1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

Çözüldü Usame Bin Zeyd'in Ordusu Kendisinden 7 Misli Büyük Orduya Karşı Savaşmadan Kazanma Hadisesi?

Konu, 'İslam Tarihi ve Vakıalar' kısmında Selahaddin Eyyubi tarafından paylaşıldı.

  1. Selahaddin Eyyubi

    Selahaddin Eyyubi Islam-TR Üyesi Kullanıcı

      
    Usame bin Zeyd, 3 katı düşmana karşı romalılarla küçük bir ordu ile hiç savaşmadan kazanmış diye duydum. Bunun doğruluğu hakkında bilgi verebilirmisiniz?
  2. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    USÂME İBN-İ ZEYD


    «Usâme'nin babasını Rasûlullah (s.a.v,) senin babandan daha çok severdi. Usâme'yî ise senden daha çok severdi». (Ömer r.anh'ın oğluna söylediği söz)
    Şimdi, Hicretten yedi yıl önce Mekke'deyiz.
    Rasûlullah, (s.a.v.) Kurayş'in kendisine ve ashabına yaptığı eziyetlere dayanabildiği kadar dayanmaktadır.
    O, hayatını devamlı üzüntü ve felâketler dizisi haline getiren davet endişesi ve yüklerini taşımaktadır.
    İşte o böyle bîr haldeyken hayatında sevinç şimşeği çaktı. Müjdeci ona, Ummu Eymen'in bir çocuk dünyaya getirdiğini müjdelemeye geldi.
    Rasûlullah'ın (s.a.v.) yüzünde sevinç belirip güzel yüzü memnuniyetten parladı.
    Rasûlullah'a bütün bu sevinci getiren mutlu çocuk kimdi acaba? Evet o, Zeyd'in oğlu Usâme'ydi.
    Ashabdan hiçbiri Rasûlullah'ın (s.a.v.) yeni doğan çocuğa duyduğu sevinci yadırgamadı. Çünkü onlar, Usâme'nin anne ve babasının Rasûlullah'ın (s.a.v.) yanındaki yerlerini ve mertebelerini biliyorlardı.
    Çocuğun annesi, Ummu Eymen lâkablı Hâbeşli Berake idi.
    Ummu Eymen, Peygamberimizin annesi Amine bint Vehb'in cariyesi idi. Amine'nin sağlığında ve vefatından sonra Rasûlullah'a (s.a.v.) bakmış ve büyütmüştü. Rasûlullah (s.a.v,) kendisinin başka bîr annesi daha olduğundan habersiz olarak dünyaya gözlerini açmıştı.
    Onu çok derîn ve içten bir sevgiyle sevmişti. Çok defa şöyle derdi;
    — O benim annemden sonra annemdir, benim ailemden hatıradır».
    İşte bu kadın, şanslı çocuğun annesiydi. Babası ise; Rasûlullah'ın (s.a.v.) sevgilisi Zeyd İbn-i Harise'ydi ki, o İslâm'dan önce evlât edindiği oğluydu. Onun dostu, sırdaşı, ailesinin bir ferdi ve İslâm'dan sonra da en çok sevdiği kimseydi.
    Müslümanlar başka hiçbir çocuğun doğumuna sevinmedikleri kadar Usâme İbn-i Zeyd'in doğumuna sevinmişlerdi. Bunun sebebi; Pey-gamber'i sevindiren herşeyin onları da sevindirmesi, onun kalbine memnuniyet veren her şeyin onları da memnun etmesiydi.
    Şanslı çocuğa; «Sevgili ve Sevgilinin oğlu» lâkabını vermişlerdi. Müslümanlar küçük Usâme'ye bu lâkabı vermekte mubalâğa etmemişlerdi. Çünkü Rasûlullah (s.a.v.) onu bütün dünyanın gıpta edeceği bir şekilde seviyordu. Usâme'nin yaşı, Rasûlullah'ın (s.a.v.) torunu, Fâtıma'nın oğlu Hasan'ın yaşına yakındı.
    Hasan; beyaz, parlak yüzlü ve son derece güzeldi. Dedesi Rasûlullah'a (s.a.v.) çok benzerdi.
    Usâme ise; siyah derili ve yassı burunluydu. Habeşli annesine çok benzerdi.
    Fakat Rasûlullah (s.a.v) sevgi yönünden ikisini ayırdetmezdi. Usâme'yi alır bir dizine, Hasan'ı alır diğer dizine koyar, sonra ikisini göğsüne basar, şöyle derdi :
    «— Yâ Rabbi! Ben bunları seviyorum, sen de sev». Şu da Rasûlullah'in (s.a.v.) Usâme'yi sevdiğine delildir :
    Bir defasında, Usâme'nin ayağı kapının eşiğine takılıp düştü. Alnı yarılmış ve yarasından kan akmıştı. Peygamber, Aîşe'den onun yarasının kanını temizlemesini istedi ama Aişe temizlemek istemedi.
    Rasûlullah (s.a.v.) kalkıp çocuğun yanına gitti. Alnındaki yarığı emmeye başladı, tatlı ve şefkatli kelimelerle gönlünü alarak kanı tükürdü.
    Rasûlullah (s.a.v,) Usâme'yi küçükken sevdiği gibi gençken de sevmiştir.
    Kureyş eşrafından Hâkim İbn-i Hazam Rasûlullah'a (s.a.v.) Yemen Hükümdarlarından Zuyezen'e ait, Yemen'den elli altın dinara satın aldığı kıymetli bir elbiseyi hediye etmek istemişti. O sırada Hâkim müslüman olmadığı için, Rasûlullah (s.a.v.) onun hediyesini kabul etmemiş, elbiseyi ondan parasıyla satın almıştı.
    Peygamber o elbiseyi sadece bir Cuma günü giymiş sonra Usâme İbn-i Zeyd'e vermişti. Usâme o elbiseyle, muhacir ve ensara mensup akranları arasında dolaşmaya başlamıştı.
    Ergenlik çağına gelince, Usâme de Rasûlullah'ın (s.a.v.) sevgisini hakeden güzel davranışlar ve yüce hasletler görüldü.
    Onun keskin bir zekâsı, olağan üstü bir cesareti, işleri yoluna koyacak tam bir bilgisi vardı. Bayağı şeylerden tiksinen, temiz, namuslu, insanlar tarafından sevilen, dost edilen ve dostluk kurulabilen, Allah'ın sevdiği dindar ve takvaiı birisiydi.
    Uhud harbinde, Usâme ve bazı sahabe çocukları Allah yolunda cihâd etmek isteyerek Rasûlullah'a (s.a.v.) geldiler. Rasûlullah (s.a.v.) onların bir kısmını kabul etti. Yaşlan küçük olduğu için bir kısmını da geri çevirdi. Usâme de geri çevrilenler arasında idi. Rasûlullah'ın (s.a.v.) sancağı altında savaşamamanın üzüntüsüyle küçük gözlerinden yaş akıta akita geri dönmüştü.
    Hendek savaşında Usâme, yine bir grup sahabe çocuğuyla birlikte gelip Rasûlullah'în (s.a.v.) kendisine izin vermesi için boyunu yüksek göstermeye çalışıyordu. Peygamber acıdığı için ona izin verdi.
    İşte Usâme, daha onbeş yaşındayken Allah yolunda cihâd için kılıç kuşanrruş oldu.
    Huneyn'de müslümanlar mağlûp olduğunda Usâme, Rasûlullah'ın (s.a.v.) amcası Abbas, amcasının oğlu Ebû Sufyan ve altı sahâbî ile birlikte olduğu yerde kalmıştı. Rasûlullah (s.a.v.) bu kahraman ve imanlı küçük toplulukla ashabının yenilgisini zafere çevirmeye, muşrikler öldürür diye korkup kaçan müslümanları durdurmaya muvaffak olmuştu.
    Mû'te'de yaşı onsekizin altında olmakla beraber Usâme, babası Zeyd İbn-i Harîse'nin sancağı altında savaştı. Babasının yere yıkılışını gözleriyle gördü. Metanetinden hiç birşey kaybetmedi. Arkasından Cafer İbn-i Ebî Talib'in sancağı altında dövüşmeye devam etti. O da yere yıkılınca, Abdullah İbn Ravaha'nin sancağı altında dövüşmeye devam etti. O da iki arkadaşına kavuşunca, Halid İbnu'l-Velîd'in sancağı altında dövüştü. Nihayet o, küçük orduyu Bizanslılar'ın pençelerinden kurtardı.
    Usâme, babası için Allah'tan ecir dileyerek, pâk cesedini Suriye hududunda bırakıp, onun üzerinde şehîd düştüğü atına binerek Medine'ye döndü.
    Hicretin 11. yılında, Rasûlullah (s.a.v.) Bizanslılarla harbetmek için bir ordu hazırlanmasını emretti. O orduya Ebû Bekr, Ömer, Sa'd İbn-i Ebî Vakkas, Ebû Ubeyde İbnu'l-Cerrah ve diğer büyük sahabîleri verdi. Usâme'yi de henüz yaşı yirmiyi geçmediği halde, bu orduya komutan tayin etti. Ona, atlarla Beika sınırlarına ve Bizans ülkesinden Gazze'nin yakınındaki Darum kalesine ayak basmalarını emretti.
    Ordu hazırlandığı sırada Rasûlullah (s.a.v.) hastalandı. Hastalığı artınca, Rasûllllah'ın (s.a.v.) durumunun açığa kavuşmasını bekleyerek ordu hareket etmekten vazgeçti.
    Usâme şöyle anlatır :
    «— Peygamber'în hastalığı artınca, yanına gitmiştim. Benimle birlikte başkaları da vardı. Yanma girdiğimde, hastalığın şiddetinden susmuş olduğunu ve konuşmadığını gördüm. Rasûlullah (s.a.v.) elini semaya kaldırdı, sonra benim üzerime koydu. Anladım ki, benim için duâ ediyordu».
    Çok geçmedi, Rasûlullah (s.a.v.) hayattan ayrıldı. Ebû Bekr'e biat edildi. Ebû Bekir, Usâme'nîn hareket etmesini emretti. Ancak Ensar'-dan.bir grup Usâme'nin hemen hareket etmemesi görüşünü ileri sürdü. Ömer İbnu'I-Hattab'ın bu konuda Ebû Bekir'le konuşmasını isteyerek şöyle dediler :
    «— Hemen bizim tarafımızdan ona ulaştır: Bu işe, yaşı Usâme'den daha büyük birisini tayin etsin». Ebû Bekir, Ömer'den Ensar'ın görüşünü duyar duymaz oturuyordu yerinden fırladı ve Ömer'in sakalından tutup hiddetle
    «— Ey Hattab oğlu!.. Onu Rasûlullah (s.a.v.) tayin etti ve sen benden almamı mı istiyorsun. Vallahi böyle birşey olamaz» dedi.
    Ömer halkın yanına dönünce ona ne yaptığını sordular. O da şöyle cevap verdi :
    «Çekilin başımdan, sizin yüzünüzden Rasûlullah'ın (s.a.v.) halifesinden azar işittim».
    "Ordu, genç komutanın idaresi altında hareket ettiğinde hayvan üzerindeki Usâme'yi Rasûlullah'ın (s.a.v.) halifesi yaya olarak uğurladı. Usâme, O'na şöyle dedi :
    «— Ey Rasûlullah'ın (s.a.v.) halifesi! Vallahi ya sen hayvana bineceksin, ya da ben ineceğim». Ebû Bekir şöyle cevap verdi :
    «— Vallahi, ne sen ineceksin, ne de ben hayvana bineceğim. Allah yolunda bir müddet ayaklarım tozlansa ne çıkar?»
    Daha sonra şunları söyledi :
    «— Dinini, üzerine aldığın emânetini ve işinin sonuçlarını Allah'a havale ediyorum. Sana Rasûlullah'ın (s.a.v.) emrettiğini yerine getirmeni tavsiye ediyorum». Kulağına eğilip :
    «— Eğer bana Ömer'in yardım etmesini uygun görürsen, ona benim yanımda kalması için izin ver» dedi. Bunun üzerine Usâme, Ömer'in kalmasına müsâade etti.
    Usâme İbn-i Zeyd orduyla yola çıktı. Rasûlullah'ın (s.a.v.) kendisine emrettiği herşeyi yerine getirdi. Müslümanların atlarını Belka sınırlarına ve Filistin'deki Darum kalesine sürdü. Böylece müslümanların kalblerinden Bizanslı korkusunu attı.
    Suriye'yi, Mısır'ı ve Atlas okyanusuna kadar bütün Kuzey Afrika'yı fetih için yol açmış oldu.
    Usâme babasının üzerinde şehîd edildiği atına binerek, miktarını tahmin edenlerinkinden fazla ganîmet elde ederek döndü. Hattâ şöyle denilmiştir :
    «—Usâme İbn Zeyd'in ordusundan daha sağlam ve dafa çok ganimet getiren ordu görülmemiştir».
    Usâme hayatı boyunca Rasûlullah'a (s.a.v.) karşı vefa ve onun şahsına duyulan saygıdan dolayı müslümanların saygı ve sevgisini görmüştür.
    Ömer ona, oğlu Abdullah'a bağladığı aylıktan daha fazlasını bağlamıştı. Abdullah babasına şöyle dedi :
    «— Babacığım! Sen Usâme'ye dörtbin, bana da üçbin bağladın. Onun babası senden daha üstün değildi ve o da benden üstün değildir».
    Ömer : «— Heyhat... Rasûlullah (s.a.v.) onun babasını seninkinden daha çok severdi. Onu da senden daha çok severdi...»
    Bunun üzerine Abdullah İbn-i Ömer kendisine bağlanan aylığa razı oldu.
    Ömer İbnu'l-Hattab, Usâme İbn-i Zeyd'le karşılaştığında şöyle derdi: «— Merhaba komutanım...»
    Buna hayret eden birisini görürse şöyle derdi : «—Rasûlullah (s.a.v.) onu bana komutan tayin etmişti».
    Allah bu büyük zatlara rahmet etsin. Tarih; Rasulullah'in (s.a.v.) ashabından daha büyük, daha olgun ve daha faziletlisini tanımamıştır.
    ***

    Ayrıca Usâme ordusu Şam'a hareket etmiştir ancak Şam'ın merkezine gitmemiş Huzaa kabilesine gidip murtedleri öldürüb geri dönmüştür. Yine İran'ın fethi, Kadisiye savaşı iledir ve burada da savaşılmıştır.

    1- El-İsabe (Mustafa Muhammed baskısı), 1/46
    2- EI-İstîab (El-İsabe'nin haşiyesi), 1/34-36
    3- Takrîbu't-tehzîb, i/53
    4- Ez-Zehebî, Tarîhu'l-İslâm, H/270-272
    5- Et-Tabqkatu'l-kubra, IV/61-72
    6- El-Iber, 1/95
    7- Ebu'l-futuh et-Tunisî, Men ebtalı'na'ilezîne sanau't-tarih, s. 33-39
    8- Kadetu fethi'ş-Şam ve Mısr, s. 33-51
    9- El-A'lâm, S. 281,282
    Dr. Abdurrahman Ra’fet el-Bâşâ, Sahabe Hayatından Tablolar, Uysal Kitabevi: 1/177-182.




Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş