Biz âlimlere nasihat ediyor ve onlara vacip olan kıyamı hatırlatıyoruz. Allah’ın onlara emrettiği gibi; “Hani kitap verilenlerden: “Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz” diye kesin söz almıştı.” (Ali İmran 187), Allah’ın kendileri hakkında şöyle dediği kimseler olmalarından sakındırıyoruz; “Ey iman edenler, gerçek şu ki, (yahudi) bilginlerinden ve (hristiyan) rahiplerinden çoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allah’ın yolundan alıkoyarlar. Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanlar… Onlara acı bir azabı müjdele.” (Tevbe 34)Bilmeleri gerekir ki insanlar onlara bakıyor, eğer onlar istikamet üzere olurlarsa insanlarda istikamet üzere olurlar, eğer onlar bozulursa insanlarda bozulur. Bu büyük bir emanettir ve onlara düşen ilimleriyle, davetleriyle, dilleri ve sözleriyle, kalemleriyle Allah yolunda cihad etmeleri, hakka ve ehline yardım etmeleri ve hiçbir kınayıcının kınamasından korkmamalarıdır. İlme müntesip herkesin bilmesi gerekir ki şer’i delillerin ve algılamanın gösterdiği gibi âlimler sınıf sınıftır.

Din ve ahiret âlimleri; bunlar Allah’ın yanındakini tercih ederler, Allah korkusu onları dizginler, ilim onları Allah’ın hakkını yerine getirmeye sevk eder. Ve onlar kazananlardır, felah bulanlardır, Allah’a bağlı olanlar, Allah’a yardım edenler, O’nun yanındakileri umanlardır.

Dünya âlimleri; onların maksadı, ilimleri ile dünyayı ve onun kırıntılarını talep etmektir. İlmi ve dini geçici gayeleri için kullanırlar; mallar elde etmede, yiyeceklerin ve içeceklerin, meskenlerin, manzaraların ve daha başkalarının lezzetlerinden faydalanmada ya da makam, mevki elde etmede ve yeryüzünde büyüklenmede kullanırlar.
Yine bu ikinci kısımdandır ki: Kalabalıkların âlimleri, onların hedefi insanların rızası ve onların yanında itibar elde etme, şöhret ve toplumsal güçtür.

Öyleyse onlara düşen felaha erenlerden olan birinci kısımdan olmayı seçmeleri ve Allah’ın yanındakileri fani olanlara tercih etmeleridir.

Türkiye’deki halka nasihatımıza gelince; Nasihatımız, Allah’ın kendilerini boş yere ve başıboş yaratmadığını hatırlatmamızdır. Ve onlar aynı şekilde mesuldürler ve yükümlüdürler. Onlara düşen, yalnızca Allah’ın ubudiyyetini (kulluğunu) yerine getirmeleri, Allah Azze ve Celle’ye itaat üzere dosdoğru olmalarıdır. Yine, sırların açıldığı zaman olan kıyamet gününde ve her kulun fert olarak ve tek başına rabbine geleceği günde, onların kendilerine fayda vermeyeceğini bilmeleridir. (Kişi) hak yoldan saptığında, sapıklık içine girdiğinde, döndüğünde ve helak yolunu tuttuğunda, onlar kendisine fayda vermeyecektir ve aynı şekilde, hiçbir kimseye de şöyle demesi de fayda vermeyecektir: Muhakkak ben falana ya da büyüklerden, liderlerden, şeyhlerden, babalardan, atalardan bilmem kime tabi oldum. Muhakkak Allah, bu peygamber, din ve Kur’ân ile insanlığa hücceti ikame etmiştir. Allah Subhanehu ve Teâla yarattıklarının tümüne gerekçe göstermiştir.

Dînî ilmi öğrensinler, kitap ve sünnete tutunan sıdk ve doğruluk ehlini seçsinler ve onlarla beraber olsunlar, AllahuTeâla’nın muradından (neyi istediğinden) ve hükümlerinden sorsunlar ve o hükümleri bilmeyi ve anlamayı talep etsinler. Allah’a, dinine ve onun dostlarına yardım edenler olsunlar.

Muhakkak ki Türk halkı büyük bir millettir. Allah onları İslam’a girdiklerinde izzetli kıldı, yine onun sebebiyle bereketli kıldı ümmetler arasında onlar için, yeniden İslam’a dönüp sarılmadıkça izzet olmayacaktır. Ne batının nede doğunun içine atılmakla ve nede demokrasiden, laiklikten ve onlardan başkalarından olan kâfirlerin menheclerine tabi olmakla (izzet bulamayacaklardır). Onların hepsi bir kısımda, İslam ise dünyada Allah’ın dini, hürriyet, izzet, değer, şan ve saadet dini, ahirette ise kurtuluş dini olarak diğer bir kısımdadır. Allah dilediği kimseyi doğru yoluna iletir.

Şeyh Atiyetullah el Libi rahimehullah