yalnızlığın çoğu zaman insanı geliştiren bir tercih olduğuna inanırdım. öyle ya, Peygamber de yalnız kalarak doğruya ulaşmamış mıydı? Hira demek doğruluğun rehberi demekse eğer, bu yolun güzergahı yalnızlıktan geçmiyor muydu? kafam karışıktı ve insanın kendisiyle olan şu bildiğiniz terapiler için kalemimi mesaiye çağırdım.

havaya baktım hafif sis var, biraz da sinsi bir soğuk. öyle filmlerden fırlamış bir sahne gibi masanın üzerinde kahvem ve sandalyede ben, yazmaya çalışmıyorum. aksine tam da Anadolu'nun içinden kopan bir karenin içindeyim. iki büklüm olmuşum ve kara kara düşünmek deyimini şuanlarda pratiğe geçriyorum. evet, çok fazla dağıttım sanırım. ne diyorduk? ha! yalnızlığın insanın derinlerindeki yansımasını konu edinmiştik. yalnızlık... galiba karakteristik olarak yalnızlığa düşkün bir yapım var. birilerinin çok konuşması ya da ne bileyim... çok kalabalık ortamlar fazla ilgimi çekmiyor. bırakın ilgiyi, bunaltıcı bile geliyor diyebilirim. tabi ki kendimi Allah'ın elçisi de böyleydi diyerek teselli etmeye çalışmıyorum. zira zügürt tesellisi kalıbına en çok inananlar listesindeyim, eminim. ama diyorum ki, madem benim karakterim bunun olmasını kaçınılmaz kılıyor, o zaman bu huyumu lehime kullanmak akıllıca olmaz mı? yok, henüz tam bir kanıya varmış değilim. sadece bazı kavramların insanlara göre özelleştirmesi gerektiğine inanan ama yalnızlık kavramının bunlara dahil olup olmadığına emin olamayan biriyim. herkesin bir Hira dönemi olmalı mı mesela? yalnızken arkadaşınız şeytan olur hadisi bir kenarda dursun, her birey yalnızlığın o buruk tadına bakmalı mıdır? bence evet. en azından kendimi kıstas alacak olursam, evet. her insan, koyun sürüsünden ayrılıp kendi Hira'sında kendisini dinlemek zorundadır. çünkü Allah'ı bulabilmek, içindeki kainatı ve mucizeleri keşfetmekle başlar. kendini keşfetmek ise pek tabii yalnızlık ile mümkündür. her gün belli bir müddet kendini herşeyden soyutlayarak kendi gündeminde boğulmak gerekir. yoksa inanç da teslimiyet de sadece somut bir madde haline dönüşecek, sahabenin o maneviyat yüklü hayatından bir adım daha uzaklaşılacaktır. kırk yıla yakın bir iç terapisi geçiren Peygamberi düşünecek olursak her gün birkaç saat aslında itidalli bir süre olabilir. ama tüm bu yazılanlardan inzivaya çekilip tamamen kendini dış dünyadan koparıp iç dünyaya adamak değildir. dedim ya ; orta yol ! aslında hayatın her alanında bakılması gereken bir perspektif. çizgiyi aşmamak ve hafife almamak arasındaki o ince çizgi.

peki, herşey tamam. günde belli bir vakti bu terapimize ayırdık, bu kez de daha büyük bir duvar çıkıyor karşımıza. işte duvarımızın barındırdığı o muazzam soru ; insan, kendini nasıl dinler ve dinlendirir? bugüne kadar kendini dinlememiş olan, dış cephelerin buyruklarına binaen doğru yolu bulmuş ve hayatında hiç Hİra'ya ihtiyaç hissetmemiş olan bir birey nasıl kendini dinlemelidir? bu şekilde sırat-ı müstakime varmış olmak tabii ki kötü değildir. ama böyle devam etmek de ne derece iyidir bilinmez. bazen kendi yolunu kendin çizmeye çalışmak da gerektiği aşikardır. bu yüzden önce kendini dinlemeye karar vermeli, bunun öncesinde ise bunun nasıl yapıldığı öğrenilmelidir. kendini dinlemek kalıbı pek çok kişide farklı şekillerde zuhur edebilir. eli kaleme yatkın olan biri yazarak, bunu yapamayan kendisini düşünmeye sevkedecek -ama yormayacak- bir takım şeyler okuyarak bu işlevi yapabilir. her ne şekilde Hira'mızı gerçekleşrirsek gerçekleştirelim dikkat edilmesi gereken belli başlı noktalar vardır. aslında biraz siyer okuyan biri bu noktaları zaten bilir.

ilk olarak; Hira'mızda tek ve yegane dostumuz Allah olmalıdır. düşüncelerimizi vesveseden ve şerden uzak tutmak, bu yalnızlığın Allah için olduğuna inanmakla başlar. aksi takdirde İslam Peygamber'inin bizi tehdit ettiği kaçınılmaz sona, yani şeytanın arkadaşlığına düşeriz ki bundan Allah'a sığınırım.

ikinci olarak: Hira'mıza girmeden önce her güne özel tartılıp düşünülmesi gereken bir konu belirlemeliyiz. bu belirlenen konular içe dönük olsa tadından yenmez olur hani. kendimizdeki bir eksikliği yada bir hatayı, yahut ilk konu olarak Hira'nın yani yalnızlığın bizim için ne denli bir ihtiyaç olduğunu düşünürsek de fena olmaz. bu aşamada da ezeli düşmanımıza dikkat etmek gerek. bizi geçmişle vurmasına izin vermemeli gelecek ile kaygılandırmasına da göz yummamalıyız.

üçüncü olarak; kendi terapimizin notlarını tutmak, içimizdeki problemleri çözüm aşaması olarak kağıda dökmek basamakları anlamamıza kolaylık sağlar. misal olarak, Hira'nıza girdiniz ve düşüneceğiz şey öfke probleminiz. kendinizi eleştirdiniz, af dilediniz ve en sonunda bunu yenebileceğiniz bir takım yollar keşfettiniz. - kopya çekip bu yolların içinde ayaktaysan oturmak, yahut abdest almak gibi güzergahlar eklenebilir- bunları yazın ki kendi psikolojinize ışık olsunlar.

dördüncü olarak; Hira'yı bedensel anlamda ifa ettikten sonra yani günün bir vakti ki zamanımızın en uygun vaktinin gece olduğunu düşünüyorum, beyninizin içine bir tane Hira odası eklemenizi tavsiye ederim. çünkü Hira vaktinde düşündüğünüz ve çözdüğünüzü sandığınız problemler sizin karşınıza o anda değil, hayatın akışında çıkacaktır. kendinizi frenlemek adına kaçıp sığınabileceğiniz bir Hira'nın olması bütün bu çabaları boşa çıkarmayacaktır.


yolumuzdaki çakıl taşlarının biri olan bu koyun sürüsü halimizi ne kadar irdeleyebildim, bilmiyorum. ama hala inatla savunduğum bir gerçek var ki o da her müslümanın bir Hira'sı olması gerektiğidir. zira birçok kargaşanın arasında kendi sesimizi duyabileceğimiz tek yerdir ; Hira. bazen bir terapi salonu, bazen bir ders sınıfı bazen de kendimizi görebildiğimiz bir aynadır Hira. umarım tüm Hira kaçamaklarımızın sonunda Allah'ın Peygamberine vahyettiği Kuran'ın nurundan bizim kalbimize de ilham etmesi mümkün olur. Şüphesiz ki gayret bizden, başarı Allah'tandır.



Ümmü Erva