Ümmetin Hayırlıları ve Şerlileri


İmran b. Husayn'dan (r.a.) Rasululla h (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Ümmetimin en hayırlıları, benim içinde yaşadığım nesildir. Sonra onları takip eden nesil gelir. Sonra onları takip eden nesildir."

İmran (r.a.) diyor ki:

"Rasululla h (s.a.v.), içinde yaşadığı kuşaktan sonra iki nesil mi zikretti üç nesil mi, bilemiyor um."

Rasululla h'ın (s.a.v.) hadisi şöyle devam ediyor:

"Sizlerden sonra gelecek olan bir kavim vardır ki, (yalan yaygın olduğu için) şahitlik etmeye hazırdırlar. Kendileri ne güvenilmez; zira ihanet ederler, söz verip yerine getirmezl er, bir de onlarda şişmanlama görülür." (Buhari Şehadet: 9, Fedailu Ashabı'n-Nebiyy: 1, Rikak: 7, Eynıan: 10, 27, Müslim Fedailu's-Sahabe: 210-215, Ebu Davud Sünnet: 9, Tirmizi Fiten: 45, Şehadet: 4, Menakıb: 56, Nesai Eyman, İbn Mace Ahkam: 27, Ahmed: 1/378, 434, 2/228, 410)

"Ümmetimin hayırlıları..." ifadesiyl e o çağdaki müslümanların ilim, amel-i salih ve iman açısından üstünlükleri gösterilmiştir ki, bunlar bu dönemde bu hususta birbirler iyle yarış yapıyorlardı. Böyle amelde bulunanla r üstün kimseler olarak kabul görüyordu. Bu itibarla onlarda hayır işlemek daha çok galebe çalıyordu ve bunu yapanların sayıları da oldukça fazla idi. Kötülük işleyenler oldukça az sayıda idi. İslam ve iman bunlar için en değerli ve aziz şeylerdi, ilim ve alimlerin sayısı oldukça çoktu. Birinci üstün dönemden sonra gelen ikinci üstün kuşak döneminin övülmesi de, İslamın bunlar döneminde de gayet yaygınlık kazanması, oldukça istekle İslama sarılanların artması, rağbet edenlerin çoğalması, buna göre hareket edenlerin sayılarının fazla olması bakımındandır. Çünkü bu dönemde her ne kadar bazı bidatler görülmüş ise de, bunları savunanla r oldukça zelil ve hakir görülmüş, bunlara karşı öfke ve kin açıkça ortaya konmuştur. İnatlaşıp direnenle re ve tevbe etmeyenle re gereken cezalar, hatta ölüm cezası bile verilmiştir.

Üstün görülen üç dönemdir. Gerçi ravi iki mi üç mü olduğunda şüphe etmiştir ama, bu dönemin üç olduğu görülmüştür. Birinci ikinciye, ikinci de üçüncüye oranla daha üstün bir dönemdir. Üçüncü dönemde bidatler biraz daha artmış, ancak İslam alimleri çok olduğundan ve İslam da üstünlüğünü sürdürdüğünden, cihad halen devam etmiştir. Üçüncü üstün çağdan sonra dinden uzaklaşan ve heva-heves peşinde koşanların çokluğu artık gündeme gelmiş ve bunların durumu nesilden nesile aktarılmıştır.

"Sonra sizden sonra bir kavim geldi ki..." ifadesiyl e bunların şahitlik işini hafife aldıkları, bununla alay ettikleri, doğruyu ve gerçeği araştırmadıkları belirtilm iştir. Bu, onların dindarlıklarının az oluşundan ve müslümanların zayıflığından kaynaklan maktadır. Bu dönemdekilerin ihanet içinde bulundukl arı ve bir çoğunun haince tavırlar sergiledi kleri de belirtilm iştir. Bunlar, üzerlerine düşen vacip görevleri yerine getirmezl er. İşte bu tür kötü amellerin başgöstermesi, bunların İslamda zayıflıklarının ve imanlarının olmadığının göstergesidir.

"Bunlarda şişmanlama görülür." ifadesi bu kimseleri n dünyaya rağbetlerinin çokluğunu, ahiret yurdundan ve bununla ilgili amellerde n gaflet içinde bulundukl arını, kendi şehevi duygularını tatmin ve sırf dünya nimetleri nden yararlanm a peşinden koşturduklarını gösterir. Enes hadisinde şöyle buyurulur:

"İnsanlar üzerine bir dönem gelmiş olmasın ki, gelen dönem bir öncekisini aratmış olmasın, bir sonraki dönem bir öncekini aratacak şekilde daha kötü olacaktır. Bu, siz Rabbinize kavuşuncaya dek sürecektir."

Enes (r.a.) demiştir ki:

"Bunu Nebimiz'den (s.a.v.) dinledim. Şer bu ümmette gittikçe artarak devam edecektir . Şirk ve bid'at kendini ilme nisbet edenlerin çoğunda, hatta kendini Öğretim ve eser vermeye adamış olanların içinde bile çok yaygın olacaktır." (Aliyyu'l-Kari, Esrarı'l-Merfu'at: 269)

Kurratu'l-uyun'da şöyle denilir:

"Dinde bölünüp parçalanmalar, ihtilafla r meydana çıkmış, doğuda Büveyh oğullarından Ehl-i Beyt hakkında ileri gitmeler ve taşkınlıklar başgöstermiştir. Büveyhoğulları devlet olunca kabirler üzerinde mescitler inşa ettiler, buradakil er hakkında aşırı giderek taşkınlıklar gösterdiler. Karmatile r devleti ortaya çıkınca, bunlarda da küfür ve ilhad görüldü. Bunlar dinin şer i kurallarına karşı tavır aldılar. Bunların mezhepler i meşhurdur ve maruftur. Sayısız bidatler hep bunların döneminde baş-gösterdi, ihtilafla r arttı, dinin esasları hakkında yalan-yanlış görüşler belirdi. Ancak Ehl-i Sünnet, Hak üzere devamlılığını sürdürdü. Fakat bidatler, heva ve hevesler öylesine çoğaldı ki, maruf münker gibi, münker de maruf gibi kabul edilir oldu, dolayısıyla küçükler böyle bir ortamda yaşlandı, yaşlıların da bu ortamda hayatları sona erdi."

Şirke, dalalet ve bidatlere davetiyel er çıkarıldı. Bu hususta nesir ve nazım olarak eserler verildi. Bunların gazabı çekici durumlarından Allah'a sığınırız.

İşte bu, tüm gücünü ve çabasını dünyaya çevirip de ahiret hayatını unutan kimseleri n halidir. Çünkü bu kimseler şahitlik ve yemin olayını hafife alırlar. Bunun sebebi de bunların Allah'tan korkmamal arı, bu önemli duruma gereken hassasiye ti göstermemeleridir. İşte bu, acıdır ki, bir çok kimsenin içinde bulunduğu haldir. Yardım ise sadece Allah'tandır. Böyle bir olay hemen İslamın daha başlangıç dönemlerinde başgösterdiğine göre, bundan sonraki dönemlerde kat kat artmış demektir. Bu noktada insanlar mutlaka dikkatli bulunmalıdırlar.

İbrahim en-Nehai diyor ki:

"Çocukken şahitlik yapmak ve söz vermek istediğimizde bizi döverlerdi."

Bu, tabiinin ilim noktasındaki değerini ve önemini gösterir ki bu, imanlarının güçlülüğünün ve Rablerini çok iyi tanımalarının bir etkisidir . Aynı zamanda, onların emri bil marufa ve nehyi anil münkere ne kadar önem verdikler inin de bir göstergesidir. İşte bu, en faziletli bir cihattır. Din ancak bu sayede ayakta durabilir . Bu davranış, tabiinin çocuklarının daha küçüklükten itibaren Allah'a itaatleri ni sağlama ve kendileri ne zarar verebilec ek şeylerden onları sakındırma hususunda ki eğitime çok küçükten itibaren verdikler i önemin göstergesidir. Bu, Allah'ın bir fazlı, keremi ve lisanıdır ki, bunu diledikle rine verir. Allah mülk, lütuf ve ikram sahibidir .