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurur:

"Hristiyan ların Meryemoğlu İsa'yı övmekte aşırı gittikler i gibi, siz de benim hakkımda aşırı gitmeyin. Ben bir kulum, benim için Allah'ın kulu ve rasulü deyin." (Daha önce geçti)

"Benden yardım istenilme z, ancak Aziz ve Celil olan Allah'tan yardım istenir."

Rasululla h (s.a.v.) ümmetini övmek ve övünülmekten menetmiş ve bu hususta ağır ifadelerl e uyarılarda bulunmuştur. Mesela kendisini n yanında arkadaşını öven bir kimseye:

"Yazıklar olsun sana! Sen arkadaşının boynunu kestin, vurdun." (Ebu Davud, Edeb: 10) buyurmuştur.

Abdurrahm an b. Ebu Bekre'den, onun da babasından rivayet ettiğine göre adamın biri, Rasululla h'ın (s.a.v.) yanında birisini övdü. Rasululla h (s.a.v.) ona üç kez üst üste:

"Sen kardeşinin boynunu kestin." buyurdu. Yine:

"Övücülere rast geldiğinizde onların yüzüne toprak saçın" (Müslim, Zühd: 14, Ebu Davud, Edeb: 10, İbn Mace, Edeb: 36, Ahmed: 6/5) buyurdu.

Abdullah b. Şahhir (r.a.) diyor ki:

"Beni Amir'in temsilcil eriyle beraber Rasululla h'ın (s.a.v.) huzuruna çıkmıştık. Rasululla h'a (s.a.v.):

"Sen bizim seyyidimi zsin." dedik. O şöyle buyurdu:

"Seyyid; yüce ve mübarek olan Allahu Teala'dır."

"Sen bizim en faziletli, en muktedir olanımızsın." dedik.

Rasululla h (s.a.v.) buyurdu ki:

"Söyleyeceğiniz sözü söyleyin, (abartmayın) ki, şeytan sizi peşine takmasın." (Buhari Fedail: 5, Ebu Davud Edeb: 9, Ahmed: 4/24,25,6/142, İbnu's-Sunni: 387)

Bu hadiste, "Sen seyyidimi zsin" demek menediler ek, Seyyid'in Allah (c.c.) olduğu bildirilm iştir.

Enes (r.a.) şöyle rivayet ediyor:

"Rasululla h'ın (s.a.v.) yanına gelen bazı kimseler şöyle dediler:

"Ey Allah'ın Rasulü! Ey bizim en hayırlımızdan daha hayırlısı, ey seyyidler imizin seyyidi!"

Rasululla h (s.a.v.) bunun üzerine dedi ki:

"Ey insanlar! Söyleyeceğiniz sözü söyleyin, azı ile yetinin. Şeytan sizi kışkırtmasın. Ben sadece Muhammed'im, Allah'ın kulu ve rasulüyüm. Beni, Allah'ın bana ihsan ettiğinin dışına çıkarmanızı istemem." (Nesai, Amelil'l-Yevm ve'l-Leyl: 248, 249, Ahmed: 3/153,241)

Rasululla h (s.a.v.), aynı şekilde, Enes hadisinde yer alan ifadeleri de doğru bulmamış ve övgülerle karşılanmayı kabul etmemiştir. Bunun aşırılığa götüreceğinden endişe duymuştur. Rasululla h (s.a.v.), bir kimsenin övgülerle karşılanmasını, velevki denilenle r adamda mevcut bulunsa bile, doğru kabul etmemiş ve bunun şeytan işi olduğunu haber vermiştir. Çünkü bu, ileride tevhidin kemalini zedeleyec ek manada sakıncalı durumlar meydana getirebil ir.

İbadet, ancak kendisini n üzerinde kurulduğu eksende döner durur. Bu da Allah'a karşı son derece alçak gönüllü olmak ve sonsuz bir sevgide bulunmaktır. Kemal derecesi de alçak gönüllülük, huzu ve huşuu sağlar, Allah korkusunu pekiştirir. Böyle bir kişi kendisini Allah karşısında asla büyük görmez, Rabbi katında kınanacak bir davranış içine girmez. Sevgi de böyledir. Kişi söz, fiil ve davranışlarıyla Allah'ın sevdikler ini sevip, sevmedikl erini de sevmezse, gerçek muhabbet hasıl olamaz. Kulun övülmeyi sevip istemesi, Allah'ın sevdiği bir şey değildir. Çünkü övülmek kişinin nefsini mağrur edererek onu günahkar yapar. Halbuki kulluk makamı methedilm ekten hoşlanmamayı gerektiri r. Nehyin sebebi de işte bu makamı korumaktır. Kul, zelil olduğunu Allah adına ne kadar samimiyet le ortaya koyarsa, muhabbeti ni ne kadar ihlasla gösterirse, amelleri ne oranda halis ve sahih olursa, o oranda makbul olur. Fakat ne zaman buna herhangi bir şaibe karışırsa, dolayısıyla ubudiyet makamına da eksiklik veya fesad girer. Övgü, kişiyi kendisini büyük görmeye ve beğenmeye yöneltirse, has olan kulluğuna artık büyük oranda zedelenmiş olur. Bu da ihlaslı bir şekilde kulluk etmeye aykırı bir durumdur. Çünkü hadiste şöyle buyurulmuştur:

"Kibriya benim ridam, azamet ise gömleğimdir. Kim bu iki hususta benimle yarışırsa ona azapta bulunurum ." (Müslim, Birr: 136, Ebu Davud, Libas: 29)

"Kalbinde zerre ağırlığınca kibir bulunan kimse Cennete girmeyece ktir." (Müslim, İman: 147, Ebu Davud, Edeb: 29, Tirmizi, Birr: 61)

Kurretu'l-uyun'da şöyle denir:

"İşte kulluğun en üst mertebele ri, bu iki mertebedi r. Halis bir kulluk ve risalet. Rasululla h'a (s.a.v.) her ikisi de en mükemmel bir şekilde verilmiştir. Melekler ona salat ve selam getirirle r, ezanda, teşehhütte ve hutbelerd e onun ismi anılır."

İşte çeşitli afetler, bazen medhedilm eyi sevmeye sebep olurlar ve buna teslimiye t baş gösterir. Kendini beğenme, ateşin odunu yemesi gibi, kişinin iyilikler ini yer bitirir.

Öven kişi, övgüsüyle övüleni layık olmadığı bir mevkiye getirebil ir. Nitekim bir çok kişi bunu yapmaktadır. Rasululla h (s.a.v.) ise ümmetini bundan nehyedere k, böyle bir duruma düşmemeleri için uyarmıştır. Hatta bunun Rububiyet, Uluhiyet ve mülkte şirk olduğunu belirtmiştir. Daha önce, az da olsa buna işaret edilmişti. Allah ubudiyet makamını Nebi (s.a.v) için kemale erdirince, o bundan böyle övülmeyi hoş görmedi. Bunun amacı sırf bu makamı korumaktı. Bu itibarla ümmetini de bunu terketmel eri için irşad etti, bunu onlara öğüt olarak sundu. Amacı Tevhid makamını korumak ve buna herhangi bir fesadın girmesini engelleme kti. Ya da ümmetini şirk ve buna götüren yollardan korumak içindi.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Ama zulmedenl er, kendileri ne söylenen sözü bir başkasıyla değiştirdiler. Biz de o zalimleri n yaptıkları bozguncul uğa karşılık, üzerlerine gökten iğrenç bir azab indirdik." (Bakara: 2/59)

İşte Rasululla h (s.a.v.), böyle yapmakla, ümmetini nehyettiği fiilleri işlemekten, Allah'a yaklaştırıcı çok daha faziletli fiillere ve haseneler in en büyüklerine yönlendirmiş oldu.