1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

Çözüldü Yezid, Huseyin (r.anh), Ali (r.anh) Ve Ibn Teymiyye (rahimehullah) Hakkında Çeşitli Sorular

Konu, 'İslam Tarihi ve Vakıalar' kısmında Mehmet89 tarafından paylaşıldı.

  1. Mehmet89

    Mehmet89 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

      
    Selamun aleykum

    1- İbni Teymiyye'nin Yezid bin Muaviye yorumu nedir?

    2- İbni Teymiyyenin Hz.Ali hakkında düşünceleri nelerdir?

    3- Selefiler Yezid-Hz.Hüseyin mücadelesinde kimi haklı bulur?

    4- İslam coğrafyasında bazı kişilerin Yezid'i haklı bulduğu doğru mudur?

    5- Hz.Ali'nin sahabi dereceleri içinde ilk 4'te olduğu Ehli Sünnetin sözbirliği midir? Yoksa ilk 3 halifenin derecesinden sonra kimin geldiği konusunda ihtilaf mı vardır?
  2. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    Aleykum selam we rahmetullah ;

    C 1- Şeyhulislam İbn Teymiyye : Yezid b. Muaviye b. Ebu Sufyan


    https://www.islam-tr.net/konu/seyhulislam-ibn-teymiyye-yezid-b-muaviye-b-ebu-sufyan.22867/


    C 2- Şeyhu'l İslam İbn Teymiyye (rahimehullah)ın, İmam Ali (r.anh) hakkında çeşitli konulardaki görüşleri hakkında el Munteka isimli kitabını inceleyebilirsiniz .

    İndir


    C 5- Dört Halifenin Fazilet ve Üstünlük Sıralamasını Reddetmek!


    https://www.islam-tr.net/konu/dort-halifenin-fazilet-ve-ustunluk-siralamasini-reddetmek.20494/

    Devam edecek (İnşeallah)


  3. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    C 3 - 4- Yezid'in, Huseyin bin Ali (r.anh)ı öldürmesinden dolayı, Selef'i ile Halef'i arasında fark yoktur. Bu hadisede Yezid hatalıdır.




    Huseyin (r.anh)'in Öldürülüşü

    Biz bu konuyu siyer imamlarının görüşlerinden istifade ederek anlatacağız. Yalancı Şiilerin iddialarına itibar etmeyeceğiz.

    Ebu Mihnef, Abdullah b. Süleym ile Münir b. Müşmail el-Esedî'nin şöyle dediklerini rivayet etmiştir:

    "Huseyin yola çıktı. Şeref mıntıkasına varıp konakladığında seher vakti azadlılarına(kendisiyle birlikte olan gençlere):"Bol miktarda su alıp saklayın." diye emir verdi. Sonra yoluna devam etti, günün ortasında arkadaşlarından birisi tekbir getirince ona: "Neden tekbir getirdin?" diye sordu:

    Adam: "Hurma ağaçlarını gördüm." diye karşılık verdi. Fakat Esedoğullarından iki kişi: "Bu bölgede kesinlikle hurma ağacı yok." dediler. Bu sefer Huseyin onlara: "Peki sizce bu nedir" diye sorunca bu iki adam: "Gelen atlılardan başka birşey olduğunu sanmıyoruz. İşte atlılar geldi." diye cevab verdiler. . Huseyin kendilerine: "Ben de aynı şey olduğunu sanıyorum." dedikten sonra: "Kendisine sığınıp arkamıza alacağımız ve gelenlere karşı tek bir istikamette duracağımız bir sığınak yok mudur?" diye sorduğunda o iki kişi: "Öyle bir yer vardır." dediler ve şöyle dediler: "İşte Zuhism denilen yer yan tarafmdadır. Sola doğru oraya gidersin. Eğer bunlardan önce oraya varacak olursan, orası tam istediğin gibi bir yerdir." Huseyin oraya doğru gitti oraya varınca çadırların kurulmasını emretti. Karşı tarafın adamları da Hür b. Yezid et-Temimî komutasında geldiler. 1000 süvari idiler. Bunlar İbn Ziyad'm gönderdiği askeri birliğin Öncüleri idiler. Bunlar öğle vakti gelip Huseyin'in karşısında durdular. Huseyin ve arkadaşları sarıklarını sarmış, kılıçlarım kuşanmışlardı. Arkadaşlarına kana kana su içmelerini ve atlarına içirmelerini, aynı zamanda düşmanlarına da su vermelerini emretti. Kendisi de diğerleri de kana kana suyu içtiler.

    Anlatıldığına göre öğle vakti girdiğinde Huseyin, Haccac b. Mes-ruk el-Cûfî'ye emir verdi. Haccac ezan okudu. Sonra Huseyin, bir izar ve ridaya bürünmüş, bir çift ayakkabı giymiş olarak ortaya çıktı, arkadaşlarına ve düşmanlarına konuşma yaptı. Irak'a geliş sebeplerini anlattı. Kûfelilerin imamları olmadığına, kendisinin oraya gelmesi halinde kendisine be/at edeceklerine ve onunla omuz omuza savaşacaklarına dair mektuplar yazmış olduklarını söyledi. Sonra namaz kılındı. Huseyin, Ubeydullah b. Ziyad tarafından gönderilen askerlerin komutanı Hurr'e şöyle sordu:

    - Arkadaşlarına namaz kıldırmak istiyor musun?

    - Hayır, sen kıldır. Biz de sana tabi oluruz.

    Huseyin, onlara namaz kıldırdı. Sonra kendi çadırına giderek arkadaşlarıyla toplantı yaptı. Hür de kendi askerlerinin başına gitti, iki taraf tetikte durmaktaydılar. İkindi vakti olunca Huseyin, onlara namaz kıldırdı. Namazı tamamladıktan sonra onlara hutbe irad etti. Enirini dinlemeleri, kendisine itaat etmeleri ve kendilerine zulümle muamele eden yöneticileri başlarından kovmaları için teşvikte bulundu. Hür, ona şöyle dedi: "Bu mektupların ne olduğunu, bunları kimlerin yazdığını bilmiyoruz." dedi. Huseyin de mektup dolu iki çuvalı ortaya koydu, mektupları Hür'ün önüne boşalttı. Bunlardan bir kısmını okudu. Hür, ona şöyle dedi:

    - Biz bu mektupları sana yazanlardan değiliz. Yalnız bize emir verildi; seninle karşılaştığımız takdirde seni Ubeydullah b. Ziyad'a götü-rünceye kadar senden ayrılmayacağız, peşini bırakmayacağız.

    - Oraya gitmektense ölüm daha iyidir.

    Böyle dedikten sonra Huseyin, kendi arkadaşlarına: "Bineklerinize binin." diye emir verdi. Onlar ve kadınları bineklerine bindiler. Oradan ayrılmak istedikleri zaman Hür ve adamları, ayrılmalarına mani oldular. Hz, Huseyin Hür're şöyle dedi:

    - Anan seni kaybetsin, ne yapmak istiyorsun?

    - Vallahi bu sözü senin bu halinde iken başka bir Arap söylemiş olsaydı ona misillemede bulunurdum, onun anasını da bırakmazdım. Ama senin anan hakkında yapabileceğimiz ve söyleyebileceğimiz bir-§ey yok. Elden geldiğince onu en güzel bir şekilde anmakla yükümlümüz. Ba taraf karşılıklı söz düellosunda bulundular, nihayet Hür, Hüse-yi^'e şöyle dedi:

    Ben seninle savaşmakla emroİunmadım, ancak seni Kûfe'ye ibn 'a götürünceye kadar peşini bırakmamakla emrolundum. Eğer e'ye gelmeye razı olmuyorsan başka bir yol tut, ancak o yol seni ne e'y getirsin, ne de Medine'ye götürsün. Sen Yezid'e bir mektup yaz.

    Ben de Ibn Ziyad'a yazayım, istiyorsan böyle yapalım. Belki Cenâb-ı Allah, beni, senin belandan kurtaracak bir yol ortaya koyar.

    Huseyin, Azip ve Kadisiye yolunu tutarak sol tarafa yöneldi Hür b. Yezid de onun yanı sıra gitmekteydi. Ona şöyle diyordu:

    - Ey Huseyin! Allah aşkına kendine zarar verme. Eğer savaşırsan öldürüleceğine şahitlik ederim. Öldürülürsen bence helak olursun.

    - Sen, beni ölümle mi korkutup tehdit ediyorsun? Ama ben Evs'in kardeşinin amcası oğluna -Rasûlullah'a yardıma giderken karşılaşması esnasında- söylediğini söylüyorum. Amcasıoğlu ona: "Nereye gidiyorsun, sen öldürüleceksin." deyince, Evs'in kardeşi şöyle cevap vermişti: "Yoluma devam edeceğim. Yiğit kimseler hayır niyet edip Müslüman olarak cihad ederlerse, ölümden dolayı ayıplanamaz. Bunlar salih kimselere iyi davranır ve bizzat iyilikte bulunurlar. Yaşadıkları sürece korkudan azade yaşar ve korkuyu yere fırlatırlar."

    Bu şiir, başka bir şekilde de nakledilmiştir şöyle ki: "Yoluma devam edeceğim, yiğit kimseler, hayır niyet edip suçlularla buluşmazlarsa ölüm onlar için ayıp olmaz. Yaşarsam kınanmam, ölürsem pişman olmam, ama zelil olmam ve burnumun yere sürülmesi için Ölüm sana yeter." Hür bu sözleri duyunca Huseyin'den uzaklaştı. Arkadaşlarıyla birlikte ondan uzakta olarak yollarına devam etti. Nihayet Azıbulhecenat mevkiine vardılar. Orada binekleri üzerinde Kûfe'den gelmekte olan dört kişiyle karşılaştılar. Bunların yanında Na-fî b. Hilaî'in el-Kamil adındaki atı da vardı. Bunlar Huseyin'le görüşmek için Tarmah b. Adi'nin kılavuzluğunda Kûfe'den gelmişlerdi. Tar-mah bir ata binmiş olup, şu şiiri okumakta idi:

    "Ey bineğim, ürkütmemden korkma,

    Fecrin doğuşundan önce süvarilerin en hayırlıları ve yolculuğun en hayırlısı ile menzile varmak için paçaları sıva.

    Ki güzel ahlaklı biri ile süslenesin. O şereflidir, hürdür. Göğsü ve kalbi geniştir. Allah, onu en hayırlı bir iş için getirmiştir.

    Onun namı kıyamete kadar sürecektir."

    Hür, gelen adamların Huseyin'in yanma gitmelerine müsaade etmedi, ancak Huseyin onu böyle yapmaktan men etti. Kûfe'den gelenler Huseyin'in yanma vardıklarında Huseyin onlara şöyle dedi: "Geride bıraktığınız adamların durumunu bana haber verin." Gelen dört Kûfeli'den Mücemma b. Abdullah el-Amirî, şöyle cevap verdi:

    "Halkın eşrafı sana karşı birleşmiştir. Çünkü onlara rüşvet verildi. Heybeleri dolduruldu. Böylece onların muhabbetleri kazanıldı. İtaatleri sağlandı, hepsi sana karşı birleştiler. Diğer insanlara gelince onların gönülleri seninle beraber ama kılıçlan yarın sana karşı çekilecektir."

    Huseyin, onlara sordu:

    - Size gönderdiğim elçim hakkında ne biliyor sunuz?

    - Gönderdiğin elçin kimdir?

    - Kays b. Mezher es-Seydavf dir.

    - Evet Huseyin b. Nümeyr, onu yakalayıp İbn Ziyad'a götürdü. îbn

    Ziyad da ona, sana ve babana lanet okumasını emretti. Ama o sana ve babana dua etti. îbn Ziyad'a ve babasına ise lanet okudu. İnsanları sana yardıma davet etti. Senin Kûfe'ye gelmek üzere olduğunu haber verdi. Bunun üzerine sarayın damından yere atıldı ve can verdi.

    Bu cevap karşısında Huseyin'in gözleri yaşardı ve şu ayeti okudu: "Kimi bu uğurda canını vermiş, kimi de beklemektedir. "(ei-Ahzâb, 23.)

    Sonra Huseyin şöyle dua etti: "Allah'ım, bize ve onlara Cennet'i nasib et. Biz ve onları rahmetinin karargahında senin gizli olan ve mü'minlerin arzuladığı sevabında biraraya getir."

    Tarmah b. Adi, Huseyin'e şöyle dedi: "Beraberindeki adamlara bak. Yanında kaç kişi var? Yanında şu küçücük gruptan başka kimse yok. Öyle sanıyorum ki, sana karşı şu karşıda gördüğüm birlikten başkası savaşmayacak olursa bunlar bile senin hakkından gelmeye yeter. Hal böyle iken Kûfe dışında süvariler, piyadeler dolup taşıyor, hepsi seni yakalamayı amaç edinmişler. Hedefleri sensin. Allah aşkına Cenâb-ı Allah'ın seni Gassan ve Himyer meliklerinden, Numan b. Münzir'den, siyah ve kızıl renkli herkesten koruyacağı bir beldeye gidip yerleşmek istiyorsan bunu yap. Vallahi bu durumda bize zillet asla gelmeyecektir. Ben seninle beraber yürüyeceğim. İstediğin beldeye yerleşinceye kadar seninle beraber olacağım. Sonra Tay kabilesinin Ece ve Selma kollarına haber gönderip adam iste. istediğin kadar yanımızda kal. Ben, Tay kabilesinden 10 000 kişinin sana gelip destek olacaklarım tekeffül ediyorum. Bunlar, senin uğrunda kılıçlarıyla savaşacaklardır. Allah'a yemin ederim ki onların gözleri açılıp kapandığı sürece sana asla zarar dokunmayacaktır."


    Huseyin ona: "Allah sana hayır mükafat versin." dedi ve yolundan geri dönmedi, kararından vazgeçmedi. Tarmah da onunla vedalaş-tı, Huseyin yoluna devam etti. Geceleyin Huseyin, hizmetçilerine, yeterince su alıp saklamalarını emretti. Su temin edildikten sonra yola devam etti. Yolda bineğinin üzerinde iken uykuya daldı. Başı önüne düştü. Sonra uyanıp şöyle dedi: "Doğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz. Âlemlerin Rabbi Allah'a hamdolsun. Rüyamda bir süvarinin ^üzerinde şöyle dediğini gördüm: "Bu millet yürüyüp gidiyor ama olüm de onlara doğru geliyor." Anladım ki ölüm haberimiz veriliyor."

    Fecir doğduktan sonra arkadaşlarına sabah namazını kıldırdı, acele bineklerine bindiler. Sonra sol taraftan yola devam ettiler. Nihay
    et Nınova'ya vardılar, orada bineği üzerinde yayma yaslanmış bir suvarinin Kûfe'den gelmekte olduğunu gördüler. Gelen süvari, Hur b. Yezid'e selam verdi, ama Huseyin'e selam vermedi. Hür're, îbn Ziyad'm mektubunu verdi, mektupta bir kasaba-köy veya kaleye uğranmaksızm Irak'a doğru gelmeleri emrediliyordu. İbn Ziyad'm elçileri ve askerleri gelinceye kadar yola devam etmeleri isteniyordu. Mektubun verildiği hicri altmışbirinci senenin Muharrem ayının ikinci pazartesi günü idi. Ertesi gün Ömer b. Sa'd b. Ebi Vekkas, 4000 askerle geldi. İbn Ziyad, onu bu askerlerle Deyleme doğru gitmekle görevlendirmişti. Bu, Kûfe dışında ordugah kurmuştu. Huseyin'in durumunu haber aldıklarında îbn Ziyad ona: "Huseyin'in üzerine git, onun işini bitirdikten sonra Deyleme git." diye emir verdi. Ömer b. Sa'd kendisini bu görevden affetmesini tbn Ziyad'dan istedi, ancak îbn Ziyad, ona şöyle dedi: "îster-sen seni bu görevden affederim, ama sana vermiş olduğum bu beldelerin valiliğini de senden alırım." İbn Ziyad'ın böyle demesi üzerine Ömer b. Sa'd: "Müsaade et de durumumu düşüneyim." dedi ve süre istedi. Bu süre zarfinda her kiminle istişare yaptıysa herkes ona, Huseyin'in üzerine gitmemesini öğütledi. Öyle ki kızkardeşinin oğlu Hamza b. Muğire b. Şube, ona şöyle dedi:

    "Sakın Huseyin'in üzerine gitmeyesin. Aksi takdirde Rabbine asi olmuş ve akrabalık bağlarım koparmış olursun. Allah'a yemin ederim ki, Huseyin'in kam ile Allah'ın huzuruna çıkmaktansa, bütün yeryüzü hakimiyetinden mahrum kalmak senin için daha hayırlı ve daha iyidir." Bu tavsiye üzerine Ömer: "înşaallah böyle yaparım." dedi. Sonra Ubeydullah b. Ziyad, onu korkutup tehdit etti. Görevden azledip öldürüleceğini söyledi. Bunun üzerine Ömer b. Sa'd, Huseyin'in üzerine gitti. Yukarıda sözünü ettiğimiz yerde onunla karşılaştı. Sonra Huseyin'e elçi göndererek elçi vasıtasıyla sordurdu:

    - Buraya niçin geldin?

    - Kûfeliler yanlarına gelmem için bana mektup yazdılar. Eğer beni istemiyorlarsa, sizi bırakıp Mekke'ye dönerim. Huseyin'in bu cevabı üzerine Ömer b. Sa'd: Umarım ki Allah, beni Huseyin'le savaşmaktan kurtaracaktır." dedi ve bu durumu bir mektupla îbn Ziyad'a bildirdi, îbn Ziyad, ona şu karşılığı gönderdi:

    "Mü'minlerin takvalı, temiz ve mazlum emin Osman b. Affan nasıl sudan yoksun bırakıldıysa sen de bunları sudan yoksun bırak. Kendileri ile suyun arasına engel koy. Huseyin'e, beraberindeki adamlarıyla birlikte mü'minlerin emin Muaviye oğlu Yezid'e be/at etmelerini teklif et. Eğer böyle yaparlarsa, biz de görüşümüzü ortaya koyanz."

    Bunun üzerine Ömer b. Sa'd'm adamlan, Huseyin'in adamlarım sudan yoksun bıraktılar. Su basma gelmelerine engel oldular. Ömer b. Sa'd'm su başında duran engelleyici müfrezesinin başında Amr b. Haccac bulunuyordu. Huseyin, bunlann susuzluktan ölmeleri için beddua etti. İşte Amr b. Haccac da aşın derecede susuzluktan öldü. Sonra Huseyin, Ömer b. Sa'd'dan iki ordugah arasında kendisiyle bir görüşme yapmasını talep etti. İki taraftan yirmi kadar süvari toplantı yerine geldiler. Uzun uzadıya konuştular. Nihayet gecenin bir kısmı geçti, ama birbirlerinin ne dediklerini anlayamadılar. Bazı kimseler, Huseyin'in, Ömer b. Sa'd'dan kendisini Şam'da bulunan Muaviye oğlu Yezid'e götürmesini ve buradaki askeri birliklerin oldukları yerde karşı karşıya bırakılmalarını talep etmişti. Ömer ise, ona şu cevabı vermişti:

    - Eğer böyle yaparsam îbn Ziyad benim evimi yıkar.

    - Ben senin evini eskisinden daha güzel yaparım.

    - O zaman çiftliğimi elimden alır.

    - Sana Hicaz'daki malımdan bir kısmını vererek daha iyi bir çiftlik
    alırım.

    Ömer b. Sa'd, bu teldin uygun görmedi.

    Bazılan dediler ki: Huseyin, Ömer b. Sa'd'dan, kendisiyle birlikte Yezid'in yanma gitmesini veya kendisini Hicaz'a dönmek üzere bırakmasını, yahut sınır boylanna gidip Türklerle savaşmasına müsaade etmesini istemiş, Ömer de bu durumu Ubeydullah b. Ziyad'a yazmış, Ubeydullah: "Evet, kabul ettim." deyince orada bulunan Şimr b. Zucevşen kalkıp şöyle diyerek müdahalede bulunmuştu:

    - Hayır, vallahi Huseyin ve adamları senin hükmüne boyun eğmedikleri takdirde bu olmaz. Vallahi duyduğuma göre Huseyin ile Ömer b. Sa'd, iki karargah arasında orta bir yerde oturup görüşüyor ve gece boyunca konuşuyorlarmış." İbn Ziyad da: "Ne güzel bir görüş ileri sürdün" dedi.

    Ebu Mihnef, Ukbe b. Sem'a'nın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

    "Mekke'den yola çıktığı andan öldürülüşüne kadar geçen sürede Huseyin'in yanında bulundum. Vallahi o, her nerede ne söylediyse bütün sözlerini işittim. O, Yezid'e gitmek, ona bey'at etmek veya sınır boylanna gitmek gibi taleplerde bulunmadı. Onlardan sadece iki şeyden birini yapmalanm istedi: Ya kendisini bırakıp geri dönmesine müsaade edeceklerdi veya kendisini bırakıp açık bir alana gitmesine izin verecekler, orada insanlann akibetini bekleyecekti."

    Sonra Ubeydullah b. Ziyad, Şimr b. Zilcevşen'i Huseyin'in üzerine gönderdi. Gönderirken de ona şu talimatı verdi: "Git. Eğer Huseyin ve aaamlan, benim hükmüme boyun eğerlerse ne alâ, aksi takdirde Ömer D- Sa'd'a, onlarla savaşmasını emret. Eğer savaşmakta gecikirse boynunu vur ve sen askerlerin başına komutan olarak geç."

    Ubeydullah b. Ziyad, Ömer b. Sa'd'a bir mektup göndererek Huseyin'le savaşmakta geciktiğinden ötürü onu tehdit etti ve eğer Huseyin yanına gelmezse, onunla ve adamlarıyla savaşmasını emretti. Onların ası olduklarını ifade etti.

    Şimr mektubu aldığında, yanında Abdullah b. Ebu Muhil b. Hizam bulunuyordu. Onun halası olan Hizam'ın kızı Ummu'l-Benin, Ali'nin hanımı idi. Ondan Abbas, Abdullah, Cafer ve Osman adındaki çocukları doğmuştu. Abdullah, İbn Ziyad'a şunları söyledi: "Eğer bizim kızkardeşinıizin çocuklarına bir eman yazmayı uygun görüyorsan yaz."

    îbn Ziyad, onlara bir eman yazarak bu emanı kölesi Kirman'la birlikte onlara gönderdi. Onlar bu eman mektubunu görünce: "Bizim sizin emanımza ihtiyacımız yok. Çünkü Allah'ın emanı, Sümeyye'nin oğlunun emanından daha hayırlıdır." dediler.

    Şimr b. Zilcevşen, Ömer b. Sa'd'a, Ubeydullah b. Ziyad'm mektubunu getirdiğinde Ömer ona şöyle dedi:

    "Allah senin diyarını uzaklaştırsm ve getirdiğin şeyi çirkinleştirsin. Huseyin'in talep ettiği ve benim İbn Ziyad'a arz ettiğim üç teklifi îbn Zi-yad'm kabul etmesine engel olan kişinin sen olduğunu sanıyorum. Vallahi doğrusu da budur."

    Şimr, Ömer'e şöyle sordu:

    - Ne yapacağını bana söyle. Bunlarla savaşacak mısın, yoksa beni bunlarla başbaşa mı bırakacaksın?

    Ömer, ona şu cevabı verdi:

    - Hayır, şeref sana ait olmaycaktır. Bu işi bizzat ben yerine getireceğim." Böyle dedikten sonra Ömer, onu piyadelerin başına komutan yaptı. Muharrem ayının dokuzunda perşembe günü akşamında Huseyin'in tarafına saldırdı. Şimr b. Zilcevşen, kalkıp şöyle dedi:

    - Kızkardeşimizin oğulları nerededirler?

    Onun böyle sorması üzerine Ali'nin oğulları Abdullah, Cafer, Abbas ve Osman ayağa kalktılar. Orada olduklarını gösterdiler. Şimr, onlara şöyle dedi:

    - Size eman verilmiştir, siz güvendesiniz.

    - Eğer Rasûlullah (s.a.v.)'m torunu Huseyin'e ve bize birlikte eman veriyorsan kabul ederiz. Aksi takdirde senin emanına ihtiyacımız yok."

    Sonra Ömer b. Sa'd, askerlere şöyle seslendi:

    - Ey Allah'ın atlıları! Bineklerinize binin. Size müjdeler olsun.

    Aynı gün ikindi namazından sonra bineklerine bindiler ve Huseyin'in tarafına doğru hücuma geçtiler. Huseyin ise, çadırının önünde kılıcına yaslanmış, uyuklamaktaydı. Başı önüne düştü. Kaz kardeşi gürültüyü duyunca Huseyin'e yaklaştı ve onu uykudan uyandırdı. O da başım doğrulttu ve şöyle dedi: Rasûlullah (s.a.v.)'ı rüyada gördüm. Bana: "Sen bize geliyorsun." dedi. Huseyin'in böyle demesi üzerine kızkardeşi kendi yüzünü tokatlayıp: "Vay başımıza gelenler!" diye bağırdı. Huseyin de ona şöyle cevap verdi: "Ey kardeşim, başımıza gelen bir felaket yok, sakin ol, Rahman olan Allah sana merhamet etsin."

    Kardeşi Abbas, Huseyin'e dedi ki:

    - Ey kardeşim, düşman sana doğru geliyor.

    - Onlara git, niçin geldiklerini sor.

    Abbas, onlara yirmi süvariyle birlikte gitti ve sordu:

    - Neyiniz var, niçin geliyorsunuz?

    - Vali İbn Ziyad'm emri geldi. Ya onun hükmüne boyun eğeceksiniz, yada sizinle savaşacağız.

    - Yerinizde durun, gidip durumu Abdullah'ın babasına (Huseyin'e) bildireyim.

    Abbas, Huseyin'in yanına döndü, ama arkadaşları düşman karşısında beklemekteydiler. İki taraf birbirlerine laf attılar. Birbirlerini kınayıp azarladılar. Huseyin'in adamları, îbn Ziyad'ın adamlarına şöyle dediler: "Siz ne kötü bir milletsiniz. Peygamberinizin zürriyetini ve bu zamandaki insanların en hayırlılarım öldürmek istiyorsunuz."

    Bundan sonra Abbas, Huseyin'in yanından gelip İbn Ziyad'ın askerlerine şöyle dedi:

    - Abdullah'ın babası (Huseyin), bu gece geri dönmenizi, geceleyin kendi durumunu düşünmek istediğini söylüyor. Ömer b. Sa'd, Şimr b. Zilcevşen'e dedi ki:

    - Sen ne diyorsun?

    - Komutan sensin, görüş, senin görüşündür.

    Amr b. Haccac b. Seleme ez-Zübeydî dedi ki: "Subhanallah, vallahi Huseyin değil de Deylemlilerden bir adam dahi sizden böyle bir talepte bulunmuş olsaydı, onun bu talebini uygun karşılamanız gerekirdi."

    Kays b. Eş'as da dedi ki: "Ey Ömer b. Sa'd! Huseyin ve adamlarının isteklerini kabul et, hayatıma yemin ederim ki, sabahleyin savaşacaksınız." Gerçekten de öyle oldu. Huseyin, kardeşi Abbas yanına döndüğünde ona şöyle dedi: "Geri dön, bu akşam onları geri çevir, belki bu gece Rabbimize namaz kılarız, kendisinden mağfiret dileyip dua ederiz. Allah da biliyor ki benim en çok bildiğim şey, O'nun için namaz kılmak, kitabını okumak, istiğfarda bulunmak ve dua etmektir."

    Huseyin, o gece kendi ailesine vasiyetini yaptı. Gecenin ilk kısmında arkadaşlarına bir konuşma yaptı. Allah'a hamdü senada bulunduktan, Rasûlüne de salâtü selâm getirdikten sonra fasih ve tesirli bir ifadeyle arkadaşlarına şöyle hitap etti: "Bu gece, ailesinin yanma dönmek isteyen varsa, ben ona izin vermiş oldum, çünkü şu karşıdaki düşmanın asıl ele geçirmek istediği kişi benim."

    Malik b. Nadr dedi ki: "Benim borcum var, çoluk çocuğum var." Boy-Je deyip gitti. Huseyin, onlara şöyle dedi: "İşte, gece sizi örtmüş bulunuyor, gece karanlığından istifade edip gidin. Sizden herbir erkek, be-ŞIm- ailemden birinin elini tutup şu gecenin karanlığında yola çıksın. Şehirlerinize gidin. Çünkü bu düşman sadece beni ele geçirmek istiyor, eger beni yakalarlarsa, benimle oyalanır ve sizi yakalamaktan vazge-

    çerler. Kendi yolunuza gidin ki, Allah size genişlik versin."

    Kardeşleri, çocukları ve yeğenleri Hz, Huseyin'e: "Senden sonra biz hayatta kalamayız ve Allah'ın, hoşumuza gitmeyecek şeyi senin başına getirdiğini görmek istemiyoruz." dediler. Huseyin de onlara: "Ey Akiloğullan! Kardeşiniz Müslim'in öldürülmesi fidye olarak size yeter. Haydi gidin, ben size izin verdim." dediyse de onlar şöyle karşılık verdiler:

    "Şeyhimizi, büyüğümüzü, liderimizi, amcaların en hayırlısı olan amcamızın oğlunu bıraktığımız ve düşmana bir ok atmayıp bir mızrak fırlatmadığımız, onlarla -hayatta kalmak arzusu yüzünden- kılıç kılıca vuruşmadığımız takdirde insanlar bize ne derler? Hayır, vallahi biz böyle yapmayacağız. Aksine mallarımızı, ailelerimizi ve canlarımızı feda edip seni gideceğin yere götürmedikçe ve senin uğruna savaşmadıkça senden ayrılmayacağız. Allah, senden sonra yaşamayı bize çirkin göstermiştir." Müslim b. Avsece el-Esedî de böyle dedi. Said b. Abdullah el-Hanefî de şöyle dedi:

    "Hayır, Allah'a yemin ederiz ki, Rasûlullah'tan sonra seni muhafaza ettiğimizi Allah'a isbatlamadikça seni bırakmayacağız, Allah'a yemin ederim ki, senin uğruna 1000 defa da olsa öleceğimi bilsem ve benim ölümüm sebebiyle Cenâb-ı Allah'ın seni ve aile efradından olan şu gençleri kurtaracağını bilsem, yine de ölmeyi arzularım. Çünkü benim ölümüm, bir tek adamın ölümüdür."

    Huseyin'in diğer arkadaşları da benzer sözler söylediler ve: "Allah'a yemin ederiz ki, senden asla ayrılmayacağız, canlarımız sana feda olsun. Boğazımızı, alnımızı, elimizi ve bedenlerimizi öne sürerek seni koruyacağız. Bu uğurda öldürülürsek, borcumuzu ödemiş ve vefakârlık göstermiş oluruz." dediler.

    Kardeşi Abbas da Huseyin'e şöyle dedi: "Allah, senin ölümünü bize göstermesin. Sen öldükten sonra biz yaşamayı ne yapalım."

    Ebu Mihnef, Ali'nin torunu ve Huseyin'in oğlu Zeynelabidin'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

    "Babamın sabahında öldürüleceği gece oturmaktaydım. Halam Zeyneb, yaralarımı tedavi ediyordu. Babam arkadaşlarıyla birlikte çadırına çekilmişti. Yanında Ebu Zerr el-Gifarfnin azatlısı Huvey de vardı. Babam kılıcını düzeltiyor ve şöyle diyordu:

    "Ey zaman, of senden! Ne biçim arkadaşsın.

    Ne zamandır gün doğuyor, sabah oluyor.

    Nasıl arkadaşsın, nasıl ölü istersin? '

    Zaman birini başkasının yerine kabul etmiyor ki,

    Emir ancak yüce Allah'ındır.

    Her hayat sahibi bir yoldan gidiyor."

    Bu beyitleri babam iki veya üç defa tekrarladı. Öyle ki ben bu beyitleri ezberledim ve ne demek istediğini anladım. Gözlerime yaş doldu, ağlayacaktım ama kendimi tuttum, sustum. Başımıza bela indiğini anladım. Halam Zeynep, onun bu beyitleri okuduğunu işitince başı açık bir şekilde onun yanma kadar gitti ve şu şekilde bağırmaktan kendini alamadı:

    "Vay başıma gelenlere! Keşke ölüm şu anda hayatımı tüketip bitir-se. Annem Fatıma öldü. Babam Ali öldü. Kardeşim Hasan öldü. Ey geçmişlerin halifesi, bunların hepsi öldü." Huseyin, ona bakıp şöyle dedi: "Canım kardeşim! Sakın şeytan senin dayanma gücünü alıp götürmesin." Halam da ona şöyle karşılık verdi: "Anam babam sana feda olsun, sen âdeta ölümünü istiyor gibisin, canım sana feda olsun." Böyle dedikten sonra kendi yüzüne vurdu. Yakasını yırttı, bayılıp yere düştü. Babam kalkıp onun yüzüne su serpti ve şöyle dedi: "Canım kardeşim, Allah'tan kork, sabret. Allah'ın tesellisi ile avun, şunu bil ki, yeryüzündeki herkes ölecektir. Semadakiler dahi hayatta kalmayacaktır. Herşey helak olacaktır. Sadece yüce Allah'ın zatı baki kalacaktır. O, yaratıkları kendi kudretiyle yaratmıştır. Onları kahır ve izzeti ile öldürecek, tekrar diriltecektir. Sadece O'na kulluk edeceklerdir. O, bir ve tektir. Bilesin ki, babam benden daha hayırlıydı. Annem de benden daha hayırlıydı. Kardeşim de benden daha hayırlıydı. Benim, onların ve her Müslüma-nın Rasûlullah'a uyması gerekir. Rasûlullah'da uyulacak güzel bir örnek vardır. Canım kardeşim! Allah adına sana yemin veriyorum, sakın ölümümden sonra elbiseni yırtmayasm ve benim için yüzünü tırmala-mayasın. Ölecek olursam "Vay başıma, eyvah bana!" demeyesin." Böyle diyerek halamı teselli ettikten sonra elinden tutup yanıma getirdi ve çıkıp arkadaşlarının yanma gitti. Çadırlarını, ipleri birbirlerine girecek şekilde birbirlerine yaklaştırmalarını ve düşmanın bir yönden başka cihetlerden gelmesine imkan vermemelerini söyledi. Çadırlarını sağlarına sollarına ve arka taraflarına bırakmalarını emretti. Akşam olunca hep birlikte namaz kıldılar, geceyi namaz, istiğfar, dua ve niyazla geçirdiler. Düşman muhafızlarının atları onların arka taraflarında dolaşıyorlardı. Bu muhafızların komutanı Uzre b. Kays el-Ahmesî idi. Babam Huseyin, şu ayet-i kerimeyi okuyordu:

    "İnkâr edenler, kendilerine vermiş olduğumuz mühletin sakın kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Biz onlara ancak günahları çoğalsın diye mühlet veriyoruz. Küçültücü azab onlaradır. Allah, inananları sizin durumunuzda bırakacak değildir. Temizi pisten ayıracaktır."(Âl-i Imrân, 178-179.)

    Huseyin'in bu ayeti okuduğunu, arkada dolaşmakta olan düşman süvarilerinden biri duydu ve şöyle dedi: "Ka'be'nin Rabbme yemin ederim ki temiz olanlar biziz. Allah bizi sizden ayıracaktır.

    Ben onu tanıdım. Zeyd b. Hudayr'a dedim ki:

    - Bu adamın kim olduğunu biliyor musun?

    - Hayır.

    - Bu, Ebu Harb es-Sübay'i Ubeydullah b. Şümeyr'dir. Bu çok gülen ve atılgan bir adamdı. Said b. Kays, bazen onu çadırında ahkoyardı. Onun böyle demesi üzerine Ye/id b. Husayn, ona şu karşılığı vermişti:

    - Ey fasık, sen ne zaman temiz adamlardan oldun ki?

    - Sen kimsin, vay senin haline!

    - Ben Yezid b. Husayn'ım!

    - Doğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz. Ey Allah'ın düşmanı, sen mahvoldun artık! Niçin öldürülmeni istiyorsun? Belanı mı istiyorsun?

    - Ey Ebu Harb, büyük günahlarından tevbe etsene. Allah'a yemin ederim ki, temiz olanlar biziz, pis olanlarsa sizlersiniz.

    - Evet ben de bunlara şahit olanlardanım. Vay sana beni tanıman sana yetmedi mi? (Karşımdan çekip gitsene!) Bu karşıhkîı konuşmalardan sonra etrafımızda gözcülük yapan müfrezenin komutanı Uzre b. Kays, Ebu Harb'ı oradan kovdu. O da çekip gitti.

    Ömer b. Sa'd, arkadaşlarına cuma günü (veya cumartesi günü) ki bu aynı zamanda aşure günü idi, sabah namazını kıldırdıktan sonra savaşa hazırlandı. Huseyin de otuz iki süvari ve kırk piyadeden ibaret olan arkadaşlarına namaz kıldırdı. Sonra namazgahtan ayrılarak saf halinde dizdi. Sağ cenaha Zübeyr b. Kayn'ı, sol cenaha da Habib b. Mu-tahhan komutan yaptı. Sancağını da kardeşi Abbas b. Ali'ye verdi. Kendi hareminin de bulunduğu çadırları arka tarafa aldı. Huseyin, geceden emir verdi, çadırlarının arka taraflarına hendek kazdırdı. Hendeklere ot, tahta ve kamış doldurttu. Sonra bu dolguları ateşledi ki arkadan herhangi bir düşman askeri çadırlara ^elme imkanını bulamasın.

    Öte yandan Ömer b. Sa'd' da kendi askeri birliğinin sağ cenahına Amr b. Haccac ez-Zebidf yi, sol cenahına da Şimr b. Zilcevşen'i komutan yaptı. Şimr b. Zilcevşen'in asıl adı, Şurahbil b. AVer b. Amr b. Muavi-ye'dir. Bu, Beni Debbab b. Kilab kabilesindendir. Ömer b. Sa'd, süvarilerin başına Uzre b. Kays el-Ahmesî'yi, piyadelerin başına da Şebis b. Rib'iyi komutan yapmıştı. Sancağını da azatlısı Verdan'a vermişti. îki taraf orada karşı karşıya gelip durdular. Huseyin, arka tarafta kurulu bulunan çadırına gitti. Orada gusül etti, kasık traşı yaptıktan sonra bol miktarda misk süründü. Daha sonra bazı komutanlar da kendi çadırlarına giderek aynı temizliği yaptılar. Birbirlerine dediler ki: "Bu temizliğin vakti midir? Böyle bir temizlik bu zamanda mı yapılır?" Bazıları da: "Bırakın bu tartışmayı vallahi bu temizlik bu saatte boşuna yapılmış değildir."

    Yezid b. Husayn da dedi ki: "Allah'a yemin ederim ki, kavmim ne gençlik zamanında, ne de ihtiyarlık zamanında benim boş şeylerden hoşlanmadığımı bilir. Ama Allah'a yemin ederim ki, ben ahirete irtihal edeceğimi ve dostlarıma kavuşacağımı anladım ve bu müjde bana verildi- Allah'a yemin ederim ki, bizlerle iri gözlü huriler arasında sadece şu düşmanların bize saldırıp bizi öldürmelerinden başka engel kalmamıştır. Öldükten sonra dostlarımıza ve hurilere kavuşacağız."

    Bundan sonra Huseyin, atma bindi, kılıcını eline alıp havaya kaldırarak şu duayı yaparak düşmanın karşısına gitti: "Allah'ım, sen bütün sıkıntılarda benim güvencemsin, bütün zorluklarda benim ümidimsin."

    Oğlu Ali de ahmak adında bir ata bindi. Ali, zayıf ve hastalıklıydı. Huseyin şöyle seslendi:

    "Ey insanlar! Sözümü dinleyiniz ve acele etmeyiniz, size bir öğüt vereceğim" Herkes sustu, onu dinlemeye başladı. Allah'a hamdü senada bulunduktan sonra şöyle dedi:

    - Ey insanlar! Benim buraya geliş sebebimi kabul eder ve bana insaflıca davranırsanız çok mutlu olursunuz. Ayrıca sizin de benim aleyhime gidecek bir yolunuz kalmaz. Yok benim özrümü kabul etmeyecek olursanız o zaman siz ve koştuğunuz ortaklar elbirliği edin, yapacağınız iş sonra size bir tasa vermesin. Sonra onu bana uygulayın ve beni ertelemeyin. Çünkü benim dostum, kitabı indiren Allah'tır, O, iyileri dost edinir.

    Hz Huseyin'in bu konuşmasını kardeşleri ve kızları duydukları zaman yüksek sesle ağlamaya başladılar, bunun üzerine Hz Huseyin Mekke'den çıkıp gelirken beraberinde kadınları getirmeyip Mekke'de bırakmasını tavsiye eden Abdullah b. Abbas'ı hatırlayarak onun için: "Allah, İbn Abbas'ı, rahmetinden uzaklaştırmasın." dedi. Sonra kardeşi Abbas'ı kadınları susturması için gönderdi. Kendisi de İbn Ziyad'm askerlerine kendi faziletini, nesebinin yüksekliğini kadrinin ve şerefinin yüceliğini anlatmaya başladı ve onlara şöyle dedi:

    - Kendi kendinize danışın, nefsinizi hesaba çekin, benim gibi biriyle savaşmak size yaraşır mı? Ben, peygamberinizin kızının oğluyum, yeryüzünde benden başka peygamber kızının oğlu yok. Ali benim babamdır, îki kanatlı olup Cennet'te uçmakta olan Cafer, benim amcamdır. Şehitlerin efendisi Hamza, babamın amcasıdır. Rasûlullah (s.a.v.), bana ve kardeşime: "Siz Cennet ehlinin gençlerinin efendilerisiniz." de-miŞti. Eğer bu söylediklerimi tasdik ederseniz bilin ki bu haktır. Vallahi Allah'ın yalana öfke duyduğunu bildiğimden beri asla bilerek yalan söylemiş değilim. Eğer inanmıyorsanız bu durumu Rasûlullahm ashabına sorun. Cabir b. Abdullah'a, Ebu Said'e, Sehl b. Sa'd'a, Zeyd b. Erkam'a Ve Enes b. Malik'e sorun, onlar size anlatsınlar. Yazıklar olsun size! Sız Allah'tan korkmuyor musunuz? Kanımı akıtmanıza bir engel yok dur?"

    O esnada Şimr b. Zilcevşen dedi ki:

    - Bu adam, Allah'a bir uçurumun kenarında ibadet ediyor, ne dediğini anlamıyorum.

    Habib b. Mutahhar da Şimr'e şu karşılığı verdi:

    - Allah'a yemin ederim ki ey Şimr, doğrusu sen Allah'a yetmiş uçurumun kenarında ibadet ediyorsun. Bize gelince vallahi biz de onun ne dediğini anlamıyoruz, fakat senin kalbine mühür vurulmuştur."

    Bu karşılıklı konuşmalardan sonra Huseyin, Şimr ve arkadaşlarına hitaben dedi ki:

    - Bırakın da yeryüzünde güven duyabileceğim bir yere döneyim. Onlar da:

    - Amcam oğlunun (Yezid'in) hükmüne boyun eğmene ne engel var?" dediler.

    Huseyin de onlara şu âyet-i kerimeyi okuyarak karşılık verdi:

    - Doğrusu ben, hesap verilecek güne inanmayan, böbürlenenlerin hepsinden, benim Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığınırım." (el-Mü'min, 27.) Bundan sonra Huseyin bineğini çöktürdü. Ukbe b. Sem'an'a emir verdi. Ukbe de bineğini bir yere bağladı. Sonra Huseyin, onlara şöyle dedi:

    - Söyleyin bana, sizden bir adam mı öldürdüm ki onun kanım benden talep ediyorsunuz? Yoksa sizden birinin malını mı yedim ki, onun malını benden istiyorsunuz? Yahut sizden birinizi yaraladım mı ki kısas talep ediyorsunuz?" Ancak karşıdakiler ona cevap vermediler. Huseyin yine şöyle seslendi:

    - Ey Şebis b. Rib'i! Ey Heccar b. Ebcer! Ey Kays b. Eş'as! Ey Zeyd b. Haris! Siz bana: "Meyveler olgunlaştı, bahçeler yeşerdi, bize gel, geldiğin takdirde sen düzenli orduların başına geçeceksin." diye mektup yazmadınız mı?

    Onlar da böyle mektuplar yazmadıklarını söyleyince Huseyin şu karşılığı verdi:

    - Sübhanallah! Vallahi siz yazdınız ey insanlar! Eğer benden memnun değilseniz bırakın da geri döneyim.

    Kays b. Eş'as dedi ki:

    - Amca oğullarının hükümlerine boyun eğsene! Eğer onların hükümlerine boyun eğecek olursan, onlar sana asla eziyet etmeyeceklerdir ve hoşlanmadığın bir muameleyi onlardan görmeyeceksin.

    Huseyin ona şöyle karşılık verdi:

    - Sen kardeşinin kardeşisin. Haşimilerin senden Müslim b-Ukayl'm kanından daha çok kan bedeli talep etmelerini ister inisin? Hayır, Allah'a yemin ederim ki, ben Yezid ve taraftarlarına, alçalmış bir şekilde el uzatmam. Köle gibi onların hükümlerine boyun eğmem.

    Karşıdakiler, Huseyin'e doğru hücuma geçtiler, ancak onlardan otuza yakın süvari Huseyin'in tarafına geçti. Onun askerlerine katıldı. Bunlardan biri de İbn Ziyad'm öncü birliklerinin komutanı Hür b. Yezid idi. Yaptıklarından ötürü Huseyin'den özür dileyip şöyle dedi:

    - Eğer onların niyetlerinin bu olduğunu daha önceden bilseydim,

    seninle birlikte Yezid'e giderdik.

    Huseyin, onun bu mazeretini kabul etti. Sonra Hür, Hz, Huseyin'in askerleri önüne geçerek Ömer b. Sa'd'a şöyle seslendi:

    - Yazıklar olsun size! Rasûlullah (s.a.v.)'m kızının oğlu Huseyin'in

    size teklif ettiği üç şeyden birini, niçin kabul etmiyorsunuz?

    Ömerb. Sa'dise:

    - Eğer yetki bende olsaydı kabul ederdim, diye karşılık verdi. Huseyin'in adamlarından Züheyr b. el-Kayn, silahını kuşanarak at üzerinde ilerledi ve düşmana şöyle hitap etti:

    - Ey Kûfeliler! Allah'ın azabından korkun. Müslümamn Müslüman üzerindeki hakkı ona nasihat etmesidir. Biz, şu ana kadar ve aramızda kılıç sözkonusu olmadığı sürece bir tek dinin sahipleri olan kardeşleriz. Fakat aramıza kılıç girecek olursa herşey biter ve bağlarımız kopar. O zaman biz ayrı bir ümmet, siz de ayrı bir ümmet olursunuz. Gerçek şu ki, Allah bizi de sizi de göndermiş olduğu peygamberi Mu-hammed (s.a.v.)'m soyundan gelmiş olan kimselerle imtihan etmiş bulunuyor. Böylece bizim ve sizin ne yapacağımızı görmüş olacak. Sizi Mu-hammed'e yardımcı olmaya ve azgın oğlu azgın olan Ubeydullah b. Zi-yad'a yardım etmemeye çağırıyoruz. Siz, Ubeydullah ile oğlu Ziyad'dan kötülükten başka birşey görmeyeceksiniz. Bunlar gözlerinize mil çeker, ellerinizi ve ayaklarınızı keser, kulaklarınızı ve burunlarınızı kopartır ve sizi hurma dallarına asarlar! Size işkence yaparlar. Sizin ileri gelenlerinizi ve kurrâlarınızı öldürürler. Nitekim Hicr b. Adiy ve arkadaşlarına, Hani b. Urve ve benzerlerine de aynı şeyi yapmışlardır.

    Karşı tarafta bulunanlar, ona hakaretler yağdırarak İbn Ziyad'a övgüde bulunduktan ve ona dua ettikten sonra şöyle dediler:

    - Allah'a yemin ederiz ki, senin adamını ve onunla birlikte olanları öldürmedikçe buradan ayrılmayacağız.

    Bu defa Züheyr, onlara şöyle seslendi:

    - Fatıma'nm oğlu sevilmeye ve yardım edilmeye, Sümeyye'nin oğlundan daha layıktır. Siz, onlara yardım etmiyorsanız, onları öldürmekten Allah'ın sizi uzak tutmasını dilerim. Adamı, amcasının oğlu Yezid b. Muaviye ile başbaşa bırakan. Yemin ederim ki, Yezid, siz Huseyin'i öldürmeden de kendisine itaat etmenizden hoşnut olacaktır.

    Bu sözler üzerine Şimr, bir ok atarak şöyle dedi:

    - Allah, senin sesini kıssın, sus artık! Fazla konuşarak bizi çok oyaladin.

    Züheyr de şu karşılığı verdi:

    - Ey topuklarına idrar yapanın oğlu! Ben seninle konuşmuyorum sen bir hayvandan başka biri değilsin. Allah'a yemin ederim ki senin Allah'ın kitabından iki ayeti bile doğru dürüst bildiğini sanmıyorum! Kıyamet gününde sana rezilliği ve acıklı azabı şimdiden müjdeliyorum.

    Şimr, bunun üzerine şöyle dedi:

    - Bir saat içerisinde Allah, senin ve arkadaşının canını alacaktır.

    - Züheyr de ona:

    - Sen, beni ölümle mi korkutuyorsun? Allah'a yemin ederim ki, onunla beraber ölmek sizinle birlikte ebediyen yaşamaktan daha sevimlidir, diye karşılık verdi. Daha sonra sesini yükselterek şöyle dedi:

    - Ey Allah'ın kulları! Bu kah yürekli ve ahmak herif, sakın siz dininiz hususunda aldanışa sürüklemesin. Allah'a yemin ederim ki, zürri-yetinin ve ehl-i beytinin kanını akıtanlar, onlara yardımcı olanlar ve onların namuslarım koruyanları öldürenler, Muhammed'in şefaatine erenieyecektir. Allah seni ıslah etsin! Sen şu adamla ( Huseyin'le) savaşacak mısın?

    - Evet, vallahi onunla yapacağım savaşın en kolay şekli, kellelerin düşmesi ve ellerin kaybedilmesi şeklinde olacaktır.

    Hür, Kûfelilerin en bahadırlarmdandı. Huseyin'e gidişinden ötürü bazı arkadaşları onu ayıpladılar. O da kendisini ayıplayanlara şu karşılığı verdi:

    - Vallahi ben kendimi, Cennet ile Cehennem arasında serbest bırakıyorum. Fakat istersem paramparça edileyim ve ateşlerde yakılayım, hiçbirşeyi Cennet'e tercih edemiyorum.

    Böyle dedikten sonra Hür, atını m ahmuzl ayarak Huseyin'in yanına gitti ve önce yaptıklarından ötürü ondan özür diledi. Sonra da Kûfelüere şöyle dedi:

    - Ey Kûfe halkı! Ananız sizi kaybetsin ve sizin kaybınızdan ötürü ağlasın! Siz, Huseyin'i yanınıza çağırdınız, gelince de onu düşmanına teslim ettiniz. Daha önce onun uğruna canınızı feda edeceğinizi iddia ettiniz. Ama daha sonra onu öldürmek için ona karşı saldırıya geçtiniz. Köpeklerin ve domuzların bile engellenmediği Allah'ın geniş beldelerine yönelmesine engel oldunuz. Köpeklerin ve domuzların dahi içtiği Fırat'ın akar suyunu içmesine mani oldunuz. Oysa onlar, susuzluktan bitap düşmüşlerdir. Vefatından sonra Muhammed'in soyuna ne de kötü davrandınız! Eğer bu yaptıklarınızdan hemen tevbe edip geri dönmezseniz, en büyük susuzluk günü olan kıyamet gününde Allah size su içir-mesin ve sizi susuz bıraksın."

    Kûfeli piyadeler, ona mızrak atmaya başladılar. Kendisi de Huseyin'in önüne geçti ve Ömer b. Sa'd, ona şöyle dedi:

    - Eğer yetki bende olsaydı Huseyin'in taleplerini kabul ederdim. Ancak onun bu taleplerini Ubeydullah b. Ziyad kabul etmemiştir.

    Hür b. Yezid, Kûfe’lilere hitab etti. Onları azarlayıp kınadı ve hakaret dolu sözler sarfetti. Sonra da şöyle dedi:

    - Yazıklar olsun size, Huseyin'i, kadınlarını ve kızlarını Yahudilerle Hristiyanlann içtiği, sevadın köpekleriyle domuzlarının dillerini sokup içtikleri Fırat'ın suyundan mahrum bıraktınız. O şimdi sizin elinizde esir gibidir. Kendine ne fayda verebiliyor ne de zarar."

    Ömer b. Sa'd, ilerledi ve azatlısına: "Ey Düreyd! Sancağını indir" dedi, o da indirdi. Sonra Ömer, yenini sıvadı ve Huseyin tarafına bir mızrak attı: "Bunlara ilk olarak benim mızrak attığıma şahit olun" dedi, sonra da iki taraf birbirlerine mızrak atmaya başladılar. Ziyad'ın azatlısı Yesar ile Ubeydullah'm azatlısı Salim ortaya çıkarak: "Bizimle müba-reze yapacak kimse yok mu?" diye seslendiler. Ubeydullah b. Ömer el-Kelbî, Huseyin'den izin aldıktan sonra bunlara karşı çıktı, önce Ye-sarı, sonra da Salim'i öldürdü. Fakat Salim, bir darbe vurarak Ubeydullah'm sol elinin parmaklarını uçurdu. Abdullah b. Havze adında biri saldırıya geçerek Huseyin'in önüne gelip durdu ve şöyle dedi:

    - Ey Huseyin! Sana Cehennem ateşini müjdeliyorum.

    - Yalan söyledin. Aksine ben, Rahim, şefaatleri kabul eden ve emirlerine uyulan bir rabbin huzuruna gidiyorum. Aslında Cehennem ateşine layık olan sensin!

    Anlatıldığına göre o adam dönüp gittikten sonra atı onu yere fırlattı, yere düşerken ayaklarından biri üzengiye takıldı. Huseyin, ona kim olduğunu sorunca: "Ben İbn Havze'yim." dedi. Huseyin de elini kaldırıp: "Allah'ım, bunu Cehennem ateşine çek!" diye dua etti. İbn Havze de Huseyin'in böyle dua etmesine öfkelendi ve atını bir su kanalına sürdü. Ayağı atının üzengisinin birinde takılı olduğu halde atıyla ilerledi fakat atından düştü. Düşerken de baldırı, bacağı ve ayağı koptu, diğer taraû ise atın kolanlarına asılı kaldı. Ölünceye kadar atı onu sürükledi. Hangi taşın önünden geçiyorsa atı onun başını taşa çarpıyordu. Böylece ölüp gitti.

    Ebu Mihnef, Ebu Cenab'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Aramızda Abdullah b. Nümeyr diye bilinen ve Beni Uleym kabilesinden olan bir adam vardı. Kûfe'de yerleşmiş, Ca'd kuyusu denen yerde Hemedanlıla-nn yaşadığı mahallede bir ev satın almıştı. Yanında Nemir b. Kasıt kabilesinden olan karısı da vardı. İnsanların Huseyin'le savaşmak üzere hazırlandıklarını gördü ve şöyle dedi: "Allah'a yemin ederim ki, ben müşriklerle savaşmaya tutkuluyum. Ümid ederim ki, Rasûlul-lah'm kızının oğluyla omuz omuza vererek şu zalimlerle cıhad etmek, üklerle cihad etmekten daha faziletli olacaktır ve Allah katında da çok sevap kazanmama vesile olacaktır." Hazırlıkları görünce karısının yanına gitti, niyetini ona anlattı. Karısı da ona şöyle dedi: "isabet ettin. Allah sana doğru yolu göstersin. Beni de yanında götür." Abdullah, karısını alıp geceleyin Kûfe'den çıktı. Huseyin'in yanına vardı. Düşman tarafındaki Yesar ile Salim mübareze için ortaya çıkıp adam istediklerinde işte bu Abdullah, onlara karşı çıkmak için Huseyin'den izin istediğinde Huseyin ona baktı. Esmer tenli, uzun boylu, sağlam pazulu ve omuzları arasındaki mesafenin uzun olduğunu gördü. Onun için "Öyle sanıyorum ki, ortaya çıkan bu iki mübarizin hakkından gelecektir." dedi ve ona: "istersen karşılarına çık." diye izin verdi. Abdullah da ortaya çıktı. Yesar ile Salim ona sordular:

    - Sen kimsin?

    Abdullah, nesebini onlara anlatınca onlar:

    - Biz seni tanımıyoruz, senden daha iyi biri karşımıza çıksın, dediler. Ancak Abdullah bundan sonra Yesar'a bir darbe indirdi. Yesar, sanki birgün önce ölmüş gibi oldu. Yesar'm işini bitirmekte iken İbn Zi-yad'ın azatlısı Salim ona saldırdı ve ona: "İbn Ziyad'ın kölesi sana yetti." diye ünledi. Abdullah farkına varmadan Salim onun üzerine atıldı. Sağ eline bir darbe vurunca Abdullah'ın parmakları uçtu. Fakat Abdullah, sonra ona hücum etti. Onu vurup öldürdü ve şu şiiri okudu:

    "Eğer beni tanımıyorsanız bilin ki ben İbn Kelb'im.

    Nesebim budur, evim, Uleym mıntıkasındadır. Soyum da budur.

    Ben, öfke ve mürüvvet sahibi bir adamım.

    Sıkıntı anında böğürmem, ben -ey Ummu Vehb!- bunlara önden darbe vuracağıma sana söz vermişim.

    Öyle bir darbe ki, Rabbe inanan bir gencin darbesidir."

    Karısı Ummu Vehb, eline bir direk alarak kocası Abdullah'ın yanına geldi ve ona: "Anam babam sana feda olsun. Muhammed aleyhisselamm zürriyeti olan bu temiz insanlar uğruna savaş." dedi, ancak kocası Abdullah ona doğru gitti ve kadınların yanma dönmesini emretti, fakat karısı Ummu Vehb elbisesinden tutup çekerek ona şöyle çıkıştı:

    - Bırak seninle beraber olayım. Öte yandan Huseyin, Ummu Vehb'e şöyle seslendi: "Kadınların yanına dön, onlarla beraber otur. Kadınların savaşma yükümlülükleri yoktur." Bu buyruk üzerine Ummu Vehb, diğer kadınların yanına döndü.

    O gün iki taraf arasında çokça teke tek döğüşler yapıldı. Zafer, Huseyin'in tarafına gülünısüyordu, çünkü kuvvetliydiler. Canlarını fedadan çekinmiyorlar di, kılıçlarından başka kendilerini koruyacak bir-şey yoktu. Bazı komutanlar, bu duruma son vermesi için Ömer b. Sa'd'a tavsiyede bulundular. İbn Ziyad, askerlerinin sağ cenah komutam Amr b. Haccac saldırıya geçti ve şöyle dedi:

    - Dinden çıkan ve Cemaattan ayrılanları öldürün. Huseyin de ona şöyle karşılık verdi:

    - Yazıklar olsun sana ey Haccac! insanları bana karşı mı kışkırtıyorsun? Biz mi dinden çıkmışız? Dine bağlı kalan yoksa sen misin? Ruhlarımız bedenimizden ayrıldıktan sonra hangimizin Cehennem ateşine girmeye layık olduğunu anlayacaksınız.

    Bu saldırıda Müslim b. Avsece öldürüldü. Bu zat, Huseyin'in adamları arasında öldürülen ilk kişi oldu. Huseyin, yanma gidip ona rahmet diledi. Son nefesini vermekteydi. Habib b. Mutahhar ona: "Sana Cennet'i müjdeliyorum." deyince o zayıf bir sesle: "Allah sana hayır müjdelesin." karşılığım verdi. Sonra Habib, ona şöyle dedi: "Senden sonra Ölüp sana kavuşacağımı bilmeseydim yapacağın vasiyeti mutlaka yerine getirirdim." Müslim, Habib'e şu karşılığı verdi: "Şunun (Huseyin'in) uğruna Ölmeyi sana vasiyet ediyorum." Sonra Şimr b. Zilcevşen, sol cenahtaki askerlerle Huseyin'e saldırdı. Ancak süvarileri Huseyin'i şiddetle savundular, onun uğruna kendilerini feda edercesine çarpıştılar. Şimr, Ömer b. Sa'd'a haber göndererek piyade okçular göndermesini istedi. O da onlara 500 kadar okçu gönderdi. Gelen okçular, Huseyin'in adamlarının atlarına ok attılar. Atları öldürdüler. Böylece Huseyin'in süvarileri piyade kaldılar. Hür b. Yezid'in atını öldürdüklerinde Hür, atından indi. Kılıcını eline alarak bir arslan gibi savaştı. Savaşırken de şu şiiri okuyordu.

    "Atımı öldürseniz de ben Hür'ün oğluyum. Yeleli ve kırıcı arslandan daha cesaretliyim."

    Anlatıldığına göre Ömer b. Sa'd, Huseyin ve adamlarına ulaşmaya engel olan çadırların yıkılmasını emretti. Huseyin'in adamları da çadırları yıkmaya çalışanları öldürmeye başladılar. Bunun üzerine Ömer b. Sa'd, çadırların yakılmasını emretti. Huseyin de: "Bırakın yaksınlar, yakılan çadırları aşıp bize ulaşmalarına imkan yok." dedi. Şimr b. Zilcevşen (Allah ona lanet etsin), Huseyin'in çadırına yaklaştı. Çadıra bir mızrak sapladı ve: "Bana ateş getirin ki bu çadırı, içindekilerle birlikte yakayım." dedi. Çadırdaki kadınlar çığlık atarak dışarı çıktılar. Huseyin, Şimr'e: "Allah'da seni ateşle yaksın." diye beddua etti. Şebis b. Ribi, mel'un Şimr'e gelip şöyle dedi: "Senin bu sözlerinden daha çirkin bir söz, bu yaptığından daha çirkin bir iş ve bu tutumundan daha çirkin bir tutum görmüş değilim. Sen kadınları mı korkutmak istiyorsun?" Şimr, utanıp geri döndü.

    Humeyd b. Müslim dedi ki: "Ben Şimr'e şöyle dedim: "Fesübhanal-lah! Böyle yapmak sana yaraşmaz. Sen iki kötülüğü birden mi kendi üzerinde toplamak istiyorsun? Hem Allah'a yaraşır bir azab olan ateşle ^sanları azablandırmak, hem de kadınları ve çocukları öldürmek işine Çalışıyorsun! Allah'a yemin ederim ki, sadece erkekleri öldürmekle de emîrini memnun edebilirsin." Ben kendisine böyle deyince Şimr, benim kim olduğumu sordu. Ben de kendisine "Kim olduğumu sana bildirme-yeceğim." dedim. Çünkü kendisine kim olduğumu bildirdiğim takdirde beni tanımasından ve bu yüzden de sultanın yanında bana kötülük yapmasından korktum."

    Züheyr b. el-Kayn, Huseyin'in birkaç adamıyla Şimr b. Ziîcev-şen'e saldırdı. Onu bulunduğu yerden geriletmek mecburiyetinde bıraktı ve Şimr'in adamlarından Ebu Azze ed-Debabfyi öldürdü. Huseyin'in adamlarından biri öldürüldüğü takdirde -sayılarının azlığından dolayı- saflarında boşluk meydana geliyordu ama -sayılarının çokluğu sebebiyle- tbn Ziyad'm adamlarından biri öldürüldüğü takdirde bu anlaşılmıyor ve saflar arasındaki boşluk belli olmuyordu. Öğle vakti olduğunda Huseyin: "Bunlara söyleyin de biz namaz kıhncaya kadar savaşa ara versinler." dedi. Ancak. Kûfelüerden biri, onların bu teklifine: "Bu isteğinizi kabul etmeyeceğiz." diye karşılık verdi. Bunun üzerine Habib b. Mutahar ona: Yuh sana! Sizin bu tür isteklerinizi kabul ediyoruz, ama siz Rasûlullah (s.a.v.)'m ailesinin böyle isteklerini kabul etmiyorsunuz. Bu olacak şey midir?" dedi ve onlarla şiddetlice savaştı. Nihayet Beni Akfan kabilesinden olup İbn Ziyad'm askerleri arasında bulunan Budeyl b. Sureym adındaki birini öldürdü. Öldürürken de şu şiiri okuyordu:

    "Ben Habibim, babam Mutahhar'dır. Savaşçı bir kahramandır. Savaş ateşi de alevlenmektedir.

    Sizin sayınız daha çok, teçhizatınız bol,

    Ama biz sizden daha vefalı ve sabırlıyız.

    Bizim hüccetimiz, sizinkinden daha üstün ve daha haklıdır.

    Hüccetimiz, sizinkine nisbetle daha kalıcı ve daha temizdir."

    Bundan sonra Beni Temim kabilesinden biri, Habib'e saldırıp mız-rakladı ve Habib yere düştü. Habib, ayağa kalkıp gitmek istediğinde Husayn b. Nümeyr onun başına kılıçla vurdu ve Habib yere düştü. Beni Temin kabilesinden olan adam gelip Habib'in başını kopararak İbn Zi-yad'a götürdü. Habib'in oğlu babasının kesik başını görünce tanıdı ve onu götürmekte olan adama: "Babamın başını bana ver ki defnedeyim." dedi. Sonra ağlamaya başladı. Bu çocuk büyüyüp kuvvetlendiğinde yegane amacı, babasının katilini öldürmek oldu. Mus'ab b. Umeyr zamanında bu çocuk, Mus'ab'm askerleri arasına girdi. Babasının katilini çadırında, öğle istirahatına çekilmiş vaziyette görünce, kılıcıyla vurup öldürdü.

    Ebu Mihnef, Muhammed b. Kays'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Habib b. Mutahhar öldürüldüğü zaman Huseyin âdeta yıkıldı ve:

    "Ey nefsim sabret." dedi. Hür de, Huseyin'e şu şiirle karşılık verdi:

    "Ben ölmeden senin öldürülmeyeceğine yemin ettim.

    Bu gün ben düşmana hücum etmedikçe öldürülemeyeceğim.

    Onlara kesici darbelerle kılıç sallayacağım.

    Onlara karşı yorgun düşmeyecek ve onları ihmal etmeyeceğim."

    Bundan sonra Hür ile Züheyr düşmana saldırdılar. Bunlardan biri hamle yapıp karşı tarafın askerleri arasına dalınca diğeri bir başka hamle yaparak onu kurtarıyordu. Bunu bir süre böyle devam ettirdiler. Daha sonra birkaç piyade, Hür b. Yezid'in üzerine atılıp onu öldürdü. Ebu Sümame es-Saidî, kendisinin düşmanı olan amcasının oğlunu öldürdü. Daha sonra öğle namazını kıldılar. Huseyin, onlara bu namazı korku namazı suretinde kıldırdı. Öğleden sonra çarpışmalarını devam ettirdiler. Çarpışma oldukça şiddetli idi. Huseyin'in önde gelen güçlü adamları, kendisini müdafaa ettiler. Züheyr b. el-Kayn da Huseyin'in önünde düşmana karşı şiddetli bir savaş verdi. Huseyin'in bazı adamlarına oklar isabet etti. Bunlar, onun önünde yere düşüp canlarım verdiler. Züheyr de şu şiiri okuyordu:

    "Ben Züheyr'im, el-Kayn'ın oğluyum. Size karşı Huseyin'i kılıçla koruyorum."

    Bundan sonra Züheyr, elini Huseyin'in omuzuna vurup şöyle dedi:

    "Hidayete ermiş ve hidayete erdiren bir kimse olarak ilerle. Bu gün peygamber dedenin huzuruna varacaksın. Hasanla, Ali Murtaza ile, iki kanatlı yiğit (Cafer) ile. Allah'ın yaşayan şehit aslanı (Hamza) ile karşılaşacaksın."

    Kesir b. Abdullah eş-Şabî ile Muhacir b. Evs, Zuheyre saldırarak onu öldürdüler.

    Huseyin'in adamları arasında Nafı b. Hilal el-Cemelî de vardı. Bu şahıs, oklarının üzerine kendi adım yazdırmıştı. Bu oku zehirli idi. Okunu düşmana fırlatırken şöyle diyordu:

    "Oklarımın ucunu işaretleyerek atıyorum. Bedbahtlığı, nefse fayda vermez. Ben Cemeliyim, ben Ali'nin dinindenim."

    Bu zat, Ömer b. Sa'd'm -yaraladıkları hariç- oniki adamını öldürdü. Sonra kendisi vuruldu ve kolları kırıldı. Kendisini esir aldılar. Ömer b. a ^'m yanma götürdüler. Ömer ona şöyle dedi:

    Yuh sana ey Nafi! Kendine niçin böyle yaptın?

    - Rabbim ne istediğimi biliyor. Allah'a yemin ederim ki, askerlerinizden -yaraladıklarım hariç- oniki kişiyi öldürdüm. Bu yaptığımdan ötürü de kendimi ayıplamıyorum. Eğer kollarım ve bileklerim kırılmasaydı beni esir alamazdınız.

    Şimr, Ömer b. Sa'd'a şöyle dedi:

    - Bunu öldür.

    - Sen getirdin, istersen sen öldür.

    Şimr kalktı, Nafi'in kılıcını üzerinden aldı, Nafi, ona şöyle dedi:

    - Allah'a yemin ederim ki ey Şimr, eğer sen Müslümanlardan olsaydın, bizim kanlarımızla Allah'ın huzuruna çıkman, senin için büyük bir vebal olurdu. Ölümümüzü kendi yaratıklarının en şerlisinin eline bırakan Allah'a hamd olsun.

    Bundan sonra Şimr, Nafiyi öldürdü. Daha sonra Şimr, birçok adamla birlikte Huseyin'in tarafına doğru hamle yaptı. Az kalsın Huseyin'e ulaşacaklardı. Huseyin'in adamları bunların çok sayıda askerle üzerlerine hamle yaptıklarım, kendilerinin de ne Huseyin'i, ne kendi canlarını korumaya güç yetiremeyeceklerini görünce, artık Huseyin'in uğruna ölmek için yarışmaya başladılar. Uzre el-Gifaifnin oğulları Abdurrahman ile Abdullah gelip Huseyin'e şöyle dediler:

    - Ey Abdullah'ın babası! Sana selam olsun, artık karşımızdaki düşman bizi senin yanına gelmek zorunda bıraktı. Biz de senin uğruna savaşmak ve seni korumak istedik.

    Huseyin de:

    - Size merhaba. Bana yaklaşın, dedi. Onlar da Huseyin'in yanına yaklaştılar. Onun yakınında düşmanla savaşmaya başladılar, savaşırken de şöyle diyorlardı:

    - Beni Gifar, Handef ve Beni Nizar kabileleri gerçekten bilirler ki biz, olanca öfkemizle ve keskin kılıçlarımızla facirler topluluğuna vuracağız.

    Ey millet! Meşrefi yapısı kılıçlarınız ve hattar markalı süngülerinizle seçkinlerin oğlunu (Huseyin'i) koruyun ve savunun.

    Huseyin'in adamları daha sonra birer, ikişer yanma geldiler. Onun önünde savaşıyorlardı. O da onlara dua ediyor ve şöyle diyordu: "Allah, size takva sahibi kimselere verilen mükafatın en güzelini versin." Onlar Huseyin'e selam verip savaşmaya başladılar. Nihayet öldürüldüler. Sonra Abis b. Ebi Şebib gelip Huseyin'e şöyle dedi:

    - Ey Abdullah'ın babası! Allah'a yemin ederim ki yeryüzünde uzak yakın hiçbir kimse, senin kadar benim yanımda kıymetli değildir. Eğer bu zulmü ve Öldürülmeyi kendi canımdan ve kanımdan daha kıymetli olan birşeyle senden savup uzaklaştırabilşeydim mutlaka yapardım. Selam sana ey Abdullah'ın babası. Senin yolunda olduğuma şahid ol.

    Böyle dedikten sonra alnı yaralı vaziyette kılıcını çekmiş olarak ilerledi insanların en yiğitlerindendi, şöyle ünledi:

    - Teke tek gelin, mübarezeye yok musunuz?

    Onu tanıdılar ve uzaklaştılar. Sonra Ömer b. Sa'd, kendi adamlarına: "Onu taşlayın, taşlayarak öldürün." diye emir verdi. Her taraftan ona taş attılar, bu durumu görünce zırhını ve miğferini attı. Sonra da düşmana saldırdı. Allah'a yemin ederim ki, onun 200'den fazla adamı önüne katıp sürdüğünü gördüm. Sonra her taraftan ona saldırdılar ve nihayet öldürüldü. Allah ona rahmet etsin, kesik başı birkaç adamın elindeydi. Hepsi de onu ben Öldürdüm, diye iddia ediyordu. Bunlar Ömer b. Sad'a gittiler. Ömer onlara: "Bu hususta tartışmayın. Çünkü onu bir tek adam öldürmüş değildir." dedi ve onları birbirinden ayırdı.

    Sonra Huseyin'in adamları, onun Önünde savaşmaya başladılar. Hepsi vurulup yok oldular. Yanında sadece Süveyd b. Amr b. Ebi Muta el-Hasamî kaldı. Hz, Huseyin'in taraftarlarından öldürülen ilk kişi, oğlu Aliyyü'l-ekber oldu. Aliyyü'l-Ekber'in annesi Leyla binti Ebi Mürre b. Urve b. Mesud es-Sakafî'dir. Aliyyü'l-Ekber'i, Mürre b. Munkiz b. Numan el-Abdî vurup öldürdü. Çünkü Aliyyü'l-Ekber, babası Huseyin'i -vücudunu siper ederek- koruyordu. Ali b. Huseyin şöyle diyordu:

    "Ben, Ali'nin oğlu Huseyin'in oğluyum.

    Allah'ın Beyt'ine yemin olsun ki, biz peygambere daha yakınız.

    Allah'a yemin ederim ki, nesebi belirsiz bir kimse bize emirlik yapamaz.

    Bu gün babamı nasıl koruduğumu göreceksiniz."

    Mürre onu yaralayınca etrafım birkaç adam çevreledi ve onu kılıçlarıyla param parça ettiler. Huseyin de bu durumu görünce şöyle dedi:

    "Ey oğulcuğum, seni öldüren kavmi Allah kahretsin! Onlar, Allah'a ve O'nun yasaklarını çiğnemeye karşı ne kadar da cüretlidirler. Senden sonra dünyanın ne kıymeti var!" O esnada güzelliği güneşi andıran bir kadm çıkıp şöyle dedi: 'Vay kardeşime! Vay kardeşimin oğluna!" Bu katim, Ali'nin ve Fatıma'mn kızları Zeynep idi. Zeynep, yerde yatmakta olan kardeşi oğlunun üzerine kapanıp ağlamaya başladı.

    Huseyin de gelip Zeyneb'in elinden tuttu ve onu alıp çadıra götürdü. Oradan alıp kendi çadırına götürmelerini de yanındakilere em-retti. Bundan sonra Abdullah b. Müslim b. Ukayl öldürüldü. Ondan sonra da Abdullah b. Cafer'in oğulları Avn ile Muhammed, bunlardan sonra Ukayl b. Ebi Talib'in oğulları Abdurrahman ile Cafer, bunlardan sonra ûa Hasan'm oğlu Kasım öldürüldü.»

    Ebu Mihnef, Fudayl b. Hadic el-Kindî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Yezid b. Ziyad, iyi ok atan biriydi. Bu, Beni Behdele kabilesinin Ebu Şa'sa el-Kinanî künyesi ile tanınıyordu. Gelip Huseyin'in önünde diz çöktü ve yüz ok attı. Attığı oklardan sadece beş tanesi yere düşmedi. Ok atma işini tamamladıktan sonra: "Anladım ki ben beş kişiyi öldürmüşüm." dedi ve şu şiiri okudu:

    "Ben Yezid'im, ben Muhacirim,

    Yokuş aşağı koşmakta olan güçlü aslandan daha cesaretliyim,

    Rabba and içerim ki ben Huseyin'e yardımcıyım,

    Sa'd oğlunu terkedip göçmüşüm."

    Dediler ki: Huseyin uzun birgün bekledi. Yalnız başınaydı. Yanına gelen herkes: "Onu Öldüren ben olmayayım. Öldürülmesi işine ortak olmayayım." diyerek geri dönüyordu. Nihayet Beni Bedda kabilesinden Malik b. Beşir adında biri geldi. Huseyin'in başına bir kılıç vurdu, başını kanattı, başında bir bornoz vardı. Bornoz parçalandı, başı yaralandı. Bornozun içi kanla doldu. Huseyin, kendisini vuran Malik'e şöyle beddua etti: "Bu bornozun parasiyle dilerim ki hiç birşey yiyemiye-sin ve içemiyesin ve Allah, seni zalimlerle birlikte hasretsin."

    Bundan sonra Huseyin, bu bornozunu çıkarıp attı ve bir sarık getirilmesini istedi. Getirilen sarığı başına taktı.»

    Ebu Mihnef, Humeyd'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Yüzü ay parçasını andıran bir genç, elinde kılıcı olduğu halde yanımıza geldi. Üzerinde bir gömleği ve izan vardı. Ayakkabılarından birinin -yanılmıyorsam sol ayakkabısının- bağı kopmuştu. Ömer b. Sa'd b. Nüfeyl el-Ezdî: "Vallahi buna saldıracağım." deyince ben ona dedim ki: "Sübha-nallah! Şu çocuğu ne diye öldüreceksin? Çevrelerinde yatmakta olan insanları öldürmüş olman sana yeter."

    Ömer: "Vallahi buna saldıracağım." dedi ve çocuğa bir darbe vurunca çocuk çığlık atarak "Ey amca!" diye bağırdı. Huseyin de kükremiş aslan gibi Ömer b. Sa'd'a saldırdı. Ömer'e bir kılıç darbesi vurdu, ancak Ömer pazusunu kendine siper etti. Huseyin de pazusunu dirsek yanından kesti. Sonra çığlık atarak uzaklaştı. Kûfelilerin süvarileri Ömer'i Huseyin'den kurtarmak için hamle yaptılar. Fakat atlılar ile karşı karşıya gelince atlar onun üzerinden geçti ve onların ayaklan altında ölünceye kadar çiğnenip durdu. Ortalığın tozu bulutu gidince Huseyin, o gencin yanı başına gidip durdu. Genç ayaklanın kontrol ediyor, Huseyin de ona şöyle diyordu: "Seni bu hale getirenler, Allah'ın rahmetinden uzak olsunlar. Kıyamet gününde bunlann hasmı senin deden olacaktır." Daha sonra Huseyin, sözlerine şunlan ekledi:

    "Allah'a yemin ederim ki, sen amcanı çağınrken amcanın bu çağırman üzerine hemen gelmemesi yahut gelip de sana bir faydasının dokunmaması ona çok ağır geldi. Andolsun bugün, zalimi çok, yardımcısı az olan bir gündür." Daha sonra onu göğsü üzerinde taşıdı, çocuğun ayaklan sanki yerde sürükleniyordu. Huseyin, onu götürüp Öldürülen oğlu Aliyyü'l-Ekber'in ve diğer aile efradının yanına bıraktı. O çocuğun kim olduğunu sorduğumda bana, onun, "Hasan'ın oğlu Kasım" olduğunu söylediler.»

    Hani b. Sebit el-Hadremî dedi ki: Huseyin'in öldürüldüğü günde ben de orada hazırdım. On kişinin onuncusuydum, hepimiz süvari idik. Huseyin ailesinden bir genç, çadırlardan çıktı. Elinde bir çubuk vardı. Üzerine bir gömlek giyinmiş, etrafına peştemal sarmıştı, ürkekti. Sağa ve sola bakıyordu, korku içindeydi. Kulaklannda birer inci vardı. Sağa sola dönüp bakarken bu inci taneleri de sallanıyordu. Bir süvari ona hamle yaptı. Yanına yaklaştığında bir kılıç darbesiyle onu paramparça etti.

    Hişam es-Setunî dedi ki: "O genci öldüren, Hani b. Sebit idi. Ancak onu öldürdüğünden dolayı kınanmaktan korktuğu için kendinden bahsetmedi ve onu öldüreni isim vermeksizin anlattı."

    Sonra Huseyin yoruldu. Çadınnın kapısına oturdu. Çocuklarından Abdullah, kendisine getirildi. Onu kucağına aldı, Öpüp koklamaya başladı, onunla vedalaştı. Ailesine vasiyetini yaptı. İbn Mukidu'n-Nar adında Beni Esed kabilesinden birisi, bir ok atarak o çocuğu Öldürdü. Huseyin, çocuğun kanım avuçlayıp semaya savurdu ve şöyle dedi: "Ey Rabbim! Eğer semadan bize yardım göndermiyorsan bari bu yardımı daha hayırlı bir yere gönder ve bizim için zalimlerden intikam al."

    Abdullah b. Ukbe el-Genevî, Huseyin'in oğlu Ebu Bekir'e bir mızrak atarak onu da öldürdü. Sonra Ali'nin oğullan Abdullah, Ab-bas, Osman, Cafer ve Muhammed de öldürüldüler. Bunlar, Huseyin'in kardeşleriydiler. Huseyin, son derece susamıştı. Gidip Fırat suyundan içmek istedi, ancak ona engel olduklan için bunu da yapamadı. Suya yaklaştığı anda Husayn b. Temim adında birisi, bir mızrak atarak çenesine isabet ettirdi ve onu bulunduğu yere yıktı. Huseyin, bu mızrağı çenesinden çekip çıkannca kan fışkırdı. Fışkıran kanı avucuyla toplayıp semaya yükselti. Sonra savurdu. Şöyle beddua etti: "Allahım, sen bunlann sayısını biliyorsun, bunlan teker teker öldür ve yeryüzünde bunlardan hiç kimseyi bırakma." Onlara pek çok beddualar etti.

    Huseyin susamışken kendisine ok atan adam, kısa bir süre sonra öyle bir hale geldi ki ne kadar su içerse içsin, susuzluğunun gitmesi imkansız oldu. Bazen içmesi için süt ve su serinletilip soğutuluyor, sonra kendisine içiriliyordu, ama bir türlü susuzluğu giderilemiyordu. "Yazıklar olsun size, bana su verin, susuzluk beni öldürecek." diyordu. Kısa bir süre sonra karnı deve karnı gibi şişip çatladı.

    Diğer taraftan Şimr b. Zilcevşen, yaklaşık on kişilik bir grup Ue Huseyin'in kaldığı yere geldi. Kendisi ile eşyalan arasında kalınca Huseyin onlara şöyle seslendi: "Yazıklar olsun size! Sizler dinine bağlı ve kıyamet gününden korkan kimseler olamıyorsanız bari soylu ve hür kimseler gibi olun. Eşyamı ve ailemi azgınlarınızdan ve cahillerinizden koruyun."

    Şimr: "Senin bu istediğin yerine getirilecektir ey Fatıma'nm oğlu." diye cevap verdi. Sonra onu kuşattılar. Şimr, onu öldürmeleri için adamlarını teşvik etti. Ebu'l-Cenub ona: "Huseyin'i sen niye öldürmüyorsun?" deyince Şimr: "Bana mı söylüyorsun?" diye sordu. O da: "Sen bunu bana mı dedin?" dedi ve ikisi bir süre birbirlerine sövdüler. Yiğit bir adam olan Ebu'l-Cenub dedi ki: "Allah'a yemin ederim ki, şu mızrakları senin gözlerine saplamaya karar verdim." Bunun üzerine Şimr oradan ayrılıp gitti.

    Sonra Şimr, beraberinde birkaç savaşçı ile geldi. Çadırının yanında Huseyin'i çembere aldı. Yaranda onu koruyacak kimse yoktu. Çadırlardan ay yüzlü bir genç koşarak geldi. Kulaklarında inci küpeler vardı. Ali'nin kızı Zeyneb onu geri çevirmek için geldi, ama geri çeviremedi. Bu genç, amcası Huseyin'i savunmaya başladı. Şimr'in adamlarından birisi, ona bir kılıç darbesi vurdu. Eliyle kendini korumaya çalıştı, ancak kılıç onun elini derisine kadar kesti. Genç adam: "Ey babacığım!" diye feryat etti. Huseyin de ona şöyle dedi: "Ey oğulcuğum, sevabını Allah'tan bekle, sen salih atalarına kavuşacaksın." Sonra her taraftan düşman askeri Huseyin'e saldırdı. O da sağa sola kılıcıyla hücum ediyordu. Oğlağın aslandan kaçışı gibi ondan kaçıyorlardı. Kızkardeşi Zeyneb çadırdan çıktı, şöyle dedi: "Keşke gök yere düşse." Ömer b; Sa'd gelince Zeyneb ona dedi ki: "Ey Ömer! Abdullah'ın babası Huseyin'in senin gözlerinin önünde öldürülmesine razı olacak mısın?" Zeyneb'in bu sözleri üzerine Ömer'in gözlerinden yaşlar aktı, sakalına döküldü, yüzünü çevirip gitti. Sonra Huseyin'i öldürmeye kimse yanaşmadı. Nihayet Şimr b. Zilcevşen şöyle bağırdı: 'Yazıklar olsun size! Bu adamı ne diye bekletiyorsunuz? Onu öldürün, ananız sizi kaybetsin."

    Şimr'in bu çağrısı üzerine adamlar, Huseyin'e saldırdılar, onu Zür'a b. Şerik et-Temimî -sol omuzuna ve ensesine vurduğu darbelerle-öldürdü. Sonra düşman askerleri Huseyin'in yanından ayrılıp gittiler. Vüfcudu ağırlaşmış olup yere düşmek üzereydi, daha sonra Sinan b. Ebi Amr b. Enes en-Nehaî gelerek ona bir mızrak darbesi vurdu ve yere düşürdü. Boğazlayıp başını kopardı ve kopardığı başı Havla b. Yezid'e verdi. Başka bir rivayette anlatıldığına göre Huseyin'i, Şimr b. Zel-cevşen öldürmüştür. Mezhiç kabilesinden bir adamın öldürdüğünü veya onu Ömer b. Sa'd b. Ebi Vakkas'ın öldürdüğünü ifade eden bazı rivayetler de vardır. Aslında o müfrezenin komutanı Ömer b. Sa'd idi. Bu sağlam bir rivayet değildir. Birinci rivayet meşhurdur. Abdullah b. Am-mar dedi ki: "Vallahi Huseyin gibi çocukları ve arkadaşları öldürülüp de üzerine çokça adamın saldırdığı başka bir kimse görmedim. Bu durumda onun kadar yürekli ve metanetli bir kimse de görmedim. Allah'a ye-

    uin ederim ki, ondan önce ve sonra onun gibisini asla görmüş değilim." Ömer b. Sa'd, Huseyin'e yaklaştı. Zeyneb, Ömer'e dedi ki: "Ey Ömer! Abdullah'ın babası Huseyin'in senin gözlerin önünde öldürülmesine razı olacak mısın?" Zeyneb'in bu sözleri üzerine Ömer b. Sa'd ağladı ve oradan ayrılıp gitti.

    Ebu Mihnef, Humeyd b. Müslim'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Huseyin, şöyle diyerek düşman askerlerine saldırıyordu: "Beni Öldürmek için mi hep birlikte üzerime saldırıyorsunuz? Allah'a yemin ederim ki, benden sonra öldüreceğiniz adamlar arasında beni öldürdüğünden ötürü Allah'ın daha çok gazablanacağı bir kimseyi öldüremeyeceksiniz. Allah'a yemin ederim ki, Cenâb-ı Allah, sizin bu hakaretleriniz sebebiyle beni şereflendirecektir. Bunu ümid ediyorum ve sonra da benim intikamımı farkında olmaksızın sizlerden alacaktır. Allah'a yemin ederim ki, eğer beni öldürürseniz, Allah azabınızı aranıza düşürecek ve aranızda iç savaş çıkacak, birbirinizin kanını akıtacaksınız. Sonra yine Cenâb-ı Allah, sizden vazgeçmeyecek, nihayet size en acıklı azabı kat-kat çektirecektir."

    Huseyin, o gün uzun uzadtya bekledi, eğer karşı taraf onu öldürmek isteseydi öldürebilirlerdi. Ancak onlardan bazıları, Huseyin'i öldürdüğü takdirde kendisine kan davası açılacağından korkuyordu. Bu sebeple onu başkalarının öldürmesini istiyorlardı. Kendileri sorumluluk altına girmek istemiyorlardı. Bir ara Şimr b. Zilcevşen, bağırarak: "Daha ne diye bu adamı bekletiyorsunuz, Öldürün!" diye bağırdı. Bunun üzerine Zür'a b. Şerik et-Temimî ilerledi, Huseyin'in omuzuna bir kılıç darbesi vurdu, sonra Sinan b. Enes b. Amr en-Nehaî gelip ona bir mızrak darbesi vurdu. Huseyin yere yığılınca Sinan onun başını kopararak Havla b. Yezid'e teslim etti.

    Ibn Asakir, Şimr b. Zilcevşen'in biyografisinden bahsederken babası Zilcevşen'in kadri yüce bir sahabe olduğunu ve adının Şurahbil olduğunu söylemiştir. Babasının adının Osman b. Nevfel olduğunu söyleyenler de vardır. Anlatıldığına göre babasının adı îbn Evs b. AVer el-Anairi ed-Debabî'dir. Debab, Kilab kabilesinin bir koludur. Şimr, Ebu Sabiğa künyesi ile çağırılırdı.

    îbn Asakir, daha sonra Muhammed b. Amr b. Hasan'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Kerbela da Huseyin'le beraberdik. Şimr b. Zil-çevşen'e bakıp şöyle dedi: Allah ve Rasûlü doğru söylediler. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Ben sanki alaca bir köpeği görür gibi oluyo-rura- ki, o köpek, benim ehl-i beytimin kanını yalıyor." Lanetli Şimr alacalıydı.

    Huseyin'i öldürmelerinden sonra Sinan ile başkaları onun eşyalarını yağmalayıp götürdüler. Düşmanları, onun mallarım ve eşyaları-nı Paylaştılar. Çadırındaki eşyaları da ganimet edindiler. Öyle ki, kaklarının üzerindeki temiz elbiseleri de alıp götürdüler.»

    Ebu Mihnef, Cafer b. Muhammed'in şöyle dediğini rivayet etmiştir-"Öldürüldüğü zaman Huseyin'in vücudunda otuz üç mızrak darbesi

    ve otuzdört kılıç darbesi gördük. Şimr b. Zilcevşen, Zeynel Abidin'i öldürmek istedi. Zeynel Abidin hasta ve küçük bir çocuktu. Ancak arkadaşlarından biıi olan Humeyd b. Müslim, onu bundan men etti. Ömer b Sa'd şöyle dedi: "Sakın Huseyin'in kadınlarının yanma hiç kimse gitmesin ve şu çocuğu da hiç kimse öldürmesin. Bunların eşyalarını almışsa-nız geri verin." Allah'a yemin ederim ki, onların eşyalarından hiçbirini hiçbir kimse geri vermedi. Zeynel Abidin de Ömer b. Sad'a şöyle dedi: "Allah sana hayır mükafat versin, senin bu sözünle Allah kötülükleri benden uzaklaştırdı. Kimse bana kötülük yapamadı."

    Anlatıldığına göre daha sonra Sinan b. Enes, Ömer b. Sad'm çadırının kapısına gelerek yüksek sesle şöyle demiştir:

    "Haydi atıma altın ve gümüş yükle, Çünkü ben o büyük efendiyi öldürdüm. Anası ve babası itibariyle en hayırlı insanı, Nesebi itibariyle en soylu olanı öldürdüm,"

    Ömer b. Sa'd, Sinan'ı kasdederek: "Onu yanıma getirin." diye emir verdi. Sinan içeri girince Ömer, onu kırbaçlayarak şöyle dedi: "Yuh sana! Sen delisin. Allah'a yemin ederim ki, bu söylediklerini İbn Ziyad duyacak olursa mutlaka boynunu vurur."

    Yanma geldiğinde köle olduğunu söyleyen Ukbe b. Seman'a, Ömer b. Sa'd lütufta bulunarak onu azad etti. Onlar arasında ondan başka kurtulan olmadı. Muratla b. Yemane de bir sır verdi. İbn Ziyad, ona da lütufta bulundu.

    Huseyin'in adamlarından yetmiş iki kişi öldürüldü. Ğadiriyeli-ler, bir gün sonra onları defnettiler. Bunlar, Beni Esed kabilesinden idiler.

    Sonra Ömer b, Sa'd, emir verdi. Huseyin'in, atların ayaklan altında çiğnetilmesin! istedi ve bu isteğini yerine getirtti. Fakat bu rivayet sahih değildir, doğrusunu Allah bilir.

    Ömer b. Sa'd'ın adamlarından da seksensekiz kişi öldürülmüştü.

    Muhammed b. Hanefîye'nin şöyle dediği rivayet edilir: "Huseyin'le beraber onyedi erkek öldürüldü. Bunların hepsi de Fatıma evladı idi."

    Rivayete göre Hasan-ı Basrî de şöyle demiştir: "Huseyin'le beraber on altı erkek öldürüldü ki, bunların hepsi onun ehl-i beytindendi, o gün yeryüzünde onların benzerleri yoktu."

    Başkaları dediler ki:Huseyin'le beraber çocuklarından, kardeşlerinden ve ehl-i beytinden yirmiüç erkek öldürüldü. Ali'nin çocuklarından öldürülenler şunlardı: Cafer, Huseyin, Abbas, Muhammed, Osman ve Ebu Bekir.

    Huseyin'in öldürülen çocukları şunlardı: Aliyyü'l-Ekber, Abdullah.

    Huseyin'in kardeşi Hasan'ın öldürülen çocukları da şunlardı: Abdullah, Kasım ve Ebu Bekir.

    Abdullah b. Cafer'in öldürülen çocukları da şunlardı: Avn ve Muhammed.

    Ukayl'm öldürülen çocukları şunlardı: Cafer, Abdullah ve Abdur-rahnıan. Önceki kısımlarda da anlattığımız gibi Ukayl'm oğlu Müslim daha Önce Kûfe'de öldürülmüştü. Bunlar, Ukayl'm oğullarıydılar. Bir de iki torunu Öldürülmüştü. Abdullah b. Müslim b. Ukayl ve Muhammed b. Ebi Said b. Ukayl. Böylece Ukayl'm evladından Öldürülenlerin sayısı altıyı bulmuştu. Bunlar hakkında şairin biri şöyle demişti:

    "Ali'nin öldürülen dokuz çocuğuna ve Ukayl'm öldürülen altı çocuğuna ağla.

    Peygamber, onların Gavder'de öldürüleceklerini söyledi. Düşmanlar, parlak ve keskin kılıçlarla onlara hücum ettiler."

    Kerbela'da, Huseyin'le birlikte öldürülenler arasında süt kardeşi Abdullah b. Bakter de vardı. Başka bir rivayette anlatıldığına göre o, daha önce öldürülmüştü. Huseyin, onu bir mektupla Kûfelilere gönderdiğinde İbn Ziyad, hücum ederek onu öldürmüştür.

    Kerbela'da Ömer b. Sa'd komutasındaki Kûfelilerden de yaralananlar dışında seksensekiz kişi öldürülmüştü. Ömer b. Sa'd, bunların cenaze namazını kılıp defnetmişti. Anlatıldığına göre Ömer b. Sa'd, on süvariye emir vererek Huseyin'i bunların atlarının ayaklarının altında çiğnetmiş ve yere yapışacak hale getirmişti. Ayrıca aynı gün başının koparılarak Havla b. Yezid el-Esbahî vasıtasıyla İbn Ziyad'a götürülmesi talimatını da vermişti. Havla gittiğinde sarayın kapısının kapalı olduğunu görmüş, bunun üzerine evine giderek Huseyin'in başını evinde bulunan bir leğenin altına koymuş, yatağına girmiş ve Nevvar binti Malik adındaki karısına şöyle demişti: "Sana dünyanın zenginliğini getirmiş bulunuyorum." Karısı: "Getirdiğin şey nedir?" diye sorunca, Havla: "Huseyin'in başını getirdim." demiş. Bunun üzerine karısı: "Herkes altın ve gümüş getirirken sen bana Rasûlullah (s.a.v.)'ın kızının oğlu Huseyin'in başım getiriyorsun. Allah'a yemin ederim ki, ben seninle artık hiçbir zaman aynı yatağı paylaşmayacağım." dedi ve yataktan çıkıp gitti. Havla da Beni Esed kabilesinden olan ikinci karısını yatağa çağırdı. Karısı gelip yatınca dedi ki: "Vallahi ben şu leğenden göğe kadar yükselen bir nura uzun süre bakıp durdum, daha sonra etrafında kanat çırpan bembeyaz kuşlar gördüm."

    Sabah olunca Havla, Huseyin'in kesik başını alıp ibn Ziyada go-

    türdü. Kafalar, huzuruna götürüldüğünde İbn Ziyad, durup baktı. Orada Huseyin'in diğer adamlarının da kesik başları vardı. Meşhur rivayete göre yetmişiki kesik baş oraya götürülmüştü. Yani Huseyin'in öldürülen adamlarının başları koparılıp İbn Ziyad'a getirilmişti İbn Ziyad da daha sonra bu kesik başları Şam'da bulunan Muaviye oğlu Yezid'e gönderdi.

    İmam Ahmed b. Hanbel, Enes'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

    "Huseyin'in başı Ubeydullah b. Ziyad'a getirildi. O da bu kesik başı bir leğene koydu. Üzerine çizgi çizmeye başladı, güzelliği hakkında bir-şeyler söyledi, ehl-i beyt içinde Rasûlullah'a en çok benzeyen, Huseyin idi, yüzünde dövmeler vardı."

    Tirmizî, Enes'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

    "İbn Ziyad, Huseyin'in kesik başına elindeki değneği vurdu ve burnuna çarparak: "Bunun gibi güzel birini görmedim." dedi.»

    Bezzar, Enes'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

    "Huseyin'in kesik başı Ubeydullah b. Ziyad'a getirildiğinde o, elindeki değnekle onun ön dişlerine vurup -yanılmıyorsam- "çok güzel biri" dedi. Ben de kendisine dedim ki: "Vallahi ayıp, böyle yapma, zira ben, Rasûlullah (s.a.v.)'m, senin değnekle vurduğun ağzı öptüğünü gördüm." Bunun üzerine Ubeydullah b. Ziyad geri çekildi.»

    Ebu Mihnef, Humeyd b. Müslim'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Ömer b. Sa'd, beni çağırdı. Allah'ın kendilerine nasip ettiği fethi ve kendisinin afiyette oluşunu kendilerine müjdelemem için beni ailesine gönderdi. Ben de gittiğimde îbn Ziyad'm halkla meclis kurup oturmakta olduğunu gördüm. Başka yerden gelen heyetlerde yanında idiler. Yanına girenlerle birlikte ben de girdim. Huseyin'in kesik başının önünde olduğunu gördüm. Elindeki değnekle bir süre onun ön dişlerine vurdu. Zeyd b. Erkam da ona şöyle dedi: "Kırbacını şu iki dişin üzerinden kaldır, kendisinden başka ilah bulunmayan Allah'a yemin ederim ki, Rasûlullah (s.a.v.)'m dudaklarım şu iki diş üzerinde gördüm, bunları öpüyordu." Böyle dedikten sonra yaşlı bir adam olan Zeyd b. Erkam, hıç-kıra hıçkıra ağlamaya başladı. îbn Ziyad, ona dedi ki: "Allah, senin gözlerini ağlatsın. Allah'a yemin ederim ki, sen aklı gitmiş bunak bir ihtiyar olmasaydın boynunu vururdum." Onun böyle demesinden sonra Zeyd b. Erkam, kalkıp oradan gitti. Giderken de insanlar dediler ki: "Vallahi Zeyd b. Erkam, öyle bir söz söyledi ki, eğer îbn Ziyad duysaydı onu mutlaka öldürürdü."

    Ben de onun ne söylediğini orada bulunanlara sordum, dediler ki: Zeyd, yanımızdan geçerken şöyle diyordu: Bir köle, Allah'ın kullarına hükümdar oldu. Onları Acemlerin çocukları gibi evlat edindi. Ey Arap topluluğu! Bu günden sonra siz kölesiniz. Fatıma'nm oğlunu öldürdünüz. Mercane'nin oğlunu başınıza emir yaptınız. O, seçkinlerinizi öldürüyor, şerlilerinizi de köle edinecektir. Zillete razı olanlar, Allah'ın rahmetinden mahrum kalsınlar, onlara lanet olsun.»

    Tirmizî, Amnıare b. Umeyr'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

    "Ubeydullah b. Ziyad ile arkadaşlarının başları getirildiğinde Kûfe mescidinin avlusuna kondu. Ben de oraya vardım. Orada toplanan halk: "Geldi geldi." diyorlardı. Baktım ki bir yılan, kesik başların arasında dolaşıyor. Nihayet gelip Ubeydullah b. Ziyad'm burun deliklerinden birine girdi. Bir süre bekledikten sonra çıkıp gitti, gözden kayboldu. Sonra orada bulunanlar "İşte geldi, işte geldi." dediler. Yılan aynı hareketi iki veya üç defa tekrarladı."

    îbn Ziyad, Huseyin'in kesik başının Kûfe'ye getirilmesinden sonra insanların camide toplanmaları için duyuru yaptırdı. Duyuru yapıldıktan sonra insanlar camide toplandılar. İbn Ziyad, minbere çıktı. Allah'ın kendilerine nasib ettiği zaferi ve hakimiyetleri ellerinden almak isteyip ülke birliğini bozmak isteyen Huseyin'in öldürülmesini anlattı. Abdullah b. Afif el-Ezdî kalkıp ona şöyle çıkıştı:

    - Yazıklar olsun sana ey İbn Ziyad! Peygamberlerin çocuklarını öldürüyorsunuz ama Sıddikiler gibi konuşuyorsunuz.

    İbn Ziyad, emir verdi ve Abdullah b. Afif öldürülüp darağacma asıldı. Sonra emir verdi, Huseyin'in kesik başı getirilip Kûfe sokaklarında dolaştırıldı. Sonra da bu kesik başı, diğer arkadaşlarının kesik başlarıyla birlikte Zahr b. Kays refakatinde Şam'da bulunan Muaviye oğlu Yezid'e gönderdi. Zahr'm beraberinde bir süvari gurubu da vardı. Bu grupta Ebu Bürde b. Avf el-Ezdî, Tarık b. Ebi Zabyan el-Ezdî de vardı. Bunlar yola çıktılar. Kesik başların tamamım Muaviye oğlu Yezid'e götürdüler.

    Hişam, Himyerli Gaz b. Rebia el-Cüreşfnin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Allah'a yemin ederim İd, Zahr b. Kays kesik başları getirirken ben de Şam'da Muaviye oğlu Yezid'in yanında idim. Zahr içeri girdi, Ye-zid ona şöyle dedi:

    - Hey, arkanda ne haberler var?

    - Ey mü'minlerin emin, sana müjdeler olsun. Allah sana fetih nasib etti, zafer ihsan etti. Ali oğlu Huseyin, aile efradından onsekiz ve taraftarlarından da altmış kişi ile üzerimize geldi. Biz de karşılarına dikildik. Teslim olmalarını ve vali Ubeydullah b. Ziyad'ın hükmüne boyun eğmelerini talep ettik. Aksi takdirde kendileriyle savaşacağımızı söyledik. Ama onlar savaşmayı tercih ettiler. Biz de gün doğuşu ile birlikte üzerlerine hamle yaptık. Her taraftan onları kuşattık. Nihayet kılıçlarımız onların birçok başlarını aldı. Artık sağa sola kaçışıyorlar, sığınak arıyorlardı. Önümüzden kaçıp tepelere tırmanıyor, çukurlara gizleniyorlardı, tıpkı güvercinin şahinden kaçışı gibi önümüzden kaçıyorlardı Allah'a yemin ederim ki, koyunlar gibi boğazlandılar, ya da istirahat uykusundaki kimseler gibi kendilerini yakalayıp öldürdük, baştan sona onları kırıp geçirdik. İşte bedenleri çıplak, elbiseleri birbirine dürül-müş, yanakları tozlanıp topraklanmış, güneş onları eritiyor, rüzgar üzerlerinden esip geçiyor. Kartallarla akbabalar sürü halinde üzerlerini bulut gibi kaplıyor.

    Adamın bu konuşması karşısında Muaviye oğlu Yezid'in gözleri yaşardı ve şöyle dedi:

    - Huseyin'i öldürmeksizin de bana itaatte bulunmanıza razı olurdum. Allah, Sümeyye'nin oğluna lanet etsin. Ama vallahi ben Huseyin'in yanında olsaydım, onu affederdim. Allah, Huseyin'e rahmet etsin."

    Huseyin'in kesik başını getiren adama Yezid birşey vermedi. Huseyin'in kesik başı önüne konulduğunda Yezid şöyle dedi: "Ama vallahi ben senin yanında olsaydım seni öldürmezdim." Böyle dedikten sonra şair Huseyin b. Hammam el-Mürî'nin şu şiirini okudu:

    "Bizim nazarımızda aziz olan adamların başlarını gövdelerinden ayırıyorlar

    Onlar daha asi ve daha zalimdirler."

    Ebu Mihnef, Ebu Cafer el-Absfnin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «O esnada Mervan'm kardeşi Yahya b. Hakem kalkıp şöyle bir şiir okudu:

    "Alçak soylu İbn Ziyad'a yakın, Kalabalık asker Tafîa yakındı. Sümeyye'nin soyu artık toprak gibidir. Mustafa ailesininse bugün soyu tükendi."

    Bunu duyan Yezid, Yahya'nın göğsüne vurarak "Sus!" diye emretti.»

    Şiîlerden Muhammed b. Hamid er-Razî, Mücahid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

    « Huseyin'in kesik başı getirilip Önüne bırakıldığında Yezid, şu beyitleri okudu:

    "Ah keşke atalarım, Bedir'de Hazreçlilerin mızrakların ve darbelerin karşısındaki paniklerini müşahede etselerdi.

    O zaman tekbir getirirler, sevinçlerinden ve bizden de tekbir getirmemizi isterlerdi. Sonra da bana: "Mübarek olsun, artık gözyaşlarını akıtma." derlerdi.

    O zamanki ağıllarının avlusunda anlattılar ve Abdüleşel kabilesine seher vakti Ölüm gitmişti.

    Biz sizin eşrafınızın çoğunu öldürdük ve Bedir'in eğriliğini düzelttik- Artık siz de kendinize gelip düzelin."

    Mücahid dedi ki: Yezid, bu sözünde münafıklık etmiştir. Allah'a yemin ederim ki tekrar yemin ederim ki, onun askerlerinden herbiri mutlaka onu bu husustan ötürü ayıplayıp kınamıştır. Âlimler, daha sonra Huseyin'in kesik başının akibeti hususunda ihtilaf etmişlerdir. İbn Ziyad'm, bu kesik başı, Şam'da bulunan Yezid'e gönderip göndermediği hususunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Kimi gönderildiğini, kimi de gönderilmediğini söylemiştir ama kuvvetli rivayete göre kesik baş, Şam'da bulunan Yezid'e îbn Ziyad tarafından gönderilmiştir. Bu hususta birçok rivayetler de varid olmuştur, doğrusunu Allah bilir. Ebu Mihnef, Kasım b. Bahit'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: " Huseyin'in kesik başı, Muaviye oğlu Yezid'in önüne bırakıldığında elindeki bir değnekle onun ağzına vurdu. Sonra da şöyle dedi: "Bizimle şunun arasında geçen hadise, tıpkı Husayn b. Hammam el-Mürrî'nin tasvir ettiği gibidir;

    "Bizim nazarımızda aziz olan adamların başlarım gövdelerinden ayırıyorlar.

    Ama onlar, daha asi ve daha zalim idiler."

    Yezid'in elindeki kırbaçla Huseyin'in kesik başının ağız kısmına vurması üzerine orada bulunan Ebu Berze el-Eslemî, Yezid'e şöyle dedi:

    "Allah'a yemin ederim ki senin şu kırbacın, Rasûlullah (s.a.v.)'m öpüp emdiği bir ağza vurmuştur, dikkat edesin! Bu adam, kıyamet gününde huzur-u mahşere gelirken şefaatçisi Muhammed olacaktır. Sen oraya gelirken senin şefaatçin ise İbn Ziyad olacaktır." Ebu Berze, böyle dedikten sonra oradan ayrılıp gitti.

    Süfyan dedi İd: Aldığım habere göre bu hadisenin peşi sıra Husayn, şöyle bir şiir okudu:

    "Sümeyye'nin nesli çakıl taşlan sayısınca çoğaldı. Rasûlullah'ın kızının nesli ise artık yoktur."

    Huseyin'in diğer zevceleri ve aile efradına gelince, Ömer b. Sa'd, onları koruyup muhafaza edecek birini başlarına tayin etti. Sonra onları develerinin üzerindeki mahfelerine bindirerek yola çıkarttı. Savaş yerinden geçtiklerinde Huseyin ile arkadaşlarının cesetlerim gördüklerinde kadınlar yüksek sesle ağlamaya ve feryadü figan etmeye başladılar. Zeyneb de kardeşi Huseyin'e ve aile efradına ağlamaya ve şöyle demeye başladı:

    "Ya Muhammed, ya Muhammed! Allah sana rahmet etsin, gökteki melekler de senin için mağfiret dilesinler. İşte Huseyin çölde yatıyor kana bulanmış, organları paramparça olmuş, ya Muhammed! Kızların esir düşmüş, zürriyetin öldürülmüş, üzerlerinden saba rüzgarı esiyor "

    Zeyneb'in bu ağıdı üzerine Allah'a yemin ederim ki, orada bulunan dost düşman herkes ağladı.

    Kurva b. Kays dedi ki: Huseyin'in ve arkadaşlarının geride kalan kadınları, cenazelerin yanından geçirilirlerken feryad etmeye ve yanaklarına vurmaya başladılar. O güne kadar hiçbir kadının o kadar güzel ve asil bir hareketini görmüş değildim. Allah'a yemin ederim ki onlar aslanlardan daha güzeldiler. Daha sonra onlar, Kerbela'dan götürülerek Kûfeye ulaştırıldılar. İbn Ziyad, onlara ikramda bulundu. Nafaka ve-elbiselerini eksiksizce verdi. Diğer ihtiyaçlarını da karşıladı. Fatı-ma'nın kızı Zeyneb, en kötü kılıkla içeriye girdi, cariyeleri etrafında idiler, kılığı tamamen değişmişti. Ubeydullah, b. Ziyad'm yanma girdiğinde Ubeydullah, onun kim olduğunu sordu, ancak Zeyneb onunla konuşmadı. Cariyelerinden biri: "Bu Fatıma'nm kızı Zeyneb'tir." deyince Ubeydullah b. Ziyad şöyle dedi:

    - Sizi rezil rüsvay eden, sizi öldüren ve efsanenizin de asılsız olduğunu ortaya çıkaran Allah'a hamd olsun.

    - Muhammed vasıtasıyla bize ikramda bulunan ve bizi tertemiz yapan Allah'a hamd olsun. Durum senin dediğin gibi değildir. Aksine fâsık adam, rezil rüsvay olur. Facir ve günahkar da yalan söyler, yalancılığı ortaya çıkar.

    - Allah'ın sizin aileye neler yaptığını görmedin mi?

    - Ölüm, onların kaderlerine yazılmıştı. Mezarlarına gitmek için savaş alanına çıktılar. Allah, onlarla seni mahşer günü karşı karşıya getirecek, senin kendilerine karşı haksız olduğunu Allah'ın huzurunda ifade edecek ve aleyhine deliller ileri süreceklerdir.

    Zeyneb'in bu konuşması üzerine îbn Ziyad öfkelendi ve onu dövmek için yekindi, ancak Amr b. Hırris, ona şöyle dedi:

    "Allah, emiri ıslah etsin. Bu, bir kadındır. Kadm, konuşmasından ötürü cezalandırılır mı hiç? O söylediği sözden dolayı sorgulanmaz ve yaptığı kötülükten ötürü de kınanmaz."

    Ebu Mihnef, Said'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

    «İbn Ziyad, Huseyin'in oğlu Ali'ye bakınca muhafızına: "Git, şu çocuğu yakala. Eğer buluğa ermiş ise onu götürüp, boynunu vurun." diye emir verdi. Muhanz gidip Ali'yi yakaladı, eteğini kaldırdı: "Evet, buluğa ermiş!" deyince îbn Ziyad: "Götür ve boynunu vur!" dedi. Ah de ona dedi ki: "Eğer seninle şu kadıncağızlar arasında bir yakınlık varsa kendilerine muhafızlık edecek birini onlarla beraber gönder." İbn Ziyad da ona:

    "Sen gel!" dedi ve onu kadınlarla beraber gönderdi.»

    Ebu Mihnef, Humeyd b. Müslim'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Huseyin'in oğlu Ali huzura getirilip kendisine takdim edildiği zaman ben de îbn Ziyad'ın yanında idim. İbn Ziyad, ona sordu:

    - Adın ne senin?

    - Ben, Huseyin oğlu Ali'yim.

    - Allah, Huseyin oğlu Ali'yi öldürmedi mi?

    Ali sustu. îbn Ziyad, ona dedi ki:

    - Niçin konuşmuyorsun, neyin var senin?

    - Benim Ali adında başka bir kardeşim vardı. İnsanlar, onu öldürdüler.

    - Hayır, Allah onu öldürdü.

    Ali sustu, cevap vermedi. İbn Ziyad, ona dedi ki:

    - Niçin konuşmuyorsun, neyin var senin?

    - Ali ona şu ayetlerle karşılık verdi: "Allah, öleceklerin ölümleri

    anında ruhlarını alır.'W%ümer,42.) "Hiçbir kimse Allah'ın izni olmadan

    ölmeZ."(Âl-i Imrfln, 1.45.)

    - Vallahi sen de o öleceklerden birisin, vay senin haline! Bakın bakalım bu çocuk buluğa ermiş midir? Vallahi öyle sanıyorum ki, bu artık erkekleşmiştir.

    îbn Ziyad'm bu emri üzerine Mürri b. Mead el-Ahmerî gidip Ali'nin eteğini kaldırıp baktı ve: "Evet, buluğa ermiş" di. Bunun üzerine îbn Ziyad:

    - Onu Öldür, diye emir verdi. Huseyin'in oğlu Ali de:

    - Peki, bu kadınların bekçiliğini kim yapacak, bunların işiyle kim uğraşacak? diye sordu. Halası Zeyneb de ona sarıldı. îbn Ziyad'a da şöyle dedi:

    - Ey îbn Ziyad! Bize yaptıkların yeter artık. Bizim kanımızı içmekten doymadın mı? Bizden kimi hayatta bıraktın?

    Böyle deyip yeğeni Ali'ye sarıldı, onu kucaklayarak ve şöyle dedi:

    - Ey İbn Ziyad! Allah aşkına eğer sen mü'min bir kimse isen bunu öldürdüğün zaman beni de onunla birlikte öldür.

    Huseyin'in oğlu Ali de îbn Ziyad'a şöyle dedi:

    - Ey İbn Ziyadi Eğer seninle.bu kadınlar arasında bir akrabalık bağı varsa, bunlarla beraber takvalı bir erkeği de refakatçi olarak gönder ki İslâm adabına uygun olarak kendilerine refakat etsin.

    İbn Ziyad, onlara bir süre dikkatle baktı. Sonra yanındaki meclis arkadaşlarına baktı ve şöyle dedi:

    - Hayret ediyorum, bu akrabalık bağına! Vallahi öyle anlıyorum ki, eğer Ali'yi öldürecek olursam bu kadm da onunla beraber ölmeyi candan isteyecektir. Madem böyle, çocuğu bırakın.

    Böyle dedikten sonra Ali'ye dönüp: "Haydi kadınlarınızla beraber sen de git" dedi.

    Daha sonra İbn Ziyad, emir verdi. Huseyin'in kadınları, çocukları ve kızları hazırlanarak Yezid'e gönderildiler. Huseyin'in oğlu Ali'nin ellerini zincire vurup boynuna bağlamalarını da emretti. Hepsini Muhakkir b. Salebe el-Aizî ve lanetli Şimr b. Zilcevşen'le beraber gönderdi. Onlar, Yezidin kapısına vardıklarında Muhakkir b. Salebe yüksek sesle: "Ben Muhakkir b. Salebe'yim. Mü'minlerin emiri nerede? Ona alçak ve facirleri getirdim." diye bağırdı. Yezid de ona şöyle cevap verdi: "Muhakkir'm annesi, Muhakkir kadar şerli ve alçak birini doğurmuş değildir."

    Kesik başlar ve kadınlar yanma götürüldüğünde Yezid, Şamlıların eşrafını yanma davet etti ve onları çevresine oturttu. Sonra. Huseyin'in oğlu Ali ile Huseyin'in diğer çocuklarını ve kadınlarını yanma çağırdı. Bunlar yanına geldiler, meclistekiler onlara bakıyorlardı. Yezid, Huseyin'in oğlu Ali'ye dedi ki:

    - Ey Ali, baban akrabalık bağlarını kopardı, hakkımı tanımadı, hükümdarlığımı elimden almak istedi ve Allah, gördüğün şeyleri onun başına getirdi.

    Ali de ona şu âyet-i kerime ile cevap verdi:

    "Yeryüzüne ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce o, kitapta bulunmasm."(el-Hadîd, 22.)

    Yezid, oğlu Halid'e: "Buna cevap ver." dedi, ancak Halid ne cevap vereceğini bilemedi. Bunun üzerine Yezid ona: "Şöyle de" diye emir verdi: "Başınıza gelen herhangi bir musibet, ellerinizle işlediklerinizden dolayıdır. O, yine de çoğunu affeder."(cş-Şûrii, so.)

    Yezid, bir süi'e sustu. Sonra kadınların ve çocukların getirilmesini istedi. Onları çok çirkin bir halde gördünce: "Allah, İbn Mercane'yi kahretsin. Eğer onunla bunlar arasında akrabalık bağı olsaydı, bunlara acı-saydı, böyle yapmazdı. Bu şekilde bana göndermezdi." dedi.»

    Ebu Mihnef, Ali'nin kızı Fatıma'nm şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Yezid'in huzuruna oturduğumuzda Yezid bize acıdı, lütufta bulundu ve bize bir şeyler verilmesini emretti. Sonra Şamlılardan kırmızı tenli bir adam kalkıp Yezid'e şöyle dedi: "Ey mü'minlerin emiri, şu kadını (yani beni) bana ver." Ben de parlak yüzlü bir kadındım. O adamın böyle demesi karşısında sarsılıp korktum ve beni onlara vermesinin caiz olacağını zannettim. Benden daha büyük ve akıllı olan kızkardeşim Zeyneb'in eteğine sarıldım, ama o bunun caiz olmayacağım biliyordu ve o adama dedi İd: "Vallahi yalan söyledin ve alçaldm. Bu ne sana, ne de Yezid'e caiz olmaz." Yezid öfkelendi ve ablam Zeyneb'e şöyle dedi:

    - Yalan söyledin, vallahi bu benim için caizdir. Eğer almak istersem kızkardeşini alırım.

    - Hayır, asla olmaz. Meğer ki dinimizden çıkıp başka bir dine giresin

    Bunun üzerine Yezid, öfkelenip ayağa kalkmak istedi. Sonra ablama şöyle dedi:

    - Bana böyle mi mukabelede bulunuyorsun? Aslında senin baban

    ve kardeşin dinden çıkmışlardı.

    - Sen, baban ve deden; Allah'ın, babamın, kardeşimin ve dedemin

    dini ile hidayet buldunuz.

    - Ey Allah'ın düşmanı, sen yalan söyledin.

    - Sen, mü'minlerin eminsin. Hakimiyeti elinde tutuyorsun, Zalim

    olarak sövüyorsun ve hükümdarlığına güvenerek bizi eziyorsun.

    Allah'a yemin ederim ki Yezid utanır gibi oldu ve sustu. Sonra o Şamlı adam kalkıp şöyle dedi:

    - Ey mü'minlerin emiri, bu kadını bana hibe et.

    Yezid ona şu karşılığı verdi:

    - Defol! Allah sana bir ölüm hibe etsin."

    Sonra Yezid, Huseyin'in kadınlarım, kızlarını ve çocuklarını Medine'ye güvenilir bir adamla birlikte göndermesi için Numan b. Be-şir'e emir verdi. Yanlarına adam ve at da verdi. Huseyin'in oğlu Ali de onlarla beraber olacaktı. Daha sonra Yezid, kadınları hilafet makamındaki haremliğe yerleştirdi. Orada misafir etti. Muaviye ailesinin kadınları ağlayıp Huseyin'e matem tutarak onları karşıladılar. Bu matem üç gün sürdü. Yezid, öğle ve akşam yemeklerini mutlaka Huseyin'in oğlu Ali ile Ömer'i yanına alarak yiyiyordu. Bir gün Yezid, çok küçük yaşta olan Huseyin oğlu Ömer'e şöyle dedi: "Oğlum Halid'le vuruşmaya var mısın?" Böyle yapmakla Yezid, onunla şakalaşmak ve oynamak istiyordu. Ömer: "Bana ve ona birer bıçak ver ki, onunla vuruşayım." dedi. Yezid, onu alıp bağrına bastı ve: "Bu, benim öteden beri tanıdığım bir tabiattı, yılan yılandan başka birşey doğurur mu?"

    Yezid, Huseyin ailesini uğurlarken onlarla vedalaştı ve Huseyin'in oğlu Ali'ye şöyle dedi: "Allah, Sümeyye'nin oğluna lanet etsin. Vallahi ben senin babanın yanında bulunsaydım ve o benden birşey isteseydi, mutlaka kendisine verirdim ve çocuklarımdan bir kısmının Ölümü pahasına da olsaydı gücümün yettiği kadarıyla onu ölüme karşı korurdum, ama gördüğün gibi Allah takdirini yerine getirdi." Böyle dedikten sonra Yezid, onlara yol azığım ve ihtiyaçlarını verdi, ayrıca çok miktarda para ve elbise de verdi. Onları götüren adama da kendilerine iyi davranmasını emredip şöyle dedi: "İhtiyaç duyacağın herşeyi bana mektupla bildir."

    Huseyin'in aile efradını Medine'ye götürmekte olan adam, onlardan uzakta yürüyordu. Ancak kendisine baktıklarında bir ihtıyaçla-f1 ocuğunu anlayıp yanlarına geliyor ve hizmetlerini görüyordu. Bu halde onları Medine'ye kadar götürdü. Ali'nin kızı Fatıma diyor ki:

    Ben ablam Zeyneb'e şöyle dedim: "Bizimle beraber gelen bu refakatçi adam bize çok iyi davrandı. İstersen buna bir ikramda bulunalım." Ablam dedi ki: "Vallahi yanımızda kendisine verecek birşey yok. Ancak zi-netlerimizi verebiliriz" Ben de aynı görüşe katıldım. Bileziklerimi ve pâzûbendimi, ayrıca ablamın da bilezik ve pazubendini alıp o adama gönderdik. Özür dileyerek: "Bize güzelce refakat ettiğinden ötürü sana bu mükafatı veriyoruz." dedik. Adam bize şu karşılığı verdi: "Eğer ben size dünyalık için refakat etmiş olsaydım, bana verdiğiniz bu mücevheratta, beni fazlasıyla memnun edecek dünyalık vardır, ama vallahi ben bunu sırf Allah rızası için ve sizin Rasûlullah (s.a.v.)'a akrabalığınızdan ötürü yaptım."

    Anlatıldığına göre Yezid, Huseyin'in kesik başını görünce şöyle demiştir:

    - Fatıma'nm oğlu Huseyin'in başına gelenlerin sebeblerini biliyor musunuz? Onu bu tür hareketlerde bulunmaya sevk eden sebebi biliyor musunuz? Onu düştüğü bu badireye iten sebebi de biliyor musunuz?

    Orada bulunanlar: "bilemiyoruz." diye cevap verince Yezid sözünü şöyle sürdürdü:

    - O, babasının benim babamdan daha hayırlı, annesi Rasûlullah kızı Fatıma'nm da benim annemden daha hayırlı, dedesi Rasûlullah'm da benim dedemden daha hayırlı ve kendisinin de benden daha hayırlı bir kimse olup halifeliğe benden daha layık olduğunu iddia etmişti. Babasının benim babamdan daha hayırlı olduğuna dair iddiasına gelince; benim babamla onun babası Aziz ve Celil olan Allah'ın huzuruna delilleriyle gitmişlerdir. İnsanlar, artık kimin lehine hüküm verildiğini de biliyorlar. Onun: "Benim annem onun annesinden daha hayırlıdır." demesine gelince, yemin ederim ki Rasûlullah'm kızı Fatıma, benim annemden daha hayırlıdır. "Dedem Rasûlullah, onun dedesinden daha hayırlıdır." demesine gelince; yemin ederim ki Allah'a, ahiret gününe inanan hiçbir kimse, Rasûlullah'a denk ve ona eş değerde hiçbir kimse bulunduğu görüşünde değildir. Fakat o, anlayış noksanlığına kurban gitti. O, herhalde şu ayetleri okumamıştı:

    "Ey Muhammed, de ki: "Mülkün sahibi olan Allah'ım! Mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden çekip alırsın; dilediğim aziz kılaı, dilediğini alçaltırsm."(Âi-i Imrân, 26.)

    "Allah, hükümdarlığı dilediğine verir."(el-Bakara, 247.)

    Kadınlar, Yezid'in yanma girdiklerinde Huseyin'in kızı ve Seki-ne'den yaşça büyük olan Fatıma dedi ki:

    - Ey Yezid! Rasûlullah (s.a.v.)'m kızları esirdirler.

    - Ey kardeşimin kızı, ben de bundan hoşlanmıyorum.

    - Allah'a yemin ederim ki, bizim güçlü bir devemizi dahi bırakmadılar, herşeyimizi alıp götürdüler.

    - Ey kardeşimin kızı, sana verilecek olanlar, senden alınıp götürülenlerden daha çok olacaktır.

    Böyle dedikten sonra Yezid, onları kendi evine konuk etti. Sonra bu kadınlardan herbirine haber göndererek kendisinden nelerin alıp götürüldüğünü sordurdu. Bu kadınlardan herbiri kendisinden neyin alınıp götürüldüğünü söylemışse ve o şey ne kadar kıymetli de olsa Yezid, ona kat kat fazlasını verdi.

    Hişam, Kasım b. Necib'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

    «Kûfe heyeti, Huseyin'in kesik başmı^getirdiğinde Şam mescidine gittiler. Mervan b. Hakem, onlara sordu:

    - Ne yaptınız? Nasıl oldu?

    - Onlardan üzerimize onsekiz adam geldi. Biz de onlara saldırdık. Allah'a yemin ederiz ki, baştan sona onları öldürdük. İşte kesik başları burada, esirleri de buradadır.

    Bunun üzerine Mervan, yerinden kalkıp gitti. Kardeşi Yahya b. Hakem, onlara gelip sordu:

    - Ne yaptınız, neler oldu?

    - Ona da Mervan'a söylediklerinin aynısını söylediler. Yahya, onlara şu karşılığı verdi: "Kıyamet gününde Muhammed (s.a.v.)'den uzak kalacak, onun şefaatinden mahrum kalacaksınız, artık hiçbir hususta sizinle bir araya gelmeyeceğim." Böyle dedikten sonra kalkıp gitti.

    Medineliler, Huseyin'in şehadet haberini duyunca Haşimilerin kadınları onun için ağlayıp matem tuttular.

    Rivayete göre Yezid, Huseyin ailesine ne yapacağı hususunda etrafına danıştı. Allah'ın lanetli kullarından biri dedi ki:

    - Ey mü'minlerin emiri, kötü köpekten yavru elde edilmesin. Sen, Huseyin'in oğlu Ali'yi öldür ki, onun zürriyetinden hiç kimse hayatta kalmasın.

    Yezid sustu. Numan b. Beşir kalkıp şöyle dedi:

    - Ey mü'minlerin emiri! Rasûlullah, onları bu halde görseydi onlara nasıl muamele edecek idiyse, sen de onlara aynı şekilde muamele et. Yezid onlara acıdı ve onları hamama gönderdi. Onlara bolca elbise, para ve yiyecek verdi, evinde konuk etti.» Bu da rafizilerin şu sözünü reddetmektedir: "Yezid, Huseyin'in ailesini çıplak olarak develerin sırtına bindirdi." Bu sözün aslı yoktur. Hatta bazı Rafıziler, şu iddiada da bulunmuşlardır: " Huseyin'in aile efradı çıplak olarak develere bindiril dikle rinde onların avret mahallerini örtmek için develerin sırtında önden ve arkadan birer tane olmak üzere bir çift hörgüç o zaman devele-nn Sırtmda meydana gelmiştir." Bu iddia da asılsızdır.

    Sonra İbn Ziyad, Haremeyn emiri Amr b. Said'e mektup göndererek Huseyin'in ölümünü müjdeledi. Amr da bir tellal çağırtarak bu haberi asanlara duyurdu. Haşimilerin kadınları bu kara haberi duyunca yüksek sesle ağlamaya, feryadü figan etmeye, ağıt yakmaya başladılar. Amr b. Said de: "Haşimi kadınların ağlamaları, Afîan oğlu Osman'ın kadınlarının ağlamasına karşılık olmuştur." demeye başladı.

    Abdülmelik b. Umeyr dedi ki: "Ubeydullah b. Ziyad'm yanına gittim, baktım ki Ali oğlu Huseyin'in kesik başı onun önünde bir kalkanın üzerinde duruyor. Allah'a yemin ederim ki çok, geçmeden Muhtar b. Ebi Ubeyd'in yanma da gittim. Ubeydullah b. Ziyad'm kesik başını da onun önünde bir kalkanın üzerinde gördüm. Allah'a yemin ederim ki, çok geçmeden Abdülmelik b. Meryan'm da yanma gittim. Onun da önünde Mus'ab b. Zübeyr'in kesik başını bir kalkan üzerinde gördüm."

    "Tarih" adlı eserinde Ebu Cafer b. Cerir et-Taberî, Ammar ed-Duhenfnin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Ebu Cafer'e dedim kî:

    - Ben sanki orada hazır bulunmuşum gibi bana Huseyin'in öldürülüşünü anlat.

    - Huseyin, Müslim b. Ukayl'm kendisine yazdığı mektup üzerine Kûfe'ye doğru yola çıktı. Müslim, mektubunda Huseyin'e, Kûfe'ye gelmesini tavsiye ediyordu. Huseyin, Kadisiye'ye üç mil mesafedeki yere varınca Hür b. Yezid et-Temimî karşısına çıktı ve ona sordu:

    - Ey Huseyin, nereye gidiyorsun?

    - Şu şehre gitmek istiyorum.

    - Geri dön, arkanda ümid edebileceğin bir hayır ve iyiliği senin için bırakmış değilim.

    Huseyin geri dönmek istedi. Beraberinde Müslim b. Ukayl'm kardeşleri de vardı. Ancak ona dediler ki: "Vallahi kardeşimizi öldürenlerden öcümüzü almadıkça veya bu uğurda canımızı vermedikçe geri dönmeyeceğiz."

    Huseyin de onlara: "Siz öldükten sonra benim için yaşamakta hayır ve fayda yok." dedi ve yoluna devam etti. Sonra İbn Ziyad'm süvarilerinin ilkleri onun karşısına çıktılar. Huseyin, bu durumu görünce Kerbela'ya döndü. Tek yönden savaşmak için arkasını Kasyata ile Halfe'ye dayadı. Orada bineğinden inip çadırlarım kurdu. Arkadaşlarının kırkbeşi süvari, geri kalan yüzü de piyade idi.

    Ömer b. Sa'd b. Ebi Vakkas, İbn Ziyad tarafından Rey valiliğine atanmıştı. Ona şu talimatı da vermişti: "Şu Huseyin'in hakkından gel, ondan sonra Rey'e gidip valilik görevine başla." Ömer, kendisini Huseyin'i öldürme görevinden affetmesini istediyse de Ziyad, onu bu görevden affetmedi. Ömer de: "Bari bu gece düşünmem için bana müsaade et." dedi. O da durumu düşünmesi için o gece için kendisine müsaade etti. Sabah olunca Ömer, İbn Ziyad'm kendisine verdiği emri kabul etti ve yola çıktı. Karşısına çıktığı zaman Huseyin, ona şöyle dedi: "Sana teklif edeceğim üç şeyden birini kabul et. Ya beni bırak, geldiğim yere geri döneyim, ya da bırak Yezid'e gideyim veya bırak da sınır beldelerinden birine gideyim." Ömer, onun bu tekliflerini kabul etti. Durumu bir mektupla Ubeydullah b. Ziyad'a bildirdi. Ancak Ubeydullah b. Ziyad: "O elini elime koymadıkça ve bana bey'at etmedikçe bu tekliflerini asla kabul etmeyeceğim. Kabul edersem adam değilim." dedi. Huseyin de: "Hayır, vallahi onun bu isteği asla olmayacaktır, ona bey'at etmeyeceğim." diye cevap verdi. Savaşa başladı. Huseyin'in bütün arkadaşları öldürüldü. Öldürülenler arasında kendi ailesinden on küsur genç de vardı. Bir ok geldi, kucağındaki oğluna isabet etti. O da çocuğunun vücudundaki kanı siliyor ve şöyle diyordu: "Allah'ım! Bizi yardım etmek için buraya davet eden, ama sonra bizi öldüren bu kavimle bizim aramızda sen hükmünü ver." Sonra bir fistan getirilmesini emretti. Fistanı önden cübbe gibi yardı ve giydi. Kılıcını eline alarak meydana çıkıp savaşmaya başladı. Nihayet öldürüldü. Onu, Mezhiç kabilesinden bir adam öldürüp başını kopardı ve kesik başını İbn Ziyad'a götürüp şöyle dedi:

    rHaydi atıma altın ve gümüş yükle. Çünkü ben o büyük efendiyi öldürdüm. Anası ve babası itibariyle en hayırlı insanı, Nesebi itibariyle en soylu olanı öldürdüm."

    İbn Ziyad da kesik başı Muaviye oğlu Yezid'e gönderdi. Götürenler, kesik başı Yezid'in önüne bıraktıklarında orada Ebu Berze el-Eslemî de vardı. Yezid elindeki bir çubukla Huseyin'in ağzına vurup şöyle dedi:

    "Bizim nezdimizde kıymetli olan adamların başlarını gövdelerinden ayırıyorlar.

    Ama onlar daha asi ve daha zalim idiler."

    Orada bulunan Ebu Berze, Yezid'e şöyle dedi: "Çubuğunu Huseyin'in ağzının üzerinden kaldır. Allah'a yemin ederim ki birçok kez ben, Rasûlullah (s.a.v.)Vı bu ağzı öptüğünü gördüm."

    Ömer b. Sa'd, Huseyin'in haremini've aile efradım İbn Ziyad'a gönderdi. Huseyin ailesinden sadece bir genç erkek kalmıştı. O da hasta olup kadınlarla beraber duruyordu. İbn Ziyad, onun öldürülmesini emredince Zeyneb onun üzerine atıldı ve kardeşinin öldürülmeme sini isteyerek şöyle dedi: "Allah'a yemin ederim ki, siz beni öldürmedikçe bu öldürülmeyecektir." İbn Ziyad, Zeyneb'e acıdı ve kardeşini öldürmekten vazgeçti. Sonra onları Yezid'e gönderdi. Yezid de Şam eşrafım yanma çağırıp meclis kurdu. Bunlar fetih için onu tebrike gelmişlerdi. Aralarından kızıl tenli, mavi gözlü bir adam kalkıp Huseyin'in kızlarından parlak yüzlü birine bakarak Yezid'e şöyle dedi: "Ey mü'minlerin emiri! Şu kızı bana hibe et." Zeyneb de: "Hayır, siz Allah'ın dininden çıkmadığınız sürece bu kız size verilmeyecektir. Eğer verilirse, siz adam değilsiniz." Mavi gözlü adam isteğini tekrarlayınca Yezid ona: "Bu istekten vazgeç." dedi ve Huseyin'in haremini kendi aile efradının yanına gönderdi. Orada konuk etti, sonra onları Medine'ye gönderdi. Bunlar Medine'ye vardıklarında Abdülmuttalib oğulları kabilesinden bir kadın saçını başım darmadağın edip yenini başına koyarak ağlar vaziyette onları karşıladı ve şu şiiri okudu:

    "Ne diyeceksiniz, peygamber size sorarsa,

    Son ümmet olduğunuz halde ne yaptınız,

    Benim soyumu ve ailemi benden sonra?

    Kimini esir aldınız, kimini yaraladınız.

    Benim sizden göreceğim karşılık böyle olmamalıydı,

    Akrabama böyle kötü davranmamalıydınız."

    Ebu Mihnef, Abdurrahman b. Ubeyd Ebu'l-Kenud'un şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Yukarıdaki şiiri Ukayl'ın kızı okumuştu." Zübeyr b. Bekkar'ın ifadesine göre ise Ukayl b. Ebi Talib'in kızı küçük Zeyneb, bu şiiri Huseyin ailesinin Medine'ye girişi esnasında okumuştur.

    Ebu Bekir b. el-Enbarî'nin rivayetine göre Ali'nin ve Fatı-ma'nın kızı, aynı zamanda Abdullah b. Cafer'in zevcesi Zeyneb, Huseyin'in Kerbela'da şehid edildiği gün çadırının perdesini aralamış ve bu beyitleri okumuştu. Doğrusunu Allah bilir.

    Hişam b. el-Kelbî, Ömer b. İkrime'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Huseyin'in öldürüldüğü gün Medine'de sabahladığımızda bir cariyemiz bize şöyle dedi: Dün bir ünleyicinin şu şiiri yüksek sesle okuduğunu işittim:

    "Ey haksız yere Huseyin'i öldürenler! Azabı ve cezayı müjdelerim size. Gökteki herkes size beddua ediyor. Ne kadar melek ve peygamber varsa, Süleyman da, Musa da, İncil'in sahibi îsa da, Bunlar hep size lanet okuyorlar."

    îbn Hişam dedi ki: Amr b. Hayzum el-Kelbî de annesinin bu sesi

    duyduğunu bana söyledi

    Leys ile Ebu Naim de bu sesin cumartesi günü duyulduğunu söylenişlerdir.

    Hakim Ebu Abdillah en-Nisaburî ile diğerleri, bazı mütekaddimin tarihçilerin Huseyin hakkında şöyle dediklerini rivayet etmiştir:

    "Ey Muhammed'in kızının oğlu! Senin kesik başını,

    Kana bulanmış, âdeta kanla perdelenmiş vaziyette getirdiler.

    Ey Muhammed'in kızının oğlu! Seni öldürmekle onlar,

    Apaçık bir vaziyette kasıtlı olarak peygamberi öldürmüş gibi oldu.

    Seni susuz halde öldürdüler,

    Seni öldürmekle onlar Kur'ân'ı düşünmediler.

    Sen öldürüldün diye tekbir getirdiler.

    Aslında seni Öldürmekle onlar tekbir ve tehlili öldürmüş oldular."


    Fasıl

    Huseyin, hicri altmışbirinci senenin muharrem ayının onuncu günü olan aşura gününde -ki o gün cumaya rastlamakta idi- öldürüldü. Allah, ondan razı olsun. Hişam b. Kelbî'nin ifadesine göre Huseyin, hicri altmışikinci senede öldürülmüştür. Ali b. el-Medinî de böyle demiştir, îbn Luhey'a ise hicri altmışikinci veya altmışüçünçü senede öldürülmüş olduğunu ifade etmiştir. Başkaları ise, hicri altmışıncı senede öldürüldüğünü söylemişlerdir, ama sahih olan rivayete göre Huseyin, hicri altmışbirinci senede öldürülmüştür. Irak'ın Kerbela beldesinde Taf denen yerde şehid olmuş olup, şehadeti esnasında elli sekiz yaşındaydı. İbn Nuaym, onun şehid edilirken altmış beş veya altmış altı yaşında olduğunu söylemekle hata etmiştir.

    İmanı Ahmed b. Hanbel, Enes'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Yağmur meleği, Peygamber (s.a.v.)'m yanma girmek için izin istedi. Kendisine izin verildi, melek içeri girince Peygamber (s.a.v.), Ummu Seleme'ye: "Kapıya kapa, kapıda dur ki kimse yanımıza gelmesin." dedi. Ancak Ali'nin oğlu Huseyin geldi. Koşarak içeri girdi ve Peygamber (s.a.v.)'m omuzuna tırmandı. Melek, peygamber'e sordu: .

    - Sen bunu seviyor musun?

    - Evet.

    - Senin ümmetin bunu öldürecektir. İstersen öldürüleceği yeri de sana göstereyim.

    Böyle dedikten sonra melek elini çırptı ve peygambere kızıl bir toprak gösterdi. Ummu Seleme de o toprağı alıp elbisesinin bir ucuna sak-ayıp düğümledi. Biz, Huseyin'in Kerbela'da öldürüleceğini daha önceleri işitirdik."

    Ebu Kasım el-Beğavî, Enes b. Haris'ten rivayet etti ki, Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

    "Şu oğlum (Huseyin) Kerbela denen bir yerde öldürülecektir. Sızden bu durumu gören olursa ona yardım etsin."

    Enes b. Haris de Kerbela'ya gitti ve Huseyin'le beraber öldürüldü

    İmam Ahmed b. Hanbel, Abdullah'ın babasının şöyle dediğini rivayet etmiştir:

    "Ben, Ali ile beraber yolda gidiyordum. Onun ibriğini taşıyordum Ninova'ya vardığımızda o Siffin'e doğru giderken şöyle seslendi: "Sabret ey Ebu Abdillah, sabret ey Ebu Abdillah, Fırat kıyısına vardığında sab ret."

    Ben kendisine böyle demekle neyi kasdettiğini sordum. O da şu cevabı verdi: Bir gün Rasûlullah (s.a.v.)'ın yanma gitmiştim, gözlerinden yaşlar akmaktaydı. Kendisine sordum:

    "Ya Rasûlallah, niçin ağlıyorsun?

    - Az önce Cebrail yanımdaydı, kalkıp gitti. Bana, Huseyin'in Fırat kıyısında öldürüleceğim söyledi ve istersem, öldürüleceği yerin toprağını bana koklatabileceğini de söyledi. Elini uzattı, bir avuç toprak getirip bana verdi. Ben de o toprağı görünce gözlerime hakim olamadım, yaşlar akmaya başladı."

    Muhammed b. Sa'd ile diğerleri dediler ki: Ali, Siffin'e giderken Ker-bela'da hanzel ağaçlarının bulunduğu yere uğradı. O mıntıkanın adını sorduğunda Kerbela olduğunu söylediler. O da "Kerb ve bela" (sıkıntı ve bela) dedi. İnip o ağacın yanında namaz kıldı. Sonra şöyle dedi: "Burada bazı kimseler şehid edilecektir. Onlar sahabelerden başka, şehitlerin en hayırlılarıdırlar, hesapsız olarak Cennet'e gireceklerdir." Böyle derken oradaki bir yere işaret etti, orayı bellediler ve Huseyin de orada öldürüldü.

    Kabu'l-Ahbar'dan Kerbela ile ilgili olarak birçok rivayetler varid olmuştur. Ebu'l-Cenab el-Kelbî ile diğerlerinin anlattıklarına göre Kerbela halkı, Huseyin'in öldürülmesinden sonra cinlerin ona ağıt yaktıklarım hep işitirlermiş ve cinler ağıt yakarken de şöyle derlermiş:

    "Rasûl, onun alnındaki kanlan sildi, Onun yanaklarında parlaklık vardır. Ebeveyni, Kureyş'in en yüksek soyundandır. Dedesi de dedelerin en hayırhsıdır."

    Adamın biri, bu ağıta şu cevabı vermişti:

    "Heyet olarak onu karşılamaya gittiler, ama onlar,

    Heyetlerin en kötüleri ve şerlileri idiler.

    Peygamberlerinin kızının oğlunu öldürdüler.

    Onu hendeklere düşürüp durdurdular."

    İbn Asakir'in rivayetine göre bir grup Müslüman, Bizans'a gazayali derlerken bir kilisede şöyle bir yazıya rastlamışlardı:

    "Huseyin'i öldüren bir ümmet,

    Hesap gününde onun dedesinin şefaatini umar mı?"

    Gaziler, kilisedeki bu yazıyı kimin yazdığını sorduklarında ilgililer: "Bu yazı, sizin peygamberinizin bisetinden 300 sene önce buraya yazılmıştır." demişlerdi.

    Başka bir rivayette anlatıldığına göre Huseyin'i öldürenler dönüp gecelediklerinde onun kesik başı yanlarında olduğu halde içki içme-ve başlamışlardı. O esnada demirden bir kalem ortaya çıkarak o evdeki duvara şu satırı kanla yazmıştı:

    "Huseyin'i öldüren bir ümmet,

    Hesap gününde onun dedesinin şefaatini umarlar mı?"

    İmam Ahmed b. Hanbel, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Rasûlullah (s.a.v.)'ı günün ortasında rüya halinde tozlu ve saçı başı dağınık vaziyette gördüm. Elinde içi kan dolu bir şişe vardı. Kendisine dedim ki:

    - Anam babam sana feda olsun ya Rasûlallah, bu nedir? Buyurdu ki:

    - Bu, Huseyin'in ve arkadaşlarının kanıdır.

    Ben o günden itibaren bu olayın ne zaman olacağını hep beklemeye başladım."

    Ammar dedi İd: Biz o güriü tesbit ettik ve sonradan anladığımıza göre Huseyin, o günde öldürülmüştü.»

    İbn Ebi'd-Dünya, Ali b. Zeyd b. Cüda'nm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

    «İbn Abbas, uykusundan uyandı ve: "Doğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz." mealindeki ayet-i kerimeyi okudu. Sonra da: "Vallahi Huseyin öldürüldü." dedi. Arkadaşları: "Niçin ey İbn Abbas?" diye sorunca o şöyle cevap verdi: Rasûlullah (s.a.v.)'ı rüyada gördüm, elinde kan dolu bir şişe vardı. Bana dedi ki: "Biliyor musun, benden sonra ümmetim ne yaptı? Huseyin'i öldürdüler. İşte bu, onun ve arkadaşlarının kanıdır. Bu kanları Allah'a arz edeceğim." Arkadaşları, İbn Abbas'm bu konuşmayı yaptığı günü ve o saati bir kenara yazdılar. Yirmi dört gün geçtikten sonra Huseyin'in o günde ve o saatte öldürüldüğüne dair haber Medine'ye geldi.»

    Tirmizî, Selma'nın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

    «Ummu Seleme'nin yanma gittim, ağlıyordu, kendisine sordum:

    - Niçin ağlıyorsun?

    - Rasûlullah (s.a.v.)'ı gördüm. Saçında ve sakalında toprak vardı. Kendisine: "Neyin var ya Rasûlallah, bu ne haldir?" diye sorduğumda bana şu cevabı verdi: Az önce Huseyin'in öldürüldüğünü gördüm:»

    Muhammed b. Sa'd, Şehr b. Havşeb'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

    "Biz, Peygamber (s.a.v.)'m eşi Ummu Seleme'nin yanındaydık. Bir imdat sesi duyduk. Ummu Seleme'ye bir kadın geldi. Yanımda durup-"Huseyin öldürüldü." dedi. Ummu Seleme de şu karşılığı verdi: "Demek böyle yaptılar. Allah onların mezarlarını (veya evlerini) ateşle doldursun." Böyle dedikten sonra Ummu Seleme bayılıp yere düştü. Biz de kalkıp gittik."

    İmam Ahmed b. Hanbel, Ummu Seleme'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Cinlerin, Huseyin için ağladıklarını ve ona ağıt yaktıklarını işittim."

    Huseyin b. İdris, Ummu Seleme'nin şöyle dediğim rivayet etmiştir: Cinlerin Huseyin'e şu şiirle mersiye okuduklarını işittim;

    "Ey cahilce Huseyin'i Öldürenleri Azabı ve cezayı müjdelerim size! Gökteki herkes size beddua ediyor, Ne kadar melek ve peygamber varsa, Süleyman da, Musa da, İncil sahibi İsa da, Bütün bunlar size lanet okuyorlar."

    Hatib, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Cenâb-ı Allah, Muhammed (s.a.v.)'e şöyle vahyetti: Ben, Zekekiya oğlu Yahya'nın öldürülmesine karşılık 70.000 kişiyi öldürdüm. Senin kızının oğlu (Huseyin'in) öldürülmesine karşılık da 70000.000 kişiyi öldüreceğim." Bu, cidden garib bir hadistir. Hakim, bunu "el-Müstedrek" adlı eserinde rivayet etmiştir. Taberanî de bununla ilgili çok garib rivayetlerde bulunmuştur.

    Şiîler, aşura günü ile ilgili olarak abartılı rivayetlerde bulunmuş ve bu konuda yalan ve asılsız birçok hadisler uydurmuşlardır. Mesela, Huseyin'in öldürüldüğü aşura gününde güneşin tutulduğu ve yıldızların ortaya çıktığını, o gün hangi taş kaldırılsa altında mutlaka kan göründüğünü, göğün kenarlarının kızardığım, güneşin doğarken kan gibi ışınlar saçtığını, semanın kan emen bir kuztçuk gibi olduğunu, yıldızların birbirlerine çarpıldığım, semanın kırmızı renkli yağmur yağdırdığını, o güne kadar daha önce o şekilde semada bir kırmızılık görülmediğini ifade etmişler. Buna benzer birçok yalanlar uydurmuşlardır.

    İbn Luhey'a, Ebu Kubeyl el-Meafirî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

    "Huseyin'in öldürüldüğü gün güneş tutuldu, yıldızlar göründü. Vakit de öğle vaktiydi. Huseyin'in kesik başını hükümet konağına götürdüklerinde konağın duvarlarından kanlar sızmaya başladı. Yeryüzü üçgün süreyle karardı. Safran ve alaçehre bitkilerine elini süren kimsenin eü yanıyordu. Kudüs'te hangi taş kaldırılırsa, altında mutlaka taze kan görülüyordu. Huseyin'e ait develeri ganimet eden düşmanlar bu develeri kesip pişirdiklerinde etleri çok acı olup Ebu Cehil karpuzunu andıran bir tad veriyordu..."

    Şiîler, buna benzer daha birçok yalan ve uydurma hadisler ortaya sürmüşlerdi ki, bunlardan hiçbiri doğru değildir.

    Huseyin'i öldürenlere isabet eden bela ve musibetlerle ilgili olarak rivayet edilen hadislere gelince bunların çoğu sahihtir, onu öldürenlerden olup da dünyada bela ve musibetlerden kurtulan çok az kimse olmuştur. Bunlar bir hastalığa yakalanmadan dünyadan çıkıp gitmiş değildirler. Çoğu delirmiştir. Huseyin'in öldürülmesiyle ilgili olarak Şiîler ve Rafıziler, çok yalan ve asılsız haberler nakletmişlerdir. Burada bu haberlere Örnek olarak yeteri kadar nakilde bulunduk. Bazı nakillerimizde de şüphe vardır. İbn Cerir ve diğer hadis hafız ve imamları, eğer bunları anmış olmasalardı, bu haberleri buraya almazdım. Naklettiğim haberlerin çoğu, Şiî olan Ebu Mihnef Lut b. Yahya'ya aittir ki o da hadis imamları nezdinde rivayet bakımından zayıf bir kimsedir. O, sadece haber hıfzeden bir kimse olup bu gibi haberler başkasının nezdinde mevcut olmayıp onun nezdinde mevcuttur. Bu sebepledir ki konuyla ilgili eser tasnif eden müelliflerin çoğu ona dil uzatmışlardır. Doğrusunu Allah bilir.

    Hicri dördüncü asır da Büveyhîler devleti zamanında Rafiziler, aşırı giderek aşura gününde Bağdat'ta ve benzeri beldelerde def çalıp yollara ve çarşılara kül ve saman savurup dükkanlara mendil asıp hüzünlerini açığa vurur ve ağlarlardı. Çokları da susuz olarak öldürüldüğü hatırasına saygı göstermek maksadıyla aşura gecesinde su içmezlerdi. Sonra kadınlar, yüzlerini açıp ağlayarak yüzlerini ve göğüslerini tokatlayarak yalın ayak sokaklara dökülürlerdi. Buna benzer daha birçok çirkin bid'at ve rezilane âdetler icad ettiler. Böyle yapmakla da Emevi devletini protesto etmek istiyorlardı. Çünkü Huseyin, Emevi devletinin hakim olduğu zamanda öldürülmüştü.

    Şam'daki Rafızi ve Şii düşmanlarına gelince, onlar da aşura gününde tam tersi bir âdet ortaya çıkardılar. Bunlar da aşura gününde bazı hububat çeşitlerini bir araya katıp pişirirler, yıkanır, koku sürünür, en güzel elbiselerini giyinir ve aşura gününü âdeta bayram gibi kutlarlardı- Bu günde çeşitli yemekler yapar, sevinç ve ferahlarını açığa vururlardı. Böyle yapmakla da Rafîzilere ters bir hava meydana getirmek ve °nlara karşı olduklarını göstermek isterlerdi.

    Hz, Huseyin'i öldürenler, güya onun Müslümanların -bir araya gelip ittifak etmelerinden sonra- birliklerini bozmak, onları parçalamak ve insanların ittifakla kendisine bey'at ettiği kimseyi hilafetten halletmek maksadıyla Kûfe'ye geldiğini söyleyip tevilde bulunarak onu öldürmüşlerdi. Sahih-i Müslim'de insanların böyle bir duruma girmekten sakınmaları gerektiğini bildiren bir hadis varid olmuştur. Bazı cahillerin hakları olmadığı halde böyle bir tevilde bulunarak Huseyin'i öldürdükleri ifade edilmiştir. Ancak onların, Huseyin tarafından ileri sürülen üç tekliften birini kabul etmeleri gerektiği anlatılmıştır. Bunlar ümmetten zorba bir grubu yermekle bütün ümmeti yeriyorlar ve dolayısıyla peygamberini itham ediyorlardı. Aslında hakikat onların iddia ettikleri gibi değildi, tuttukları yol doğru değildi. Aksine imamların öteden beri hepsi, Huseyin'in ve arkadaşlarının öldürülmesine razı olmamışlardır. Bundan hoşlanmamışlardır. Sadece Kûfelilerden az bir grup buna razı olmuşlardır. Allah onlara lanet etsin. Çokları da fasit maksat ve amaçlarına ulaşmakta onu vasıta etmek için Kûfe'ye gelmesi gerektiğine dair Huseyin'e mektup yazmışlardı.

    İbn Ziyad, Kûfelilerin dünyalık peşinde olduklarım anlayınca onları Huseyin'e karşı -gerek teşvik ederek gerek korkutarak- yönlendirdi. Onlar da bu yüzden Huseyin'den el çektiler. Onu yardımsız bıraktılar, sonra da öldürdüler. Aslında Irak ordusundaki askerlerin hepsi, Huseyin'in öldürülmesine razı değildi. Muaviye oğlu Yezid de -doğrusunu Allah bilir ya- buna memnun olmadığı gibi bundan hoşlanmadığını da belirtmiş değildi. Akla gelen kuvvetli ihtimale göre Yezid -eğer öldürülmesinden önce- Huseyin'in yanma gidebilseydi onu affederdi. Nitekim babası Muaviye de ona bu şekilde vasiyette bulunmuştu. Zaten bunu da kendisi açıkça ifade etmişti. Huseyin'i öldürmesinden dolayı İbn Ziyad'ı kınamış, ona sövmüştü, zahiri ifadelerinden anlaşılan budur. Ancak yine de onu görevden azletmemiş ve cezalandırmamıştı. Onu kmayıcı bir haber de göndermemişti, doğrusunu Allah bilir.

    Her Müslünıanın, Huseyin'in öldürülmesi sebebiyle üzülmesi gerekir. Çünkü o, Müslümanların efendilerinden, sahabelerin âlimlerinden olup Rasûlullah'ın en faziletli kızı Fatıma'mn oğluydu. İbadet eden yürekli ve cömert bir kimseydi. Ama belki de çoğu riyakarlık ve yapmacık hareketlerden ibaret olan -Şiilerin yaptığı gibi- aşırı derecede vücuda işkence etmek ve matem tutmak, güzel bir davranış değildir. Huseyin'in babası Ali, daha faziletli bir kimse olup şehid edildiği halde Şiiler, onun öldürülüş gününü Huseyin'in öldürülüş günü gibi matemle geçirmemektedirler. Babası Ali, sabah namazına gitmekte iken hicri kırkbirinci senenin ramazan ayının on yedisinde, cuma günü öldürülmüştü. Osman da aynı şekilde öldürülmüş ve o, Ali'den daha faziletli bir kimse idi. Ehl-i sünnet ve'1-cemaat bu görüştedir. Osman, hicri otuzaltıncı senenin zilhicce ayında teşrik günlerinde evinde mahsur halde iken öldürülmüştü. Boğazının damarlarına kadar koparılmıştı, ama insanlar onun öldürülüş gününü matemle geçirmemektedirler. Aynı şekilde Hattab oğlu Ömer de hem Osman'dan, hem Ali'den daha faziletli idi. Mihrapta sabah namazını kılarken ve Kur'ân okurken Öldürülmüştü. Ama insanlar, onun öldürülüş gününü matemle geçirmemektedirler. Ebu Bekir es-Sıddık da Ömer'den daha faziletli bir kimse olduğu halde onun vefat gününü hiç kimse matemle geçirmemektedir. Rasûlullah (s.a.v.), dünya ve ahirette ademoğlu-nun efendisidir. Allah, onun ruhunu kendisinden Önceki peygamberler gibi teslim aldı, vefat ettirdi. Ama hiç kimse, ne onun ne de diğer peygamberlerin vefat günlerini şu bilgisiz Rafizilerin Huseyin'in ölüm gününü matemle geçirişleri gibi matemle geçirmemektedir. Ve hiç kimse bütün bu yüksek şahsiyetlerin vefat günlerinde Huseyin'in öldürüldüğü günde güneşin tutulması ve semada kızarıklığın belirmesi gibi harika hallerden birinin zuhur ettiğini iddia etmemiştir.

    Bu gibi durumlarda ve musibetlerde söylenecek en güzel söz, Huseyin'in oğlu Ali'nin, dedesi Rasûlullah (s.a.v.)'dan rivayet ettiği şu

    sözdür:

    «Bir Müslüman, başına gelen bir musibeti -aradan ne kadar zaman geçsede- andığı zaman istirca eder, (Doğrusu biz Allah'a aidiz ve biz O'na dönücüleriz." derse, Allah ona o musibete uğradığı gündeki kadar sevap verir.» Bu hadisi, İmam Ahmed b, Hanbel ile İbn Mace rivayet etmişlerdir.


    Huseyin'in Mezarı

    Müteahhirin ulemasının çoğuna göre Huseyin'in mezarı, Ali'nin şehid edildiği Kerbela nehri yanındaki Taftadır. Anlatıldığına göre bu şehitlik abidesi, Huseyin'in mezarı üzerine inşa edilmiştir. Doğrusunu Allah bilir. îbn Cerir ile diğerlerinin anlattıklarına göre Huseyin'in öldürüldüğü yer, belirsiz hale gelmiştir ki, Amse orayı belirleyecek durumda değildir. Ebu Nuaym Sebil b. Dekkin, Huseyin'in mezarını bildiklerini iddia edenleri reddetmiştir.

    Hişam b. Kelbî'nin anlattığına göre mezarının yerini belirsiz kılmak amacıyla Huseyin'in mezarına su akıtıldığı zaman o su kırk gün sonra çekilip kurudu. Beni Esed kabilesinden bir bedevi oraya gelip avuç avuç toprağı alıp koklamaya başladı. Nihayet gelip Huseyin'in mezarı başında durdu. Düşüp ağladı ve şöyle dedi: "Anam babam sana feda olsun, ne kadar da hoş kokuyorsun, toprağın da çok hoş kokuyor." Böyle dedikten sonra da şu beyti okudu.

    "Mezarını düşmanından gizlemek istediler,

    Mezar toprağının hoş kokması, onun mezarının bulunduğu yeri gösterdi."


    Huseyin'in Başı

    Tarihçi ve siyercilerce meşhur olan kavle göre İbn Ziyad, Huseyin'in kesik başını Muaviye oğlu Yezid'e göndermiştir. Bazıları bunu reddederler. Böyle bir şeyin olmadığını söylerler. Bence meşhur olan görüşe göre îbn Ziyad, onun kesik başını Muaviye oğlu Yezid'e göndermiştir. Doğrusunu Allah bilir.

    Bilginler, Huseyin'in kesik başının nereye defnedildiği hususunda da ihtilaf etmişlerdir. Muhammed b. Sa'd'm rivayetine göre Yezid, Huseyin'in kesik başını Medine valisi Amr b. Said'e göndermiş, o da Huseyin'in başını Fatıma'nın Baki'de bulunan mezarının yanına defnetmiştir.

    İbn Ebi'd-Dünya'nm -ikisi de zayıf ravi olan- Osman b. Abdurrah-man ile Muhammed b. Amr b. Salih'ten yaptığı bir rivayette anlatıldığına göre Huseyin'in kesik başı, Muaviye oğiu Yezid'in hazinesinde kalmış ve Yezid'in vefatına kadar o hazineden çıkarılmamıştır. Daha sonra hazinesinden çıkarılıp kefenlenmiş ve Şam'daki Babu'l-Feradis'e defnedilmiş tir.

    Ben derim ki: Defnedildiği yer, bugün ikinci Babü'l-Feradis dahilinde Mescidü'r-Re's (baş mescidi) diye bilinir, tbn Asakir, "Tarih" adlı eserinde Yezid b. Muaviye'nin dadısı Reyya'nın biyografisinden bahsederken Huseyin'in kesik başı Yezid'in Önüne konulduğunda Yezid'in şu şiiri okuduğunu söylemiştir (Şiir, İbn Zibara'ya aittir):

    "Ah nerede, Bedir'de şehid olan atalarım,

    Hazreçliler, onların mızrak darbeleri karşısında paniğe kapılmışlardı."

    Yezid, daha sonra Huseyin'in kesik başını üç gün süreyle değneğin ucuna takılı bıraktı. Bundan sonra silah anbanna koydu. Orada Süleyman b. Abdülmelik'in zamanına dek kaldı. Süleyman b. Abdühnelik, tahta geçtikten sonra bu kesik başı anbardan çıkardı. Baş, bembeyaz bir kemik olarak kalmıştı. Onu kefenleyip koku sürdükten, üzerine cenaze namazı kıldıktan sonra Müslüman mezarlığına defnetti. Abbasiler, iktidara geçtiklerinde kesik başı mezardan çıkarıp yanlarına aldılar. İbn Asakir'in anlattığına göre Yezid'in dadısı Reyya, Emevi devleti sonrasına kadar yaşamış olup 100 yaşını geçtikten sonra vefat etmiştir. Doğrusunu Allah bilir. Hicri 400 senesinden Önce başlayıp 660 senesine kadar

    Mısır'da hüküm süren Fatimiler, Huseyin'in kesik başının Mısır'a ulaştığını, başı oraya defnettiklerini ve Mısır'da meşhur olan şehitliği, onun defnedildiği yere inşa ettiklerini iddia etmişlerdir ki, o şehitliğe Tacü'l-Huseyin denilmektedir. Bu şehitliği, hicri 500. seneden sonra inşa etmişlerdi. İlim ehlinden birçok imam, bunun asılsız bir iddiadan ibaret olduğunu ve Fatimilerin böyle demekle Rasûlullah'ın kızı Fatıma'nın soyundan gelmekte olduklarına dair ileri sürdükleri batıl iddiayı revaçlandırmak istediklerini söylemişlerdir. Fatimilerin bu iddiası asılsız olup kendileri de hain ve yalancıdırlar. Kadı el-Bakülanî ile birçok önde gelen ulema da bunun kesinlikle yalan olduğunu ifade etmişlerdir. Yeri geldiğinde bunu inşallah detaylı olarak açıklayacağız.

    Ben derim ki: İnsanların çoğu, Fatimilerin bu iddialarına aldanmış-lardır. Güya onlar kesik başı Mısır'a getirip Tacü'l-Huseyin şehitliğinde defnetmişler ve: "Burası Huseyin'in kesik başının bulunduğu yerdir." demişlerdir, İnsanlar da onların bu yalanlarına inanmış ve bunun gerçek olduğuna kanaat getirmişlerdir, doğrusunu Allah bilir.



    Huseyin'in Faziletleri

    Buharı, İbn Ebi Nuaym'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Iraklı bir adamın muharrem ayında kara sineğin öldürülmesinin hükmünü kendisine sorduğunda Abdullah b. Ömer'in şöyle dediğini işittim: "Iraklılar, Rasûlullah (s.a.v.)'m kızının oğlunu öldürmüş oldukları halde karasineğin öldürülmesinin hükmünü soruyorlar! Oysa Rasûlullah (s.a.v.), Hasan ile Huseyin hakkında: "Bu ikisi benim dünyadaki reyhanlarım-dır." demiştir.»

    Tirmizî, Muhammed b. Ebi Yakub'un şöyle dediğini rivayet etmiştir: Iraklılardan biri, sivri sineğin kanının elbiseye bulaşmasının hükmünü İbn Ömer'e sordu. O da şöyle karşılık verdi: ''Iraklılara bakın hele! Muhammed (s.a.v.)'m kızının oğlunu öldürdükleri halde sivri sineğin kanının hükmünü soruyorlar."

    İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hurayra'den rivayet etti ki, Rasûluîlah (s.a.v.), Hasan ile Huseyin hakkında şöyle demiştir: "Bunları seven, beni de sevmiş olur. Bunlara öfke duyan, bana da öfke duymuş olur."

    İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hurayra'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

    "Peygamber (s.a.v.), Ali, Hasan, Huseyin ve Fatima'ya bakıp: "Sizinle savaşanla ben savaşırım, sizinle barışanla da barışırım." dedi.»

    İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hurayra'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

    «Rasûlullah (s.a.v.), Hasan ve Huseyin'i yanma alarak bize geldi.

    Bunlardan biri onun bir omuzunda, diğeri de öbür omuzunda idi. Kah şunu öpüyor, kah diğerini öpüyordu. Bu halde yanımıza geldi. Adamın biri kendisine: "Ya Rasûlallah, vallahi sen bu ikisini seviyorsun." deyince Rasûlullah (s.a.v.) şu cevabı verdi: Bunları seven, beni de sevmiş olur Bunlara öfke duyan, bana da öfke duymuş olur.»

    Ebu Ya'lâ el-Musilî, Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

    "Ehl-i beytinden en çok kimi seversin?" diye sorulunca Rasûlullah (s.a.v.): "Hasan ile Huseyin'i..." diye cevap verdi. Rasûlullah (s.a.v.) dedi ki: "Bana oğullarıim çağırın. Hasan ile Huseyin yanma geldiklerinde onları koklar ve bağrına basardı."

    îmam Ahmed b.Hanbel, Enes'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

    "Rasûlullah (s.a.v.), sabah namazına çıkarken altı ay süreyle Fatıma'mn evine uğruyor ve şöyle diyordu: "Ey hane halkı, haydi namaza! Şüphesiz Allah, sizden kusuru giderip sizi tertemiz yapmak ister."

    Tirmizî, Berra'dan rivayet ederek şöyle dedi:

    «Rasûlullah (s.a.v.), Hasan ile Huseyin'e bakıp:ftAllah'ım, ben bu ikisini seviyorum, sen de bunlan sev." dedi.»

    İmam Ahmed b. Hanbel, Büreyde'nin babasının şöyle dediğini rivayet etmiştir:

    "Rasûlullah (s.a.v.), bize hutbe irad ediyordu. Aniden Hasan ile Huseyin çıkageldiler. Üzerlerinde kırmızı renkli gömlekler vardı. Yürüyorlar, bazen de tökezleyip, düşe kalka geliyorlardı. Rasûlullah (s.a.v.), minberden inip onları kucakladı ve önüne oturttu. Sonra da şöyle dedi: Yüce Allah doğru söylemiş: "Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız bir imtihandır." Ben şu iki çocuğun düşe kalka geldiklerini gördüm, dayanamadım, sözümü kesip bunlan yanıma aldım."

    Tirmizî, Ya'lâ b. Mürre'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

    "Huseyin bendendir, ben de Huseyin'denim. Allah, Huseyin'i seveni sevsin. Huseyin, ümmetlerden bir ümmettir."

    Taberanî, Ya'lâ b. Mürre'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Hasan ile Huseyin, ümmetlerden iki ümmettir." .

    İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Said el-Hudrî'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Hasan ile Huseyin cennetliklerin gençlerinin efendileridirler."

    Ebu'l-Kasım el-Beğavî, Ebu Said'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Hasan ile Huseyin, teyze oğulları Yahya ile İsa dışındaki cennetliklerin gençlerinin efendisidirler."

    İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Sabit'in şöyle dediğim rivayet etmiştir:

    "Ali oğlu Huseyin mescide girdi. Cabir b. Abdullah da şöyle dedi: "Cennet ehlinin gençlerinin efendisine bakmak isteyen kimse şuna baksın. Ben, Rasûlullah (s.a.v.)'ın böyle dediğini işittim."

    Tirmizî ile Neseî, Zer b. Hubeyş'in şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:

    "Hüzeyfe'nin annesi, Hüzeyfe'yi Rasûlullah'a gönderdi ki, Rasûlullah hem kendisi, hem de oğlu Hüzeyfe için mağfiret dilesin. Hüzeyfe de bu olayla ilgili olarak şöyle dedi: Ben, Rasûlullah (s.a.v.)'ın yanma gittim, onunla beraber akşam namazını kıldım. Sonra yatsı vaktinde de namazı onunla beraber kıldım. Rasûlullah, namazdan sonra gitti. Ben de peşine takıldım, sesimi işitince arkasına dönüp bakmadan: "Kim o, yoksa Hüzeyfe mi?" diye sordu. Ben de "Evet" diye cevap verince o şöyle dedi: "Ne ihtiyacın var, Allah seni ve ananı bağışlasın. İşte şurada bir melek var, bu geceden önce yeryüzüne inmiş değildi. Bana selam vermek ve Fatıma'mn cennetlik kadınların hanımı olduğunu, Hasan ile Huseyin'in de cennetlik gençlerin efendileri olduklarım bana müjdelemek için Rabbinden izin istemiş."

    Sonra Tirmizî, bu hadisin hasen ve garib olduğunu söylemiştir. Ali, Huseyin, Ömer, îbn Ömer, İbn Abbas, îbn Mesud ve diğerleri tarafından da bunun gibi hadisler rivayet edilmiştir. Ancak bütün bunların se-nedlerinde zayıflık vardır. Doğrusunu Allah bilir.

    Ebu Davud et-Teyalisî, Ebu Hurayra'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.)'m Hasan ile Huseyin hakkında şöyle buyurduğunu işittim: Beni seven şu ikisini de sevsin."

    İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hurayra'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

    "Rasûlullah (s.a.v.)'la beraber yatsı namazını kılıyorduk. Secdeye vardığında Hasan ile Huseyin onun sırtına atladılar. Başını secdeden kaldırdığında onları yumuşakça tutup yere indirdi. Tekrar secdeye vardığında onlar yine sırtına atladılar. Nihayet namazım tamamladı, sonra onları dizlerinin üzerine oturttu. Ben kalkıp yanma gittim ve: "Ya Rasûlallah, bunları annelerine götüreyim mi?" diye sorduğumda bir şimşek çaktı. Rasûlullah da onlara: "Haydi annenize gidin" dedi ve ikisi annelerinin yanma varıncaya kadar şimşeğin aydınlığı devam etti."

    İmam Ahmed b. Hanbel, Ali'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

    "Rasûlullah (s.a.v.), ben uykudayken yanıma geldi. Hasan veya Huseyin, içecek birşeyler istediler. Rasûlullah (s.a.v.), kalkıp bir koyunumuzu sağdı. Sütü, içmek isteyen çocuğa içirirken diğeri geldi. Rasûlullah, onu uzaklaştırdı. Fatıma da: "Ya Rasûlallah, öyle sanıyorum kî, bunu diğerinden daha çok seviyorsun, öyle değil mi?" diye sorunca Rasûlullah (s.a.v.): "Hayır, ama bu ondan önce istemişti." diye cevap verdi. Sonra da şöyle dedi: "Ey Fatıma, doğrusu ben, sen, şu iki çocuk ve Şurada yatmakta olan (Ali), kıyamet gününde aynı yerde olacağız."

    Rivayetlerde sabit olduğuna göre Ömer, Hasan ile Huseyin e ıkramda bulunur, onları sırtına alır, babalarına m'al verdiği gibi onlara da verirdi. Bir defasında Yemen'den elbiseler getirilmiş idi. Ömer, bu elbiseleri sahabelerin çocuklarına paylaştırdı, ama Hasan ile Huseyin'e birşey vermedi ve: "Bu elbiseler arasında Hasan ile Huseyin'e layık olan yok." dedi. Sonra Yemen valisine emir gönderdi. Onlara münasip iki elbise diktirdi.

    Muhammed b. Sa'd, Ayzar b. Hinisin şöyle dediğini rivayet etmiş. tir:

    "Bir ara Amr b. As, Ka'be'nin gölgesinde oturmakta iken Huseyin'in gelmekte olduğunu gördü ve şöyle dedi: "Bu, yeryüzü sakinleri arasında göktekilerin ençok sevdiği insandır."

    Zübeyr b. Bekkar, Cafer'in babası Muhammed'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

    "Rasûlullah (s.a.v.), Hasan, Huseyin, Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Cafer ile bey'atlastı. Bunlar henüz buluğa ermemiş küçük çocuklardı. Rasûlullah (s.a.v.), bizden başka küçüklerle bey'atlaşmış değildir." Bu, mürsel ve garib bir rivayettir.

    Muhammed b. Sa'd, Abdullah b. Ubeydullah b. Umeyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

    "Ali'nin oğlu Huseyin yirmibeş kez yaya olarak hac etti. Develeri Önü sıra yürümekteydiler, onlara binmiyordu."

    Doğrusu şu ki; develere binmeksizin yaya olarak hacca giden zat, Huseyin'in kardeşi Hasan'dır. Nitekim Buharı de böyle rivayet etmiştir.

    Medainî dedi ki: "Hasan ile Huseyin arasında bir tartışma oldu. Birbirlerine darıldılar. Bir süre sonra Hasan, Huseyin'e gidip üzerine yumuldu ve başını öpmeye başladı. Huseyin de kalkıp onu öptü ve şöyle dedi: "Aslında önce benim gelmem ve seninle barışmam gerekirdi, ama fazilete senin benden daha layık olduğunu gördüğümden senin hak ettiğin fazileti senden almak istemedim. Önce gelip barışman sebebiyle fazileti senin kazanmanı istedim."

    Asmaî, İbn Avn'm şöyle dediğini anlatır;Hasan, şairlere armağan verdiği için Hüseyn'e kmayıcı ve ayıplayıcı bir mektup gönderdi. Huseyin de bu mektuba cevaben şöyle dedi: "Malın en güzeli, insanın ırzını ve onurunu koruyan maldır."

    Taberanî, Süleyman b. Heysem'in şöyle dediğim rivayet etmiştir: " Huseyin, Kabe'yi tavaf ediyordu. Hacer-i Esvedi istilam etmek istedi, ancak kalabalıktan ötürü buna imkan bulamadı. Adamın biri orada bulunan Ferezdaka Huseyin'i göstererek: "Şu kimdir ey Ebu Fi-raz!" diye sorunca Ferezdak şöyle cevap verdi:

    "Bu, öyle bir kimsedir ki Batha vadisi onun adım atışını tanır,

    Beyt onu tanır, Hil ve Harem onu tanır.

    Bu, Allah'ın kullarının en hayırlısının oğludur.

    Bu, takva sahibi, seçkin, teiniz ve özel bir kimsedir.

    Hatim'in duvarları, elini sürdüğünde onun avucunu tanıdığından neredeyse yakalamak üzeredir.

    Kureyşliler, onu gördüklerinde sözcüleri şöyle der: Bunun ahlakî üstünlüğü, üstünlüklerin son noktasıdır.

    Bazen utandığından susar, bazan heybetinden ötürü susar.

    Ancak gülümserken konuşur.

    Elinde bir hayzuran vardır. Kokusu zarif ve güzeldir

    Öyle bir el ki, takva sahibidir. Onun burnundan da kokular gelir,

    Nesebi öz be öz Rasûlullah'tandır.

    Unsurları hoştur, ahlak ve karakteri güzeldir.

    Rahvan at bile onun ahlaki üstünlüklerinin son noktasına koşarak ulaşamaz.

    Ne kadar da gayret gösterip kerem sahibi olsalar, hiçbir kavim onun ahlaki üstünlüğüne ulaşamaz.

    Allah'ı tanıyan, Huseyin'in evveliyatım da tanır, bilir.

    İslâmiyet, onun ailesinden ümmetlere ulaşmıştır.

    Onlar hangi aşirettirler, onların boyunları ne şuna, ne de ona eğilip büküldü. Onların evveli de nimettir."

    Taberanî, "el-Mu'cemu'l-Kebir" adlı eserinde Huseyin'in biyografisinden bahsederken Ferezdak'a ait olan bu şiirin Huseyin hakkında söylendiğini nakietmiştir ki, bu tuhaftır. Meşhur rivayete göre Ferezdak, bu şiiri, Huseyin için değil de onun oğlu Ali için söylemiştir. Bu, akla daha uygundur. Zira Ferezdak, Huseyin'i hac dönüşünde Irak'a giderken görmüştü. Huseyin, Ferezdak'tan Iraklıların durumunu sormuş, o da önceki kısımlarda naklettiğimiz şekilde anlatmıştı ve Huseyin, Ferezdak'tan ayrıldıktan birkaç gün sonra öldürülmüştü. Onun Beyt'i tavaf ettiğini ne zaman görmüştü? Doğrusunu Allah bilir.

    Hişam, Avane'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ubeydullah b. Ziyad, Ömer b. Sa'd'a şöyle bir soru sordu:

    - Huseyin'i öldürme hususunda sana gönderdiğim mektup nerede?

    - Ben senin emrini yerine getirdim, ama mektup kayboldu.

    - Mektubu getireceksin.

    - Kayboldu.

    (Vallahi getireceksin. Mektup bir yere bırakılmıştır herhalde. Al-lah'a yemin ederim ki, Kureyş'in acuze kadınlarına bu mektup okunacaktır. Ben de Medine'ye gidip onlardan özür dileyeceğim. Allah'a yemin ederim ki, Huseyin'in öldürülmemesi için sana çok nasihat ettim.

    Eğer bu nasihatlan Sa'd b. Ebi Vakkas'a yapmış olsaydım daha iyi olurdu. Ben onun için gerekeni yaptım.

    Orada bulunan Ubeydullah'm kardeşi Osman b. Ziyad da şöyle de di:

    - Vallahi Ömer doğru söylüyor. Allah'a yemin ederini ki keşke Huseyin öldürülmeseydi de kıyamete kadar Ziyad oğullarının burnunda hızma takılı olsaydı, ben buna da razı olurdum. Keşke Huseyin öldürülmeseydi.

    Allah'a yemin ederim ki Osman'ın bu sözlerini Ubeydullah b. Ziyad reddetmedi."

    (İbn Kesîr, El Bıdaye Ve'n-Nihaye, Çağrı Yayınları: 8/286-340)
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş