[Bu paylaşım önce kendi nefsime bir hatırlatmadır]

●●●●●●●

Ayaklarımı üniversitenin eşiğine basmak bir rüyaydı. Ben, o sırada, üniversiteli bir kızın kazandığı saygınlığı tatmak için, üniversiteli bir genç kız olmayı ümit ettim.


Lisede bağlı kaldığımız emir ve yasaklar sisteminden bıkmıştım. Daha fazla özgürlük için üniversiteye gitmek istiyordum. Üniversiteli bir kız olduğumda istediğimi giyecek, istediğimi yapacaktım. Üniversiteli kızın, kendine ait düşüncesi, kişisel görüşü ve bağımsız iradesi vardı.


Sonunda defalarca arzuladığım rüya gerçekleşti. Eğitim yılı başladı. Aynı duyguları benimle birlikte hisseden, aynı endişeleri taşıyan, açılmayı ve çağdaşlığı isteyen, aradığım özgürlüğü arayan arkadaşlar aramaya başladım. Bazı arkadaşlarla tanıştım. Onlarla sağlam bir bağ kurdum. Konuşmalarımız, moda ve kıyafetler, makyaj malzemeleri, uydu yayınları ve bunun gibi bir çok konu etrafında dönüyordu.

Bir gün üniversitenin kapısında şoförü beklerken, şeklinden, annemin ve ninemin izlediği tarzın aynısına bağlı bir genç kız bana doğru geldi. Elbisesi gerçekten bedenini örtüyordu. Selam verdi ve elini uzattı. Elimi ona doğru uzattım, sonra hızlıca çektim. Ona "Bir şey istiyor gibisin?" dedim. Kız, "Aslında kardeşim, elbisen dikkatimi çekti. Onun modelini öğrenmek ve incelemek istedim" dedi. Kendimden emin bir şekilde "Bu elbise, Fransız modelidir" dedim.


Kız, "Şer'i örtünün şartları olduğunu bilmiyor musun? Tüm bedeni örtmesi, süslü olmaması, şeffaf ve dar olmaması, geniş olması, erkeklerin elbiselerine benzememesi, kafir kadınların elbiselerine benzememesi, meşhur bir elbise olmaması bu şartlardan bazılarıdır. Senin elbisen gördüğün gibi bu dini şartların birçoğuna aykırı. Süslerle bezenmiş. Aynı zamanda dar ve şeffaf" dedi. Ben, "Yeter yeter... Bu kadarı yeter. Siz daima, aşırı görüşleri kabul ediyorsunuz. Bu tür elbiselerin giyimine izin veren alimler de var" dedim.

Kız şöyle dedi: "Kardeşim, konu falanın veya filanın sözleri değil. Gerçek, kişilerle bilinmez. Tüm bunlar, ancak Rasulullah (sav) den alınır ve O'nun sözleriyle terk edilir. Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: 'Cehennemliklerden, görmediğim iki sınıf vardır. (Biri) yanlarında sığır kuyrukları gibi kamçılar bulunup, onlarla insanları döven bir kavim, (diğeri de) giyinmiş çıplak, sallanarak yürümeyi öğreten, kırıtkan, başları develerin eğilmiş hörgüçleri gibi birtakım kadınlar. Bunlar cennete giremeyecek, onun kokusunu da duyamayacaklardır. Halbuki onun kokusu şu kadar ve şu kadar uzaktan duyulacaktır.' (Muslim) der. Alimler, 'Bu tür elbiseleri giyen kimselerin, bu hadiste ifade edilen ikinci sınıftan olduğunu kabul etmişlerdir."



Öfkeyle onun sözlerini kestim: "Tamam, tamam... Bitti... Bu konuyu daha sonra araştıracağım." Sonra ondan biraz uzaklaştım. Bu durumdan çok etkilenmemiştim. Daha önce rastlamış olduğum olaylardan biri olarak kabul ettim.


Günlerden bir gün, bu genç kız, benimle fakültede karşılaştı. Geldi, bana selam verdi. Konuşurken onun da benim bölümümde olduğu ortaya çıktı. Buna şaşırmıştım. Ona, "Senin şu dini fakültelerden birinde eğitim aldığını sanmıştım" dedim. "Niçin?" diye sordu. "Çünkü dini kültürün yüksek görünüyor. Bu eğitim seviyene etki etmiyor mu?" diye sordum. "Asla. Çünkü ben vaktimi düzenliyorum. Zamanın değeri konusunda bilgim ve bağlılığım daha da arttı." dedi.


Bu genç kızın bana önem verdiğini hissettim. Benimle arkadaşlık kurmak istiyordu. Peki nasıl? Çünkü o, sürekli helal ve haramdan bahsediyordu. Bu, bana hala ortaokul veya lisede bir öğrenci olduğum hissini veriyordu... Onu bırak, çünkü zaman değişiyor. Şu anda yaşadığımız çağa ayak uydurmamız lazım (!)


Gerçeği öğrenme anı geldi. Şiddetli bir hastalığa yakalandığım için hastaneye götürüldüm. Orada uzun bir süre kaldım. Arkadaşlarımı görmeyi özlemiştim. Ancak arkadaşlarımdan biri, beni ziyarete gelmemişti. İki gün sonra bir kızın beni görmek istediği haberini aldım. O kızın, arkadaşlarımdan biri olduğunu sandım.

Bir de baktım ki, hicab konusunda benimle tartışan, bana nasihat eden genç kız. Onun ziyaretine şaşırdım. Ona, "Sen, sen?!" dedim. Kız, "Evet. Arkadaşlarına seni sordum. Bana hastalığından bahsettiler.
Ben de onlardan, seni ziyaret etmek için hastanenin ismini ve oda numaranı istedim. Şüphesiz hasta ziyaretinde büyük bir sevab vardır." dedi. Ben ona, "Aslında, bu asil duyguların için sana nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum. Neden olduğum her şeyden dolayı senden özür diliyorum." dedim. Kız, "Özür dileme. Önemli olan selametle çıkman" dedi. Sonra çantasından bir tomar kağıt çıkardı ve bana "Bu, kaçırmış olduğun ders notları. -Allah izin verirse- bir hafta sonra seni, yeni ders notların için ziyaret edeceğim." dedi. O anda ağlamaktan kendimi alamadım. Ona karşı olan şiddetimi ve ses tonumu hatırladım. Buna rağmen o, bana sevgi, muhabbet ve şefkatle davranıyordu.

O anda, özgürlük ve çağdaş ilerleme konusundaki tüm düşüncelerimi ve fikirlerimi gözardı ettim. Şimdi, özgürlüğün övülen ilkeler ve prensiplerden ayrılmak olmadığını anlamıştım. Şimdi, çağdaşlığın dini ve ahlakı inkarda olmadığını anlamıştım. Şimdi, özgürlüğün nefsi dizginleme ve onun isteklerine boyun eğmeme olduğunu anlamıştım... Şimdi, İslam'ın kadına özgürlüğünü verdiğini, yüce bir hayat için gereken hakları ona sağladığını öğrenmiştim. Ona "Şimdi, yenilgiyi kabul ediyorum. Bu andan sonra hayatımı senin gibi iyi bir genç kız olmak için Allah Teala'nın emrettiği şekilde değiştirmeye niyet ettim" dedim. Yüzü tebessüm ile aydınlandı: "Kardeşim, bizim ilişkimizde yenen ve yenilen yoktur. Önemli olan, hep birlikte selamete ulaşmak, cennetleri kazanmaktır" dedi.

Müslüman Kadının Yol Azığı,
Daru'l Vatan, İlmi Bölüm